Memduh Bayraktaroğlu
30 Ağustos 2020

Ne çirkefe taş at ne üstüne sıçrasın…


Çocukluğumda her çocuk gibi benim de çekiştiğim çocuklar oldu tabii ki…

Eve gelince, benimle hır çıkarmak isteyen çocuğu ve aramızdaki konuşmaları, itiş kakışı; anneciğime heyecanla anlattığım bugünkü gibi aklımda…

Anneciğim (Allah uzun ömürler versin) başımı okşar, iki yanağımdan öper: “Ne çirkefe taş at ne üstüne sıçrasın be oğlum…” derdi.

Eğer politikacı olsaydım…

Eğer devleti yönetme yetkisine sahip olsaydım…

Ne başka devlet insanlarını tahrik ederdim

Ne de…

Başka devlet insanlarının beni tahrik etmelerine aldırış ederdim…

Hele günümüzde…

Silahlı savaş yapan ülkeleri getirin gözlerinizin önüne…

Hem politikacıları ve hem de halkları; insani ve iktisadi gelişimini tamamlayamamış olan ülkeler bunlar…

Hemen hepsi de Müslüman…

Bu Müslüman ülkeler daha en başında İsrail’in varlığını kabul etseydiler; bugün hem bölge âbâd olacaktı…

Hem de en azından meşruti hanedanlıklar veya demokratik cumhuriyetler oluşacak…

Silah sanayicilerine ve tacirlerine kaptırılan milyarlarca dolar halkların refahı için harcanacaktı…

Neden mi?..

Eğitimde, din ahlâkından önce hukuk ahlâkı öğretilecekti de ondan…

Hukuk ahlâkı uzlaşmayı, paylaşmayı, yardımlaşmayı öğretiyor…

Din ahlâkı ise ne yazık ki savaşmayı emrediyor…

SONUÇ MEYDANDA…

Gelişmiş ülkeler bir ülkeyi yok etmek istiyorlarsa eğer…

Silâh kullanmaya ihtiyaç duymazlar…

Yani…

Paralarını ve gençlerini ölüme göndermezler…

Onun yerine…

İktisadi ve siyasi yaptırım uygulayarak bitirirler hedef ülkeyi…

Yaptırımlardan önce ise sizi dünyanın gözünde; “uzlaşmaz, kavgacı, kafatasçı, İslamcı v.b.” sıfatlarla yaftalarlar…

Diğer ülkelerin de sizin ülkenizden nefret etmesini sağlarlar…

Ve sonra…

Yaptırım uygulamaya başlarlar…

Bakın İran’a…

Irak’ı hatırlayın…

Libya’nın ne hale geldiğini hep birlikte gördük…

Hepsi de petrol zengini ülkelerdi ama…

Petrolden gelen milyarlarca doları halklarının refahı ve özgürlükleri için harcayacaklarına; silâh satın alımı için harcadılar ve…

Sonuç meydanda…

ASIL FELÂKET İŞTE O…

Kamuoyu araştırma şirketleri her soruyu soruyorlar…

Kanaryaların ötüşünün siyasi yaşamı nasıl etkileyeceğini bile soracaklar neredeyse ama…

Nedense…

“Türkiye mahkemelerinde modern hukuk kuralları yerine Kur’andaki kuralların uygulanmasını ister misiniz” sorusunu sormuyorlar.

Bu soru ne işe mi yarar?..

AKP’nin yüzde kaç oy için; Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılâplarıyla savaştığını anlarız en azından…

Yüzde 3 mü?..

Yüzde 8 mi?..

Yoksa yüzde 18 mi?..

Eğer AKP’nin laik demokratik cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılâplarıyla savaşma nedeni %3 şeriatçı seçmen oyu ise; laik seçmenler o açığını kapatırlar…

Yok eğer AKP’nin, “Demokratik cumhuriyetin yerine İslâm Cumhuriyeti kuracağız” sözüne umutlarını bağlayanların oranı yüzde 20’leri falan bulmuşsa

Asıl felâket işte o…

TÜM ULUSUMUZUN ZAFER BAYRAMI KUTLU OLSUN

“Devlet 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlamıyor” diyen arkadaşıma cevap verdim:

“Zafer Bayramı’nı kutlamayan Devlet değil, siyasal iktidar…”

“ ‘İktidar aynı zamanda devlet haline geldi’ diyen sen değil miydin?” diyerek benim siyasal iktidara bakış açımı hatırlattı…

“Haklısın ama” dedim… “O, milli bayramlar dışında geçerli… Milli bayramlar aynı zamanda ulusun bayramlarıdır… siyasal iktidar sahip olduğu devletin milli bayramı kutlamasını engelleyebilir ancak halkın bayram yapmasını engelleyemez…”.

Bu gece sevgilimle birlikte; bir elimizde bayrağımız, diğer elimiz ise birbirine kenetlenmiş olarak sokaklarda olacağız…

“Türkiye laiktir laik kalacak; cumhuriyetimiz de ilelebet payidar kalacak” diye haykıracağız…

21. yüzyılda ülkemizi de topraklarımızı da Atatürk’ün “Yurtta barış dünyada barış” ilkesinden sapmadan…

Demokratik, laik sosyal hukuk devletimizi

Yargı bağımsızlığımızı…

Kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı demokrasimizi…

Ve…

En az eşitsizliği ve haklı rekabeti ilke edinmiş özgürlükçü ekonomimizi ise…

Geliştirerek koruyacağız…

Tüm ulusumuzun Zafer Bayramı kutlu olsun…

OTORİTENİN İSTEDİĞİNİ YAPTI…

Avukat Ebru Timtik ölüm orucu sonunda yaşamını yitirdi…

Ölüm orucu tabii ki kabul edilebilir bir protesto eylemi değil…

Ancak…

Protest ruhlar, adalet peşinde koşuyorsa eğer…

Onları bir tek güç durdurabilir: Ölüm…

Ebru Timtik

Timtik işte o protest ruhlardan birinin sahibiydi…

Yaşayıp mücadele etmektense, ölümü tercih etti

Yani…

Otoritenin istediğini yaptı…

SOSYAL MEDYADAN

Eskiler:

“Şu beş şeye güvenilmez” derlerdi;

1.) Şems-i Şita (Kış Güneşi)

2.) Sükunet-i Derya (Durgun Deniz)

3.) İltifat-ı Ümera (Amirlerin İltifatı)

4.) Cilve-i Nisa (Kadının Cilvesi)

5.) Nasihat-ı Â’da (Düşmanın Nasihati)

Bugünlerde bu beş güvenilmeze bir yenisi eklendi:

“Gâz-ı Cuma” (Cuma Günleri Verilen Müjde…).

Yazarlar

Ne çirkefe taş at ne üstüne sıçrasın…
Memduh Bayraktaroğlu