İttihat Terakki, Çanakkale ve İstanbul boğazlarının savunmasında, büyük şehirlerin başında gelen İzmir ve bölgesinde ciddi hazırlıklar yapmıştı. Bugün Ege Denizi denen, dün Mustafa Kemal Atatürk’ün “Akdeniz” dediği Balıkesir, İzmir, Aydın ve Muğla sahil yerleşimlerindeki, Rum nüfusu dikkate alarak bir çalışma yapılmıştı.

O günlerde Rum nüfusu, bugün Ege denen bölgede ve Orta ve Doğu Karadeniz’de çoğunluğa ulaşmak üzereydi. İngilizlerin ve Yunanlıların çabası Wilson’un hangi bölgede hangi etnik yapı çoğunlukta ise o yapı devlet kurmalı diyen ilkeleri ışığında bir çalışma sonucuydu. Anadolu’daki her Rum genci Yunan adalarından biri ile evlenerek bu amaca hizmet ediyordu!

İki milyon Rum’un bir milyona yakını, Batı Anadolu’da yaşarken geri kalanın çoğunluğu da Doğu Karadeniz bölgesinde yaşıyordu.

İttihat Terakki, I. Dünya Savaşı başlamadan önce içerideki ayrılıkçı hareketlerin İngiliz emperyalizmi ile iş birliği yaptığını biliyordu. Başta Ermeni ve Rum çetelerinin orduya saldırarak yıprattığı bilinen bir gerçekti. 1915’te yaşanan ve yaşanabilecek tehlikeleri önlemek için Osmanlı ordusunun yolu üstündeki Ermenilerin, başka bir bölgeye taşınması ile ilgili Tehcir Kanunu çıkarıldı.

Osmanlı orduları komutanı Otto Liman von Sanders, tehcirin batıda da uygulanmasını istiyordu. İzmir, Balıkesir ve Aydın bölgesindeki Rumların tehdit oluşturduğunu ve tehcir uygulanmasını istedi. Ayvalık’ta Rum nüfus, %98’i geçmişti. Özellikle Ayvalık çevresinden Anadolu’nun iç kesimlerine tehcir uygulandı. İzmir’de de durum aynıydı. “Gavur İzmir” deyimi de buradan geliyordu!

Bugün ise Cumhuriyet’e ve Atatürk’e bağlığı ile öne çıkan İzmir’e ne yazık ki “gavur” algısı yaratılıyor! Gerek Rum çeteleri gerekse Yunan ordusunun yaptığı zulümleri, en iyi bilen İzmir ve çevresidir. O nedenle Cumhuriyet ile de bağı güçlüdür... Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra İzmir’de yaşananlar ise tehcirin haklılığını gösterecekti!

İngilizler savaş sırasında hem karadan hem de havadan İzmir’ vuracaktı. Ancak Rumların bize de zarar veriyorsunuz haberleri ulaşınca, İngilizler saldırıyı kesip Çanakkale’ye yönelecekti.

30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanmıştı. 6 Kasım 1918’de İzmir Limanı’na doğru yaklaşan bir gemi görüldüğü an Rumlar sokağa dökülmüştü. Gelen geminin bir İngiliz gemisi olduğunu biliyorlardı ve önceden hazırladıkları Yunan bayraklarını her yere birden asıyorlardı!

Vali Sakallı Nurettin Paşa, olayların büyümesini istemediğinden müdahale etmekten çekiniyordu. Geminin komutanı Alan Dickson karaya çıktığında, binlerce Rum çılgınca alkışlıyordu. Bir papaz İzmir’in Yunanistan’a ilhakını ilan ediyor, hazırladıkları Venizelos resimleri havada sallanıyordu!

O gece hem Nurettin hem de Dickson İzmir körfezine bakan Kramer (Splendid) Palas kalıyorlardı. Rum eşkıyaları oteli basarak, otelin balkonunda sallanan Türk bayrağını indirecek, yerine Yunan bayrağı asacaklardı. İkisi de müdahale edemeden seyrettiler.

O sırada otelde bulunan Nesim Nevaros adlı bir Musevi yurttaş, Yunan bayrağını alıp, İngiliz komutanın önünde çiğneyecekti! Nurettin Paşa, tutuklanmadan evine sağ salim gitmesini sağladığı Nesim Neveros’u, hiç unutmayacaktı...