Hüsnü Mahalli
27 Ağustos 2021

Öpüşelim koklaşalım


Yarın Bağdat’ta önemli bir zirve toplantısı var.

Çok net olmamakla birlikte Türkiye, Irak, İran, Mısır, BAE, Katar, Suudi Arabistan, Ürdün, Kuveyt ve Fransa’dan liderler ya da temsilciler katılacakmış.

Toplantının adı “Irak’a komşu ülkeler” diye açıklanmıştı ama Suriye davet edilmedi.

Belki de Fransa Cumhurbaşkanı Macron “Orası bizim eski sömürge olduğuna göre ben Esad’ı temsil ederim’ demiştir!”

Fırat’ın doğusunu işgal altında tutan yeni sömürgeci Biden’ın onayını alarak.

Olur öyle şeyler deyip geçelim ve kendimize bakalım.

Türkiye’nin Suriye, Irak ve Katar’da askeri var.

Türkiye 2013’den bu yana Müslüman Kardeş Mursi’yi deviren Sisi ile küs.

Türkiye’nin 2013’den bu yana Sisi’ye destek veren Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkileri “limoni” idi.

Bu iki ülke Haziran 2017’de Katar’la kavga edince Türkiye de onlarla kavgalı oldu.

Mısır, Suudi Arabistan ve BAE liderleri hakkında her şeyi söyledik ama işe yaramadı üstelik Türkiye hızla yalnızlaştı.

Üç ülke ABD, AB, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs (Rum yönetimi) ile ittifaklar kurarak Türkiye’yi sıkıştırdı.

Sonunda Ankara geri adım atmak zorunda kaldı.

Aylardır Mısır, Suudi Arabistan ve son olarak BAE liderlerine “gelin barışalım” diye yalvarıyoruz.

Adamlar biraz ağırdan alıyor ama sonuçta herkes ABD’nin müttefiği.

Hepsinde Amerikan üsleri var.

Gün gelir Afganistan’ı bıraktığı gibi ya da yakında Irak’ı bırakacağı gibi hepsini bırakabilir.

Eğer giderse bakalım yarın Cumhurbaşkanı Erdoğan Mısır, BAE ve Suudi liderlerle nasıl tokalaşıp sonra da sarılıp öpüşecek?

Rahmetli Demirel’in deyimiyle “Dün dündü” der yeniden dost ve kardeş oluruz!

ABD bile Taliban’la barıştığına göre herkes herkesle barışacak ama ABD izin vermedikçe hiç kimse Esad’la konuşamaz.

Herkes kendine verilen rolün gereğini yapmak zorunda yoksa işini kaybeder.

Taliban gibi çağ dışı, ilkel ve herkese göre terörist bir örgütle barışmak var ama bir zamanlar herkesin dostu olan Esad’la konuşmak yok.

Herkesçe terör örgütü kabul edilen NUSRA ve benzerleri korunup kollanacak ama meşru Suriye devletiyle ilişki kurmak olmaz.

Konuşma olmayınca başta mülteciler olmak üzere hiçbir sorunun çözümü olmuyor.

Olmuyor çünkü “Büyük Patron” böyle istiyor.

Çözüm olmayınca Amerikalılar ve müttefikleri Fırat’ın doğusunda kalacak.

Onlar kalınca son zamanlarda Ankara’nın konuşmaz olduğu PYD/YPG orada duracak.

Onlar orada durdukça NUSRA ve benzerleri İdlib’de yerleşecek.

Suriye’nin yaklaşık yüzde onunda yayılmış olan TSK destekli silahlı gruplar Ankara’dan aldıkları maaşlarla geçinip gidecek.

Her şey 2004’de BOP ve Mart 2011 Arap Baharı planına uygun olarak gelişiyor.

Şimdi sıra Afganistan’da.

Taliban’ın “aniden” Kabil’i ele geçirmesinden dolayı herkes çok şaşkınmış!

15 Ağustos’tan bu yana 100 bin kadar işbirlikçi Afganlı ülkeden çıkarıldı.

Her şey oyun.

ABD ile Taliban 29 Şubat 2020’da Katar’da barış anlaşması imzalamıştı.

Bu anlaşma için iki taraf Temmuz 2018’den o tarihe kadar on kez bir araya geldi ve her konuyu en ince detayıyla konuştular.

Varılan anlaşmaya göre ABD ve NATO 14 ay içinde Afganistan’dan tamamen çekilmiş olacaktı.

Yani Nisan 2021.

O zaman sürpriz olan ne?

Mülteciler tiyatrosu da neyin nesi?

Kim neyin peşinde?

Yakında o ülkede iç savaş başlarsa kim neyi, nasıl ve kimden yana kontrol edecek.

Batılılara göre böyle bir olasılıkta on milyon Afganlı ülkesinden kaçar.

Sizce nereye gider?

Kim onlara kucak açar?

Kim onlara “din kardeşiyiz buyurun gelin” der.

Hep söylüyorum:

Afganistan dizisi yeni başlıyor.

10 yıldır Kanlı Arap Baharı ve ona bağlı iç ve dış politikadan dolayı başımıza gelenleri konuşup durduk.

Şimdi sırada Afganistan var ve olacak.

Yoksa Ankara durduk yerde Mısır, BAE ve Suudi Arabistan’la neden barışsın!

Sedat Peker bir gerekçe olabilir ama yeterli değil!

Hani şu Zarrab olayındaki gibi! 

Yazarlar

Öpüşelim koklaşalım
Hüsnü Mahalli