Dünyada bazı günler vardır; bir haber gelir ve o haber, tek başına bir ülkeyi değil, bütün bir dönemi, hatta geleceği anlatır.
Venezuela’da yaşananlar da tam olarak böyle bir eşik oldu.
Bir devlet başkanının nasıl alındığı, nasıl götürüldüğü, nasıl gösterildiği...
An be an canlı yayınlanan görüntüler...
Son birkaç gündür bize Venezuela’dan çok, dünyanın nereye savrulduğunu anlatıyor.
Ve bu hikayenin adı, çoktan konulmuş durumda: Orman kanunları.
★★★
ABD, yedi ay önce İran’daki üç nükleer tesisi vurduğunda İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi net bir cümle kurmuştu.
“Orman kanunları işliyor.”
Yıllardır nükleer programlarının barışçıl olduğunu kanıtlamaya çalıştıklarını, müzakere ettikleri aynı irade tarafından bombalandıklarını söylüyordu.
Haklıydı.
Çünkü artık ne anlatılan önemliydi ne de deliller.
Önemli olan neye inanıldığıydı.
Haklı olan değil, güçlü olan hayatta kalıyordu.
Bu, medeniyetin reddiydi.
Pençesi güçlü, dişi keskin olanın hüküm sürdüğü bir sistem...
Kuralların değil, içgüdülerin belirlediği bir düzen.
★★★
2003’te Irak işgali öncesinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne elinde bir şarbon şişesiyle gelmişti.
Saddam Hüseyin’in biyolojik silahları olduğuna dair “somut istihbarat”tan söz etmişti.
Tam bir buçuk saat boyunca dünyayı ikna etmeye çalıştı.
Yıllar sonra kendisi de itiraf etti.
Belki o gün de birçok kişi bunun yalan olduğunu biliyordu.
Ama yine de bir ikna kaygısı, bir meşruiyet arayışı vardı.
2012’de bu kez İsrail Başbakanı Netanyahu BM Genel Kurulu kürsüsüne elinde bir bomba görseli ile çıktı.
Üzerine kalın kalın bir kırmızı çizgi çizdi.
İran’a müdahale edilmesi gerektiğini anlattı.
O dönem İsrail istihbaratı Mossad bile bu tehdidin abartıldığını söylüyordu ama yine de dünya kamuoyuna dönük bir anlatı kurma çabası vardı.
O köprünün altından çok sular aktı.
Bugün o çaba da yok.
Gazze’ye bakın.
İsrail orantısız bir saldırı başlattı.
Cılız kınamalar dışında ses çıkmadı.
Katliam soykırıma dönüştü.
Topraklar genişletildi.
Suriye’ye doğru ilerledi.
Golan Tepeleri işgal edildi.
Kimse dönüp “Ne yapıyorsun?” demedi.
Ne hukuk işledi ne adalet.
Kuralların yerini kaba kuvvet aldı.
Füzesi olan, savaş uçağı olan, füze atıldığında durduracak Demir Kubbesi olan; kısacası gücü olan kazandı...
Ve gözünü yeni avlara dikti.
Dün Srebrenitsa’yı durduramayanlar, bugün Gazze’de olana bitene göz yumdu.
İran’ı, Irak’ı, Lübnan’ı, Suriye’yi izleyenler; şimdi Venezuela’yı seyre durdu.
Venezuela’da yaşananlar bu yeni dönemin vitrini oldu.
ABD bir ülkenin görevdeki devlet başkanını, kaldığı evden helikopterle alıp ABD’ye kaçırdı.
“Suç örgütü lideri” dedi.
Bir kartelin başı olduğunu savundu.
Kelepçeli, zincirli, kulaklarında ses geçirmeyen kulaklıklarla görüntüsü dünyaya servis edildi.
Ardından adeta bir televizyon şovu başladı.
Hollywood’u kıskandıracak bir prodüksiyonla helikoptere bindirildi, o helikopter an be an takip edildi, New York’ta hakim karşısına çıkarılacağı binaya kadar tüm süreç canlı yayınlandı.
Bir devlet başkanı değil, bir suç örgütü lideri gibi...
Ne Birleşmiş Milletler vardı, ne uluslararası hukuk tartışması, ne kamuoyunu ikna etme ihtiyacı.
“Biz yaptık” dendi.
“Oradayız ve kalacağız” dendi.
“Gerekirse başkasını da alırız” dendi.
Nitekim Donald Trump’ın son açıklamaları bu yeni dönemin manifestosu gibiydi.
Kolombiya’ya, Küba’ya, Meksika’ya, İran’a, Danimarka’ya açık açık gözdağı verdi.
“Kolombiya hasta bir adam tarafından yönetiliyor, askeri operasyon kulağıma iyi geliyor” dedi.
Küba için “Düşmeye yakın görünüyorlar” ifadesini kullandı.
Meksika’ya “orada bir şeyler yapılmalı” mesajı verdi.
İran’a “protestocuları öldürürlerse sert şekilde vururuz” diye seslendi.
Danimarka’ya “Grönland’a ihtiyacımız var. Güzellikle vermezlerse ekonomilerini çökertirim” dedi.
Putin’den memnun olmadığını da ekledi.
★★★
Eskiden dünya yine kötüydü ama en azından utanıyordu.
Şimdi utanma da yok.
Eskiden kurallar vardı.
Uymayanlar yine olurdu ama en azından kuralların “varlığı” kabul edilirdi.
Şimdi ise bambaşka bir dil konuşuluyor.
Daha sert, daha çıplak, daha sabırsız...
Venezuela’da yaşananlar, bu yeni dilin en güncel örneği oldu.
Artık soru şu:
Gücü yetenin istediğini yapabildiği, canı isteyenin canı istediği yere müdahale edebildiği bir düzene mi geçiyoruz?
Cevap her geçen gün daha netleşiyor.
Dünya artık orman kanunlarıyla yönetiliyor.
Bu kanunda haklı olan değil, güçlü olan kazanıyor.
Bu kanunda hukuk yok, adalet yok.
Sadece güç var.