Ahmet TAKAN
15 Eylül 2020

Oruç Reis lastik mi patlattı!..


Biz de dert bir değil ki!.. Hangisine yanalım?..

Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakelaropulu, Meis’in sözde egemenliğinin Yunan’a geçişinin 77’nci yılı törenleri için adaya geldi. Gelmişken egemenliği Yunan’a devredilmemiş olan Karaada’ya da ayak bastı.

Yunan, Ege’de Türk kıyıları boyunca Doğu Ege’deki adaları anlaşmaların hilafına silahlandırıp asker konuşlandırarak gayri-askeri statüsünü bozuyor, şikayetlerimizi yok hükmünde sayarak Meis ve Karaada özelinde canlı canlı gözümüzün içine sokuyor, Türkiye’nin söylediklerine masal muamelesi yapıyor, bırakın geri adım atmayı söz konusu adalardaki egemenliğini ve askeri varlığını daha da artırıyor. Türkiye’ye açıkça meydan okuyor…

Bu manzaraya rağmen Savunma Bakanı Hulusi Akar, Kaş’tan Yunan tarafına dostluk ve barış mesajları veriyor, Yunan Cumhurbaşkanının yaptıklarını sadece gerginliği artırıcı davranış olarak nitelendiriyor.. Aynı saatlerde Oruç Reis gemimiz sahadan ayrılıp Antalya Limanı’na dönüyor. İç turizmimizi patlatıyor!.. Oruç Reis etrafına tekne turları düzenleniyor!..

Yunan Başbakanı, Oruç Reis’in limana dönüşünü olumlu bir adım olduğunu söyleyip gerginliğin düşürülmesi için diğer adımların da atılmasını beklediğini söylüyor. Yunan ve AB tarafı bunu Türkiye’nin bir geri adımı olarak görüyor. Sonrasında Türk yetkililerden gelen açıklamalarda ise bunun bir geri adım olmadığı, Oruç Reis’in bakım için limanda olduğu yeniden göreve çıkacağı söyleniyor.

Arşivde ise Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 29 Ağustos’ta “Oruç Reis bölgede 90 gün daha çalışmaya devam edecek” şeklindeki sözleri nal gibi duruyor!.. Bu sözden sonra Oruç Reis’in sahadan ayrılması geri adım mı değil mi varın siz karar verin.

Bir yandan da ayrı bir kayıkçı kavgası… Yunanistan’ın çıkarttığı suni Doğu Akdeniz kriziyle Yunan-Rum ikilisinin asıl hedefini gözden kaçırıp sahte hedef Macron’a odaklanıyoruz. Kurumsal dış politikanın yerinde yıllardır yeller esiyor. Kişisel dış politika esas oldu!.. Macron gitse yerine gelen farklı bir Türkiye politikası mı izleyecek? Hollande, Sarkozy, Chirac, Mitterand… Macron’dan farklı mıydı?.. Biz Türkler ekmek kafalı mıyız?.. Fransa’nın asala ve PKK terör örgütlerine verdiği destekleri, himayeleri, içilen Türk kanlarını unuttuk mu?..

★★★

Biliyorum!.. Hislerimin tamamını buraya yansıtmaya kalksam yine kendimi mahkeme salonunda bulacağım. Frene basıyorum. Benden çok daha soğukkanlı bir isimden; savunma, güvenlik, dış politika analisti emekli Deniz Kurmay Albay Cahit Armağan Dilek’ten son gelişmeleri değerlendirmesini istedim. Dilek, sorularıma yanıt verirken, “Ege’nin konuşulmasını istemeyen Yunanistan’ın hedefinde Doğu Akdeniz vardı. Kıta sahanlığı ve bununla bağlantılı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB), konusunda söz hakkı olmadığı Girit-Rodos’tan Kıbrıs’a kadar olan bölgeyi de Türkiye ile yeni kriz alanına dönüştürmek, böylece Türkiye’yi Trakya’dan Süveyş’e kadar olan cephede kriz alanlarıyla çevreleyip kuşatmak istiyordu” dedi. Daha fazla vitesten atmadan sözü Cahit Armağan Dilek’in değerlendirmelerine bırakıyorum;

“-Türk Donanması varını yoğunu ortaya koyup mücadeleyi sürdürürken büyük resmi görmekte, karşı tarafın nihai hedefini analiz etmede siyasi düzlemde eksikler olduğu anlaşılıyor. Bunda çok teknik bir konu olan deniz yetki alanları, MEB, kıta sahanlığı alanlarında popülarite kazanmış bazı kişilerin yanlış öngörü ve tezlerle karar alıcıları ters yönde yönlendirmesinin önemli etkisi var. Ekonomik temelli olan ve denizlerdeki hak ve menfaatlerinin öneminin kavranması bağlamında ortaya atılan ‘Mavi Vatan’ ifadesinin bağlamından koparılıp klasik anlamdaki vatan kavramı vatan toprağı ile özdeşleştirilmesi, Misak-ı Milli ile örtüştürülmesi karşılaştığımız soruna çözüm geliştirmemizi önledi. Kamuoyunu askeri çözümlere ve beka konusuna odaklanmaya itti.

-Hiç acelesi ve önceliği yokken özellikle son bir yıldır Doğu Akdeniz’de mutlaka ve derhal MEB ilan etmeliyiz tutumu Yunanistan’ın istediği durumun önünü açtı. Türkiye’nin Libya ile imzaladığı deniz yan sınırı anlaşmasından rahatsız olan ve bunu etkisiz kılmak isteyen Yunanistan ve GKRY geçen yıl bu sahlarda yaptığımız sondaj ve araştırmalara usulen tepki gösterirken bu sefer tepkiyi zirve yaptırıp krize AB ve ABD’yi de dahil ederek uluslararası hale getirdi.

-Türkiye’nin Libya’daki pozisyonundan ve anlaşmalarından rahatsız olan AB ülkelerini özellikle Fransa’yı da arkasına alarak tamamen ekonomik yetkilerle ilgili olan MEB konusunu ve alanını askerileştirdi. Bu yaklaşıma maalesef Türkiye’den bazı uzmanlarda yorumlarıyla, yani sanki bir savaş yaşanacakmış gibi askeri mukayeseler ve muhtemel savaş sonuçları açıklayarak ortam hazırladı. Hal böyle olunca savaşı önlemek adına araya girenler arttı. Müzakereleri dayatan çözüm önerileri ve şartlar ortaya kondu.

-Türkiye açısından can sıkıcı olan Güney Ege adaları olan Rodos ve Girit’e hatta Kerpe ve Kaşot’a da karasularının dışında MEB sahası verilebilecek olması. Yunan tarafı hiçbir ilave deniz alanı alamayacağını bildiği Meis’i bir pazarlık konusu yapıp Meis’ten taviz verir gibi yapıp özellikle Rodos ve daha geniş bir alanı da Girit için almaya çalışacaktır. Yunan Cumhurbaşkanının krizin ortasında göstere göstere Meis’e gelmesinin bir nedeni de budur. Arkasındaki güçlerin de bunun alt yapısını hazırladığı anlaşılıyor. Yunanistan-Mısır anlaşmasının ABD’nin baskısıyla imzalandığı, bu anlaşmada Meis’e alan tanınmazken Rodos ve Girit’e ilave deniz alanları tanınması bunun göstergesidir.

Bu durum Türkiye-Libya hattını keseceği gibi daha da vahimi Ege’de yerleşim olan Eğriboz, Midilli, Sakız, Limni vs gibi nispeten büyük adalara da ilave MEB sahaları verilmesinin önünü açabilecektir.

Tabi GKRY’nin de bir aktör olarak muhatap alınması Kıbrıs’ın batısında Rumlara  daha geniş bir MEB sahası bırakılması için de büyük baskı gelecektir.

-Baştan buyana Türkiye’nin Yunanistan’la müzakere edilecek bir konusu olmadığını söylüyorum. Çünkü Türk adalarını işgalin ve anlaşmaların ihlalinin müzakeresi olmaz. Yapılacak iş verilecek süre içinde Yunanistan ihlal ve işgalleri bitirmesidir. Aksi halde askeri karşılıkla sorunun çözülmesidir.

-Bu saatten sonra Türkiye müzakerelerden kaçan taraf olarak suçlanacaktır. Türkiye müzakere masasına otururken Libya anlaşmasına uygun bölgelerde araştırma ve sondajlarına devam etmeli, böylece 28 derece boylamının batısındaki hak ve menfaatlerinin de takipçisi olacağını göstermelidir. Ayrıca Ege’deki kıta sahanlığı anlaşması olmadan Rodos ve Girit’e karasuları dışında ilave deniz alanları verilmesini gündeme almamalıdır.”

Yazarlar

Oruç Reis lastik mi patlattı!..
Ahmet TAKAN