Can Ataklı
20 Nisan 2021

Kırmızı yetmiyor artık her yer siyaha bürünüyor


ŞAŞIRDIM

Kırmızı yetmiyor artık her yer siyaha bürünüyor

Bu köşede birkaç kere Polimetre’nin analizlerine yer vermiştim.

Kendi alanında çok saygın olan bu kuruluşun özellikle koronavirüsün Türkiye ve dünyadaki etkilerini çok iyi analiz eden Polimetre, aynı zamanda öngörülerinin de isabetli olmasıyla çok dikkat çekiyor.

Kuruluşun Başkanı Günal Ölçer, önceki gün bir tablo dizisi gönderdi.

Diyor ki, “Bu tabloları çok sınırlı bir kesime gönderiyorum bu kez. Türkiye’nin yaşadığı gerçek durum budur. Ancak Sağlık Bakanlığı bunu açıklamaktan çekiniyor.”

Bu tablolarda son 10 haftanın “renk skalası” var.

Bundan 10 hafta yani iki buçuk ay önce Türkiye haritası genellikle sarı, Güneydoğu bölgesi mavi, pek çok yer ise turuncu idi.

Kırmızı 4-5 ilde vardı…

Sonraki haftalarda renkler değişti, turuncular kırmızı, maviler sarı, sarılar turuncu oldu.

Birkaç hafta sonra ise sarı ve mavi tamamen ortadan kalktı, turuncu ve kırmızı egemen oldu.

Derken; kırmızı ülkenin tamamını sardı bu kez durumu daha vahimleşen illeri anlatmakta kırmızı yetersiz kalmaya başladı.

İşte iki buçuk ay sonra vardığımız nokta şu: Siyahlaşan bölgeler ülke çapında egemen hale geldi.

Lebalep kırmızı ve siyahı yaratanlar oturup düşünüyorlar mı “Biz ne yaptık” diye acaba?

 

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Çıkarın bu utanç kelepçelerini

Türkiye’ye böyle bir kötülük yapmaya kimsenin hakkı yok.

Bir darbe teranesi tutturdular yine, mağduriyet oyunu oynuyorlar.

Bu darbe mağduriyeti oyununun mürekkebi bile kurumadı.

Cemaatçilerle bir olup Türk ordusunun güzide subaylarını içeri atmışlardı.

Her birine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları da vermişlerdi.

Sonra parayı paylaşamayıp birbirlerine düştüler.

Ortaya bir anda FETÖ diye bir şey çıkıverdi.

Ve 7 yıl boyunca milletin beynini oyan “Darbe yapacaklar, postalcı bunlar, vesayetçiler” diyenler, bir baktık ki darbe yapmaya kalkışmışlar.

Şimdi aynı oyun sahnede.

Üstelik bu kez her gün bir darbe yapılıyor aslında.

Hedef yine ordu…

Operasyon yine emekli olmuş askerlerden başladı.

Arkası gelecek mi, mevcut orduya da uzanacak mı şimdilik belli değil.

Ama şimdi yapılan ayıpların en büyüğü…

En genci 60 yaşını aşkın olan 104 amiral için dava açılıyor.

10’u gözaltına alındı, muhtemelen Putin’in telefonu ve Amerika’nın Karadeniz’e gemi yollamaktan vazgeçmesi üzerine tutuklanmaktan kurtuldu.

 

Ama ayaklarına “elektronik kelepçe” taktılar.

Bir zamanların prangasıdır bu.

Türk ordusunun ayaklarına vurulmuş bir prangadır.

Bu sadece sarayın ayıbı değildir.

Bu hepimizin ayıbıdır.

Ordumuza bile sahip çıkamamanın ayıbıdır bu.

Amirallerin Montrö konusunda yaptıkları açıklamayı beğenirsiniz beğenmezsiniz bu ayrı konudur, ama Türk ordusunda amiralliğe kadar yükselmiş ve sonra da şanıyla şerefiyle üniformasına veda etmiş insanları prangaya vuramazsınız.

Bu utanç verici durumdan derhal kurtulmalıyız.

O prangalar mutlaka çıkmalıdır.

Bunu talep etmek en azından mevcut Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın hakkıdır.

Bunu talep etmekten korkmamalıdır.

Mevcut Deniz Kuvvetleri Komutanı unutmasın ki, ayağına pranga vurulan amirallerden biri, yapılan haksızlıklara karşı, kuvvet komutanı olma fırsatını tepmiş ve onuruyla istifa etmiş bir komutandır.

Hiç olmazsa mevcut Deniz Kuvvetleri Komutanı’ndan onurlu bir çıkış beklemek, evlatlarını çekinmeden ordusuna teslim eden bu milletin hakkıdır.

BUNU YAZMAK GEREK

CHP “128 milyar dolar nerede?” sorusunu bırakmasın, iktidar iyice şaşırmış halde

Günün sorusu; “128 milyar dolar nerede?”

Muhtemelen CHP bile bu sorunun yarattığı fırtınayı beklemiyordu.

İktidar garip biçimde fena halde sıkışmış halde.

Merkez Bankası Başkanı, çıkıp net açıklama yapamıyor.

Saray danışmanları, ekranlara sürülen güya akademisyenler yetmiyor.

En son Hazine ve Maliye Bakanı da konuştu, o da hikaye.

Söyledikleri şey şu; “Para yok olmadı, her şeyin bir hesabı var, Merkez Bankası bu tür operasyonları yapar.”

Çok güzel de işte merak edilen, bu yapılanların kamuoyu ile neden paylaşılmadığı.

Dün Maliye Bakanı Lütfü Elvan, “İşlemler tamamen yasaldır. Yasalara aykırı durum söz konusu değildir” diyor ama hangi işlemler, bu yok ortada.

Yine “Yöntemler özet olarak elbette konuşup tartışabilirsiniz. Yapılmasaydı ne tür durumlarla karşı karşıya kalırdık bunları da konuşmak lazım. Yolsuzluk söz konusu değil, gelen para swap üzerinden bankalara kullandırılmıştır” diye konuşuyor ama kimse tatmin olmuyor.

En sonunda lafı AKP Genel Başkanı’na getiriyor; “Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından talimat verildiği gibi iftiralar yer alıyor. Usulsüzlük yapıldığı şeklinde yaklaşımlar doğru değil” diye konuşuyor.

İyi de “128 milyar dolar nerede?” diye sormayı cumhurbaşkanına hakaret kabul edenler kendileri değil mi?

Sonunda yaptıkları hatayı anladılar da bundan vazgeçtiler ama milletin beynine de kazınmış oldu söyleyemeyeceğimiz bir cümle.

Her şey güzel, her şey yasal, her şey ekonomiye uygunsa bu telaş neden?

Koyun tabloları ortaya, kim ne almış görsünler.

“Girin Merkez Bankası kayıtlarına bakın” demekle olmuyor bu işler.

ÇOK GÜLDÜM

Bahçeli’nin konuşmalarını önceden birkaç kişi kontrol etmeli

Devlet Bahçeli, siyasetin en ilginç ismi bana göre.

Siyasette elbette zaman zaman taraf değiştirenler olmuştur.

Ancak genel başkan sıfatı taşıyan hiç kimse, Bahçeli kadar hızlı dönüşler yapmamıştı.

Hükümete ortak olmadan önce Erdoğan için ağzına geleni söylerdi Bahçeli.

Şimdi aynı şeyleri Erdoğan’ın rakiplerine söylüyor.

Ancak öyle anlar oluyor ki, Bahçeli geçmişte söylediklerini tamamen unutuyor ve sırf Erdoğan’ı savunmak için farkında olmadan kendisine de hakaretler ediyor.

Örneğin İtalya Başbakanı Draghi, geçen hafta Erdoğan için yakışıksız bir söz sarf etmişti.

Bahçeli buna çok öfkelendi ve “İtalya’nın acemi ve çaylak Başbakanı, Sayın Cumhurbaşkanı’na ‘diktatör’ iftirası atmıştır. Diktatör suçlaması, posta koymak değil, küstah ve kindar bir bühtandır. Diktatör arayan kendi geçmişine bakmalıdır” dedi.

Çok da güzel söyledi de şimdi gelelim Bahçeli’nin zamanında Erdoğan için söylediği “diktatör” sözlerine;

23 Kasım 2013 Antalya: “Türkiye’de kamplaşma yaygınlaşmış, gerilim stratejisi takip ediliyor. Her kesim birbirine düşürülmek isteniyor. Bu gerilim stratejisinde bir diktatör doğuyor. Bu diktatör de ülkeyi tek başına yönetmeye talip olduğunu söylüyor.”

1 Şubat 2014: “Yasama sende, yürütmeyi oradan çıkartıyorsun, şimdi de yargıya musallat oldun. Recep Tayyip Erdoğan Bey tek başına diktatör olma gayreti içerisinde.”

2 Mart 2014 Balıkesir’in Edremit ilçesinde: “Ben yasamada varım, ben benim, tek adamım, Orda Doğu’da padişah ve sultanım, Türkiye’de ise neredeyse diktatör olmaya heveslenen bir insanım diyor.”

Yazarlar

Kırmızı yetmiyor artık her yer siyaha bürünüyor
Can Ataklı