Can Ataklı
24 Aralık 2020

Koronayı öldüren maske


HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Koronayı öldüren maske

Bugün sizlere Türk bilim insanlarının yeni bir başarısından söz etmek istiyorum.

Biliyorsunuz Almanya’da yaşayan karı-koca iki Türk bilim insanı, korona aşısını geliştirdi.

Son testleri de yapılan bu aşılar kısa bir süre içinde tüm dünyaya yayılacak.

Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci, bütün eğitimlerini yurt dışında yapmışlar ve çok uzun yıllardır Almanya’da çalışıyorlar.

Bu nedenle buluşlarında “batı teknolojisi, bilimi ve disiplini” olduğunu ileri sürebilirsiniz.

Oysa maske ile ilgili yeni buluşu yapanlar Türkiye’de yaşıyorlar, araştırma geliştirme çabalarını Türkiye’de yapmışlar ve koronayı öldüren maskeyi de yine Türkiye’de üretmişler.

Şimdi sizlere birkaç cümle yazacağım.

Bunu tabii ki ben yazmadım, birkaç gün önce medyaya bir basın bülteni göndermişler.

Muhtemelen haber bir halkla ilişkiler şirketinden geldiği için birçok gazete “kes yapıştır” taktiği ile bülteni yayımlamış.

İşte aşağıdaki cümleler bu basın bülteninden:

Çoğu yüz maskesi örnekleri 3 katlı olarak tasarlanıyor. Ancak bu yeni maske nano gümüş ve bio polimer kitin nano partikül teknolojisi ile yapılmış 2 şer kat antiviral iç ve dış alanda katmana da sahip ve 8 katlı. Maskenin virüsü etkisiz hale getirmesi ise gümüş ion&bio polimer KİTİN nano partikül teknolojilerinin, virüsle temas ettiğinde salınan pozitif iyonlar sayesinde, 7 dakikada koronavirüsü yok ediyor. Bu maskeler daha ileri teknoloji içeren 4 bio flement katmanlı 2 spunbond ve 2 meltblown katmanlı yüzde 99.9 filtrizasyon özelliği yanında koronavirüsü yok eden ve kendi ağzımızdaki virüs ve mikropları yok eden ileri teknoloji ürünü.

Benim bu cümleyi tam olarak anlamam mümkün değil.

Muhtemelen sizler de eğer konunun uzmanı değilseniz anlamakta zorlanırsınız.

Tercümesi şu: Normal maskeler 3 katlı. Bu maskeler 8 katlı. Nano teknoloji gibi normal bir insanın asla anlayamayacağı bir teknoloji ile üretiliyor. Maskelerde gümüş iyonu kullanılıyor. Bu da maskeye gelip takılan koronavirüsü 7 dakika içinde yok ediyor, yani öldürüyor.

Ekibin başında fikir babası Ertürk Tezcan var. UCLA mezunu, kimya eğitimi de almış.

Kendisini tanımadım ama telefonla konuştum.

Konusuna o kadar hakim ve heyecanlı ki, anlattığı şeylerin neredeyse hiçbirini anlamadım.

Çünkü her şeyi tamamen bilimsel tanımlamalarla anlatıyor, popülizme kaçmıyor.

Hatta öyle ki, “Yani bu maskeye virüs öldüren maske diyebilir miyiz?” diye sorduğumda “Hay aklınızla bin yaşayın” dedi son derece samimi biçimde.

Diyeceksiniz ki, “Biri virüs öldüren maske yaptığını söyleyince hemen inanıyor musun?”

Elbette hemen inanmıyorum ama hem Türkiye’den hem de saygın uluslararası kuruluşlardan alınmış yeterlilik sertifikalarını gördüm de yazıyorum.

Burada tabii en önemli nokta; böyle bir özelliği olan bir maskenin fiyatının da yüksek olacağı düşüncesi…

Onu da sordum Ertürk Tezcan’a.

“Evet, biraz maliyetli oldu bu çalışmamız ancak olabilecek en düşük fiyata çekmeyi başardık. Şu anda maskeler 1 liradan satılıyor, bu maskeyi 1.5 liradan piyasaya sunacağız” karşılığını verdi.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Medeni bir ülkede böyle bir soruya kimse cevap veremez, zaten böyle bir soru da sorulamaz

Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis gurubunda konuşma yaparken, Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanan İrfan Fidan konusuna değindi.

Üzerinde yorum yapmadan, CHP Genel Başkanı’nın söylediklerini aynen size de sunmak istiyorum.

Şöyle dedi Kılıçdaroğlu;

İrfan Fidan vakasına gelmek istiyorum. Yargıtay üyesi. Yargıtay Kanunu’nun 25. maddesi diyor ki, kendilerine önerecek dosyaları gerektiği zamanda inceleyecek ve kararları yazacaklar. Üyesi bulundukları kurumlarda görüşmelere katılmak, dairenin işleyişini sağlama konusunda başkana yardım etmek. Bu üç maddenin dahi tamamını yerine getirmiş, atandım daha ayakkabısının tozunu silemedim. 107 üyenin oyunu aldı. Arkasında kirli ilişkiler var ama 107 üyenin oyunu alıyorlar. Saraydan alınan talimatlarla. Değerli arkadaşlar şu soruyu sormak lazım, daha dün geldi. Anayasa Mahkemesi üyeliğine, liyakatin yetiyor mu? Tam bir utanç tablosu. Yargıtay’dan birisi çıkıp da ‘Ya burada bir haksızlık var’ diyemiyor. Nasıl oluyor da geliyor, daha koltuğu ısınmadan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteriliyor? Normalde 2 Aralık’ta yapılması gereken seçimleri korona nedeniyle ertelediler. Şu anda korona yok mu? Adaleti dağıtması gereken kurumun, adaletsizliği dağıtması gibi bir şey olabilir mi? 100 yıllık tarihi olan bir mahkeme. Anayasa Mahkemesi’ne bir kişinin talimatı ile yön vermek için eğilip bir mahkeme tablosunu dünyaya sergileyemezsiniz. Yargıtay bir de kendi internet sitesinde misyonunu belirlemiş. Bilgi hırsızlığı yapan bir insanın Anayasa Mahkemesi’nde ne işi var. Anayasa Mahkemesi gibi, Yargıtay gibi bir yere üye atıyorsanız, atadığınız kişinin hukuku yüceltmesi lazım.

Şimdi bu yazının başlığına gelelim.

Medeni bir ülkede, hukuk ve demokrasinin işlediği, özgürlüklerin olduğu, insan haklarına saygı duyulan bir ülkede, Kılıçdaroğlu’nun sorularına cevap verebilecek bir kişi çıkar mı?

Hayır.

Çünkü medeni bir ülkede böyle bir durum yaşanmaz öncelikle.

Ama Türkiye’de daha doğrusu bu iktidarın yarattığı “yeni Türkiye’de” bunlar sıradan olaylar haline geldi.

Benim merakım, acaba Yargıtay üyelerinden biri bile buna bir cevap verebilir mi?

Belki içinizden “Öyle demeyin, başka adaya oy verenler olduğu gibi, geçersiz oy kullananlar da var, haksızlık yapmayın” diyenler çıkabilir.

Yok öyle şey, geçersiz oy verenlerin ortaya çıkıp “Olmaz böyle şey” diyecek cesaretleri de olmalı.

Sonuçta hepsi koskoca Yargıtay üyeleri…

Daha üstte kim var ki bu kadar korkuyorlar?

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Cavit Çağlar’ın televizyonu yol alamadan kapanıyor

Olay TV aslında hayli eski bir televizyon.

Bursa’dan yayın yapar, sahibi de Cavit Çağlar’dır.

Bir de Olay gazetesi var, o da Çağlar’ın.

Bu gazete de televizyon da Türkiye’de gazetecilik yapılabildiği yıllarda bölgesel olarak hayli güçlüydü, zaman zaman ulusal medyaya bile yetiştikleri olurdu.

Ama “yeni” denilen Türkiye’de elbette iş yürümedi, her iki yayın organı da yayın hayatına “yoklarmış gibi” devam ettiler.

Bir süre önce Olay TV’nin el değiştirdiği, Ekrem İmamoğlu’nun gizli patron olacağı konuşuldu.

Duyduğuma göre saray hemen müdahale etmiş ve “yayın yapacaksan sen yap” talimatı vermiş Cavit Çağlar’a. Üstelik “Muhalefet de yapabilirsin” denmiş.

Çağlar da iddialı bir ekip kurup tekrar hayat verdi Olay TV’ye.

Ama işte “muhalefet de yapabilirsin” sözü öyle gitmiyormuş meğer.

Çağlar’ın kulağına “Ağır ol bakalım, böyle muhalefet yapıyorsun da yoksa şirketlerine el konulmasını mı istiyorsun” mesajı üflenmiş.

Ne yapsın Cavit Çağlar, bin bir emekle iktidarın elinden kurtarmış kendini, şimdi bir televizyon macerası uğruna yine mi başa dönsün?

“Tamam” demiş dün ve Olay TV’yi kapatacağını açıklamış.

Çalışan 180 kişinin alacaklarının hesaplandığı ve herkesin hakkının ödeneceği de söylenmiş.

Tabii Çağlar tarafından edinilen bilgilere göre, televizyonun kapanmasına korona süreci bahane olarak gösterilecekmiş.

Kanalın en flaş isimlerinden Nevşin Mengü de bu ihtimal üzerine “Cesareti olmayanın bahanesi olur” diyen bir tweet attı.

Bizler adına ne üzücü bir durum.

180 kişi, bir umut peşinde günlerce göz nuru dökerek bir televizyon çıkarıyor ortaya ve bir ay bile olmadan bu sonla karşılaşıyor.

Ne diyelim “yeni” Türkiye artık böyle bir yer.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

İktidar medyasına Twitter üzerinden hatırlatma fırçası

Resmi adı Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı.

Cumhurbaşkanlığı sözcülüğünü de üstlendiği oluyor.

Ancak Türkiye’de garip bir rejim uygulandığı için sarayın bu tür başkanları ya da danışmanları, kendilerini iktidar erkinin yetkili kolları olarak görüyorlar.

Altun’un temel görevi

Cumhurbaşkanlığı ile medya arasındaki ilişkiyi sağlamak ve cumhurbaşkanının bazı açıklamalarını yerli ve yabancı medyaya iletmektir.

Oysa Altun, “idarenin başı” gibi davranıyor çoğu kez.

Örneğin dün CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Meclis konuşmasındaki bazı cümlelerine karşı attığı Twitter mesajında şöyle demiş Altun;

“CHP’nin uyuşturucu ticareti, organ kaçakçılığı ve kara para aklama suçları ile mücadeleden vazgeçilmesi yönündeki önerisini kabul etmiyoruz. Bu öneriyi anlamakta zorlanıyor, bu önerinin TBMM çatısı altında gündeme getirilmesini yadırgıyoruz.”

İyi de peki “siz kimsiniz ki ‘Kabul etmiyoruz’ diyebiliyorsunuz?”

Altun’un bu tweeti kendi adına mıdır yoksa AKP Genel Başkanı’nın sözleri midir?

Altun, medyadaki propaganda faaliyetlerini düzenleyen adam.

Anladığım kadarıyla bugünkü iktidara yakın gazetelerde Kılıçdaroğlu’nun “Uyuşturucu kaçakçısından, organ mafyasından, kara para aklayanlardan vergi alınsın” sözlerinin olumsuz biçimde yer almaması üzerine “tepki atışı” yapmış.

Nitekim bu tweetten hemen sonra AKP Genel Başkanı, Meclis grup toplantısında bu konuya girdi ve çok ağır sözlerle CHP liderini yerden yere vurdu.

Sanıyorum bugünkü iktidar yanlısı gazetelerde bu konu hayli büyük yer alacak.

Emir büyük yerden, ne yapsınlar ki başka?

ÖZÜR

TİP’in Meclis’te iki üyesi var

Geçen hafta yazdığım bir yazıda Türkiye İşçi Partisi’nden söz ederken “partinin Meclis’teki tek temsilcisinin Genel Başkan Erkan Baş olduğunu” yazmıştım.

Oysa TİP’in Meclis’te bir değil iki temsilcisi var.

Erkan Baş Genel Başkan, partinin diğer üyesi de Barış Atay.

Hata tamamen bana ait.

Bu nedenle hem siz okurlarımdan hem de TİP’in iki milletvekilinden özür dilerim.

Yazarlar

Koronayı öldüren maske
Can Ataklı