Can Ataklı
7 Eylül 2020

Meclis’i böyle değersizleştiriyorlar


ANALİZ

Meclis’i böyle değersizleştiriyorlar

Türkiye demokratik bir hukuk devleti mi?

Kağıt üzerinde öyle tabii.

Anayasa, devleti tarif ederken “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik sosyal bir hukuk devletidir” diyor.

Bunu kanıtlamak için de çeşitli kurumlar sıralanıyor.

En başta hükümet var tabii.

Sonra parlamento olmazsa olmaz gibi görülüyor.

Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay gibi kurumlarla sanki denetim yapıldığı ifade ediliyor.

Tabii bu ülkede yaşayınca, bunların hiçbirinin geçerli olmadığını görüyoruz, biliyoruz.

Özellikle demokrasinin olmazsa olmazı siyasi partiler, seçimler ve seçimle oluşturulan parlamento, bugünkü tuhaf rejimimizde de var.

Var ama neye yarıyor.

Anayasa değişikliği için referanduma gidilirken parlamentonun artık hiçbir işlevinin kalmayacağını defalarca anlattık.

Ancak çoğunun adının önünde cafcaflı akademik unvanlar bulunan yandaşlar, “Hayııır, tam tersi, asıl şimdi parlamento denetimi başlıyor. Cumhurbaşkanının attığı her adım çok daha iyi denetlenecek” diye çığrışıyorlardı.

Sonuç zaten ortadaydı, ama şimdi herkes anladı da iş işten geçti artık.

Şu an Türkiye’de bir parlamentodan söz etmek mümkün değil.

Her şey saraydan yönetiliyor, Meclis ise 600’e yakın milletvekilinin oturduğu yerden para aldığı bir yer haline geldi.

Gerçi muhalefet milletvekilleri bazı kanunlar görüşülürken canla başla çalışıyor, sayısal olarak başarı sağlayamayacaklarını bildikleri halde doğruları söylüyor, kimileri de soru önergeleriyle iktidarı denetlemeye çalışıyor ama bunlar çare olamıyor tabii.

Bundan önce de örneklerle parlamentonun nasıl devre dışı bırakıldığını dile getirmiştim.

Çarşamba günü BirGün gazetesinde gördüğüm bir haber buna çok uygun örneklerden biriydi.

CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin, Meclis Başkanı’na 2018 yılında başlayan 27’nci Yasama Dönemi’ne ilişkin yazılı soru önergelerinin istatistiklerini sormuş.

Tabii Meclis Başkanı çok çalıştığı için soruya Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç cevap vermiş.

Bilgiç’in cevabına göre, son iki yılda Meclis’e 32 bin 297 yazılı soru önergesi sunulmuş.

Diyeceksiniz ki “Ne güzel işte, milletvekilleri boş durmuyormuş.”

Evet öyle görünüyor, bakalım bu önergeler partilere göre nasıl dağılmış.

32 bin 297 yazılı soru önergesinden 22 bin 59’unu CHP milletvekilleri vermiş.

Sanırım bunun da yarısını veren Ömer Fethi Gürer’dir.

HDP milletvekilleri 6 bin 385, MHP’liler 928, İYİ Partililer 2 bin 712 yazılı soru önergesi vermiş. Sadece 2 milletvekili olan TİP 17, Demokrat Parti 8, Saadet Partisi 148, DBP bir önerge verirken, 37 önerge ise bağımsız milletvekillerince sunulmuş.

AKP’yi merak ettiniz değil mi?

Rakamları sayıp AKP’nin kaç soru sorduğunu öğrenmek için uğraşmayın, toplam 32 bin 295 çıkıyor. Yani AKP’liler sadece 2 kere soru sormuşlar.

Bunlardan Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a TOKİ’nin İzmit’te yaptığı Cedit Toplu Konut anlaşmasının akıbetini sormuş.

Kütahya Milletvekili İshak Gazel, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait itfaiye ekibindeki atamaların liyakata uygun olup olmadığını sormuş. Soylu da önergeye yanıt vermemiş.

İşte zaten iyice etkisizleştirilen parlamento böyle değersiz hale getiriliyor.

İktidar sahipleri, muhalefetten gelen önergelerin ezici bir çoğunluğuna cevap bile vermiyor. Görüldüğü gibi kendi partilerinden “ilaç için” sorulan soruları bile cevapsız bırakmışlar.

Sonra bunun adı “demokrasi ve hukuk devleti” oluyor öyle mi?

ŞAŞIRDIM

Hulusi Akar’ın sözleri nasıl olur da Atatürk’le özdeşleştirilir

Geçen hafta Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın sözleri medyada geniş yer buldu.

Yandaş tetikçi medya olduğu kadar muhalif medya da bu sözleri iri biçimde sayfalarına ve ekranlarına taşıdı.

Hulusi Akar, Hava Kuvvetleri’nin bir etkinliğine katılarak jete binmiş ve uçmuştu.

Bu etkinlik sırasında Fransa ve Yunanistan’a yönelik eleştiriler de yapan Hulusi Akar şu ilginç cümleyi de kurmuştu: “Geldikleri gibi giderler.”

Yandaş tetikçi medyanın kimi unsurları gibi bazı muhalif gazeteler de bu sözleri Atatürk’le özdeşleştirdi.

Atatürk, Anadolu’ya geçip Milli Kurtuluş Savaşı’nı başlatmadan önce Dolmabahçe açıklarında demirlemiş olan İngiliz Donanması’na bakıp da “Geldikleri gibi gidecekler” demişti ya işte ona öykünmüşler.

Külliyen yanlış.

Ayrıca Hulusi Akar da böyle düşünerek söylediyse bu sözleri çok büyük hata yapmış.

Atatürk, “Geldikleri gibi gidecekler” sözünü İstanbul’u işgal etmiş emperyalist güçlere karşı söylemişti.

Yabancı güçler Türk topraklarında ve Türk sularındaydı.

Peki şimdi bir işgal durumu ile mi karşı karşıyayız?

Yabancı güçler topraklarımızda ve sularımızda mı geziyor?

Yok böyle bir şey.

O halde Atatürk’ün tarihi sözünü bu kadar küçük düşürmenin alemi yok.

Umarım ve dilerim Akar da bu sözü Atatürk’e nazire olarak söylememiştir.

KOMİK

Zehir gibiler maşallah hemen harekete geçtiler

Bazı yazılardaki öngörüm daha mürekkebi kurumadan gerçekleşiveriyor.

Cuma günü yazdığım bir yazıda, Erdoğan’ın bazı avukatların meslekten men edilmesi gerektiğini düşündüğü söylemesi üzerine “Bu hemen emir telakki edilecektir, AKP’liler hemen kanun çıkarmak için bir teklif sunacaklardır, bu şaşmaz” demiştim.

Yazının çıktığı gün gerçekleşti bile bu.

AKP milletvekilleri; Avukatlık Kanunu’nun, “Disiplin cezalarının uygulanacağı haller” başlıklı 134. maddesinde düzenleme yapılması için harekete geçti bile.

Söz konusu madde “Avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar” hakkında ilgili disiplin cezalarının uygulanacağını hüküm altına alıyor.

Ancak bu maddede disiplin cezasına konu eylemler açık bir şekilde belirtilmiyor.

AKP’liler bu maddeyi Erdoğan’ın istediği biçimde yeniden yazıp beğenmedikleri avukatları hemen meslekten atacak hale getirecekler.

Sanıyorum konuyla ilgili kanun teklifi de hemen hazırlanır ve Meclis açılır açılmaz, Genel Kurul’a getirilir.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Şükürler olsun enflasyon oranında “ekonomistler” yanılmış

Ay başında Türkiye İstatistik Kurumu’nun enflasyon rakamları açıklandı.

Son ayda fiyatlar sadece 0.86 artmış TÜİK’in müthiş uzmanlarına göre.

Gerçi bu konu yıllardır tartışılır, enflasyon hesabının neye göre yapıldığını bir türlü anlayamayız.

Çünkü vatandaş günlük hayatta gördüğüne bakar.

Geçen ay pazara gittiğinde 100 liraya aldığını bu ay 110 liraya alıyorsa, TÜİK’in açıklamalarının bir anlamı kalmaz.

Eskiden ister iktidardan yana olsun ister muhalefetten, enflasyon rakamları açıklandığında medyada gerçekçi yorumlar yapıldığını görürdünüz..

Şimdi durum çok farklı.

Artık ne olursa olsun sadece iktidarı övmeye, gerçekleri saptırmaya ve halkın beynini yıkamaya çalışan bir medya türü var.

Üstelik devlet gücüyle beslendikleri ve desteklendikleri için hayli de güçlüler.

İşte bu medya, son rakamları “iyiymiş” gibi göstermek için yine elinden geleni yaptı.

Öncelikle “Korona nedeniyle zaten olumsuz olan ortam” ifadesi her seferinde kullanılıyor.

Yandaşlara göre bu ayki enflasyon, uzmanlar tarafından 0.96 olarak bekleniyormuş ama hükümetin çok başarılı ekonomi yönetimi sayesinde bu beklenti gerçekleşmemiş.

Şükredelim yani durumumuza.

Maazallah ya “uzmanların” beklentisi gerçekleşseydi ne olacaktı?

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Allah aşkına nesi skandal bu sözlerin?

Yandaş medyanın saldırmayı pek sevdiği isimlerin başında Mine Kırıkkanat gelir.

Mine Kırıkkanat entelektüel düzeyi çok yüksek, lafını asla esirgemeyen bir gazeteci yazar.

Mine Kırıkkanat çok şey bilir.

Çok uzun yurt dışı deneyimi nedeniyle nitelikli dünyayı da iyi tanır, çok sayıda fikir insanı dostu arkadaşı vardır yabancılar arasında.

Nitelikleri, konuşmalarına, hal ve tavırlarına da yansır Kırıkkanat’ın.

Öyle ki, çoğu kez mesai arkadaşları bile Mine Kırıkkanat’ın herkesten farklı ve ileri düşüncelerine, tavır ve edasına hayretler içinde bakar.

Medeni insanların bile zaman zaman hayret ettikleri Mine Kırıkkanat’ı, yandaş tetikçilerin anlaması zaten pek mümkün değil.

Onlar asla anlayamadıkları Mine Kırıkkanat’a ancak saldırmayı becerirler.

Mine Kırıkkanat, geçen hafta ekran karartılmadan önce Tele1’e konuk olmuştu.

Her zamanki gibi kendi üslubuyla konuşmuş ve konuşmasının bir bölümünde Türkiye’deki cehaleti sergilemişti.

Yandaş tetikçi takım tabii anında harekete geçti.

Mine Kırıkkanat’ın “skandal bir konuşma ile Türk Milleti’ni aşağıladığını” ileri sürdü.

Kırıkkanat’ın, skandal diye tanımlanan sözleri şöyle;

Tabii ki cahillerimiz çoğunlukta. Yeni bir standart dediğimiz bir kültür, Avrupa ülkelerinde çok daha yüksek. Hatta İran da daha yüksek. Bizde o çok daha aşağıda olduğu için, bunu kanıksamak aslında kültürsüzlük anlamına geliyor. Batı kültüründe devamlılık vardır. Bizde bu bile yok ya. Ya bizde bu bile yok. Bu bile yok. İktidardaki cahil sağcılarımıza ne olduğunu henüz anlatamadık.”

Yandaş tetikçilere göre Kırıkkanat, “skandal” sözlerine “küstah” bir edayla ardı arkası kesilmeyen biçimde devam etmiş.

Diğer skandal ve küstah sözler ise şöyle;

İşte bizde bu çok eksik çünkü cahil sayımız… Çok önemli bir Latince söz vardır. Kültürlü insanlar için program yaptığımdan söyleyebilirim.’Verba volant, skripta manent.’ Sözsel belleği olan, ondan da her şeyi uçan bir seçmen kitlesi. Özenle yetiştirdikleri, cehaletle eğittikleri seçmen kitlesi… Sen istediğini söyle seçmenine, o cahil. Hatta daha kültürsüz… Anlatabiliyor muyum? Cehalet desen diz boyu… İşte bu kültürsüzlüktür. Şaşırdım olanlar karşısında.”

Şimdi herkes elini vicdanına koysun ve Allah aşkına söylesin, nesi skandal bu sözlerin?

En bilinen deyimi “Biz adam olmayız” olan bir ülkede “cehaletin diz boyu olduğunu” söylemek mi skandal yoksa milleti cahil bırakıp bundan büyük kazançlar sağlayanların yaptıkları mı skandal?

Yazarlar

Meclis’i böyle değersizleştiriyorlar
Can Ataklı