Hüsnü Mahalli
27 Temmuz 2021

Laik darbe


Tunus; ‘Arap Baharı’nın başladığı ülke.

1956’da bağımsız olan ülkenin ilk Cumhurbaşkanı Burgiba’ya darbe yaparak kendini Cumhurbaşkanı ilan eden Zeynelabidin Bin Ali 23 yıl süreyle Tunus’u faşist yasalarla yönetti.

‘Arap Baharı’ sürecinde halkın 23 gün süren ayaklanması sonucu Bin Ali ülkeden kaçmak zorunda kaldı ve hizmetinde bulunduğu emperyalist ülkeler onu kabul etmeyince Suudi Arabistan’a sığındı.

Yeni dönemin ilk seçimlerinde laik, sol ve liberal partiler kendi aralarında anlaşamayınca İslamcı Müslüman Kardeşler Partisi El-Nahda oyların % 36’sını alarak 217 sandalyelik mecliste 89 sandalye kazandı ve üç partiyle birlikte koalisyon hükümeti kurarak iktidar oldu.

Buna en çok AKP ve bölgedeki benzeri İslamcı oluşumlar sevinmişti.

Nahda’nın iktidar olmasıyla moral ve cesaret kazanan Tunuslu İslamcı gençler akın akın Türkiye’ye geldi ve buradan da Suriye’ye geçerek IŞİD, NUSRA ve benzeri silahlı gruplara katıldılar.

Bunlarla ilgili çok sayıda haber, yorum ve program yayınlayan Tunus medyası “mücahitlere seks hizmeti sunmak için” Suriye’ye giden yüzlerce genç kızla ilgili inanılmaz hikayeler anlattı.

Nahda ise sessizce ve derinden ülkenin tüm kurumlarını ele geçirmenin yoğun plan ve çabası içindeydi.

Sızdırılan bir ses kaydında Nahda’nın lideri Gannuşi gençlerle bir sohbetinde “Acele etmenize gerek yok çünkü biz her şeyi sessizce yapıyoruz ve yapacağız” diyordu.

Ancak AKP’nin yakın dostu Gannuşi ve lideri olduğu Nahda’nın işi o kadar da kolay değildi.

Seçimlerde birlik olamayan laik, sol ve liberaller ülkenin İslamlaştırılmasına karşı direnmeye başlamıştı.

2014’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini bu çevrelerin desteklediği Çağrı Tunus Partisi lideri El-Sibsi kazandı ve parlamento seçimlerinde Nahda’nın sandalye sayısı 89’dan 69’a düştü.

Ancak Nahda kolay kolay pes etmiyordu.

IŞİD ve benzeri grupların saldırılarıyla sarsılan ülke son dönem korona ve ekonomik sıkıntılarla çok ciddi problem yaşıyordu. Nahda’nın desteklediği Başbakan Meşişi ise Cumhurbaşkanı Kays Said ile kavga edip duruyordu.

Ama Said’in taviz verecek hali yoktu.

Ekim 2019’da oyların 73’ünü alarak Cumhurbaşkanı seçilen Said bir anayasa hukuku profesörü ve laik sistemi savunuyordu.

10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i andırıyordu.

Halkın ezici çoğunluğu Said’in önceki günkü müdahalesini desteklemek için sokaklara dökülürken Nahda lideri ve parlamento başkanı Gannuşi’nin “sokaklara çıkın” çağrısına yandaşları ilgi göstermedi.

TRT’ye konuşan Gannuşi “Said’i darbe yapmakla” suçlarken Katar’ın bildik televizyonu provakatif yalan haberine devam ediyordu.

Said ise anayasanın kendisine tanıdığı yetkilere dayanarak başbakanı görevden aldı, yeni başbakan atadı, parlamentoyu feshedip kapısına kilit vurdu ve üyelerinin dokunulmazlığını kaldırdı.

Yolsuzluk, terör ve benzeri işlere karışan herkes yargılanacak.

Said bu kararları almadan önce ordu ve güvenlik güçlerinin komutanlarıyla toplantı yaparak ülkenin demokratik ve laik yapısına sahip çıkacaklarının kararlılığını gösterdi.

AKP ve benzeri oluşumlar bu işe çok kızdı.

AKP’ye göre “Said demokrasiye büyük bir darbe indirmişti”.

AKP; 15 Temmuz darbesinden bu yana Türkiye’yi KHK’larla yönettiğini ve mühürsüz oy pusulası ve zarflarla başardığı Nisan 2017 referandumundan bu yana ülkeyi ne hale getirdiğini unutmuşa benziyor.

Mısır’dan sonra İslamcılar ikinci büyük darbeyi Tunus’ta yedi” demek için henüz erken ama Cumhurbaşkanı Said’in kararlı olduğu ve halkı yanına alarak Tunus’u kurtarmaya kararlı olduğu görülmektedir.

Said’in arkasında şu ülke bu güç var” demekle Nahda’ya sahip çıkmaya çalışanlara tavsiyem:

Haziran 2013’de Müslüman Kardeşleri deviren ve AKP’nin önce çok kızdığı sonra da barışmaya can attığı Sisi olayını hatırlayın.

Tunus’un da AKP’nin türlü türlü İslamcılarla işbirliği yaptığı Libya’ya komşu olduğunu da unutmayın.

Yazarlar

Laik darbe
Hüsnü Mahalli