Can Ataklı
17 Eylül 2021

Günaydın sevgili okurlar


ANALİZ

Günaydın sevgili okurlar

Tabii bu başlığı atarken gazeteyi genellikle sabah okuyanları düşündüm.

Daha sonra okuyanlar için belki “Tünaydın” demek gerekir.

Ama oldum olası ‘Tünaydın’ kelimesine alışamadım.

Ama çocukluğumdan beri ‘Günaydın’ demek sanki hayatımın bir parçası.

Sabah bakkala girerken, otobüse, motora binerken, asansörde, hatta kimsenin olmadığı bir sokakta birine rastladığım zaman tanısam tanımasam gördüklerime ‘Günaydın’ demeyi ihmal etmem.

Ama Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş buna da limon sıktı.

Neymiş efendim ‘Günaydın-Tünaydın’ gibi selamlamalar cahiliye döneminden kalmaymış.

Ne yapacağız şimdi?

Günaydın demeyecek miyiz?

Dinci kesim zaten bu selamlamaları hiç yapmaz.

Ama en azından bugüne kadar “Niye günaydın dedin?” diye kimse kafamıza vurmaya kalkmıyordu.

Son dönemin yükseltilen ismi Ali Erbaş bunu da yaptı.

Tabii Erbaş’ın bu yeni çıkışı sosyal medyada hemen gündem oldu.

İnsanın aklına ilk gelen şey doğal olarak “O zaman günaydın mı deniyordu?” sorusu.

Erbaş da zaten o tarihlerde günaydın dendiğini söylemiyor.

Bana göre çok daha kötüsünü yapıyor, nifak sokuyor, milleti birbirine düşürmek için çaba harcıyor.

Ali Erbaş Ramazan’da saray gazetelerinden birinde yazılar yazmış.

Sonra bunları toplamış kitap olarak çıkarmış.

Tabii kitabı çıkaran kendisi değil, Diyanet İşleri bütçesinden karşılanmış giderler.

Cebinden karşılayacak hali yok tabii ki.

Kitabın, “Aranızda Selamı Yayınız” başlıklı bölümünde, günümüzdeki selamlaşma biçimleri ile eski dönemdeki selamlaşma biçimleri karşılaştırmış Ali Erbaş.

Diyanet İşleri Başkanı, cahiliye döneminde birinin evine girildiğinde mahremiyete saygı gösterilmediğini belirterek cahiliye dönemindeki insanların, “Dünya ve ahiret saadetini temenni etmek olan selamı bilmediklerini” ileri sürmüş.

Sonra da cahiliye döneminde selamlaşmak amacıyla “Akşamınız hayat olsun” ve “Aydın olsun” gibi sözlerin kullanıldığını anlatmış.

Buraya kadar normal.

Dini bilen bir adamın verdiği bilgileri okuyup öğreniyoruz.

Ama Ali Erbaş, daha sonra “Bu ifadeler, bizde bazı kimselerin kullandığı, ‘Günaydın’ ve ‘Tünaydın’ benzerdir” diye yazmış.

Ayırımcılığın, fitne sokmanın bu kadarı olur mu?

Cahiliye dönemi aynı zamanda Hazreti Peygamberi ve yaydığı İslam dinini inkar edenlerin de yaşadığı dönemi kapsar.

Siz şimdi kalkıp da cahiliye dönemini anlatıp, sonra o gün kullanılan bir selamlama biçimini bugünkü Türkçe’de kullanılan bambaşka bir kelime ile kıyaslarsanız bunu yapan herkesi İslam’a da karşı olarak tanımlamış olursunuz.

Böyle bir şeye hakkı olabilir mi bu kişinin?

Ama adam hiç çekinmeden, vicdanı sızlamadan, ahlaki bir kaygıya kapılmadan yapıyor.

Belli ki yapmaya devam edecek.

Sinir uçlarımızla oynamayı kendine iş edindi besbelli.

KOMİK

Sabah Grubu Günaydın’ın adını ne yapacak?

Türkiye’nin en eski gazetelerinden birini adı Günaydın.

Mesleğe başladığım yıllarda 1978-1986 arasında ben de Günaydın’da çalıştım.

Haldun Simavi gazeteyi sattıktan sonra birkaç kez el değiştiren Günaydın sonunda bugünkü Sabah gazetesinin magazin eki haline geldi.

Sabah saray medyasının en aktif ve iri gazetesi.

Diyanet İşleri Başkanı ile araları çok iyi.

Ali Erbaş’ın söyledikleri bu gazetenin bağlı olduğu grubun tüm yayınlarında manşet niteliği taşıyor.

Ama gelin görün ki Ali Erbaş “Günaydın” kelimesini adeta din dışı ilan etti.

Günaydın selamının İslam düşmanları tarafından kullanıldığını ima etti.

Ne olacak şimdi Sabah’ın eki Günaydın’ın hali.

Birileri çıkıp da “Dincilik yapan Sabah’ın İslam karşıtı eki” derse ne olacak?

Bir bakmışsınız birkaç gün içinde Sabah’ın magazin eki Günaydın’ın adı “Selamünaleyküm” olmuş.

Olmaz mı?

Niye olmasın olur olur.

FIKRA GİBİ

Vatan haini şapkaları yaktılar ülkeyi kurtardılar

Öncelikle şu haberi okur musunuz, lütfen?

“Trabzon’da  Şalpazarı’nın MHP’li Belediye Başkanı Irak seçimleri için hazırlanan siparişleri “Kürdistan için hazırlanıyor” diye yaktırdı. Trabzon’un Şalpazarı İlçesi’nde şapka üretimi yapan Anadolu Şapkacılık adlı fabrikaya ‘Kürdistan şapkası’ üretiliyor gerekçesiyle MHP’li Şalpazarı Belediye Başkanı Refik Kurukız ve ekipleri tarafından baskın yapıldı. Şapkaların üzerinde ‘Kürdistan Koalisyonu’ yazısının bulunduğu öğrenildi. Irak’ta 10 Ekim’de gerçekleşecek seçim için gelen sipariş üzerine üretim yapılırken fabrikaya gelen Başkan Kurukız, üretimin yasa dışı olduğu iddiasıyla zabıtalara şapkaları toplatarak yol ortasında yaktırdı.”

Şapkalarda yazan “Kürdistan Koalisyonu” meğer seçimlere katılacak iki partinin ittifak adıymış.

Ama MHP’li başkanın bunu anlaması belli ki pek kolay değil.

“Burası Şalpazarı. Çepni kültürümüzü, atalarımızın mirasını burada yaşatıyoruz” demiş başkan ve devam etmiş “Burası öz be öz Türk yurdudur. İlçemizde böyle bir hadisenin yaşanması tüm ilçe halkımız gibi beni de derinden üzmüştür. Belediyemiz olaya anında müdahale yaparak şapkaları imha etmiştir.”

Komediye bakar mısınız?

Yasal bir ihracat siparişi alınmış, onlarca kişi alın teri döküp üretim yapmış, ama bir belediye başkanı kendini vatansever zannedip hepsini yakmış bir de bunu uluorta yapıp halkı da şapka üreticisine hedef göstermiş.

Neyse şükürler olsun Şalpazı halkı belediye başkanı kadar şey çıkmamış şapkanın üretildiği yeri yakıp şapkacı ve çalışanlarını taşa tutmamış.

BUNU YAZMAK GEREK

Tazminat üzerinden yurtseverlik testi yapılamaz

Birkaç gün önce yayınladığım bir Youtube sohbetimde ve bu köşedeki yazımda Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş’e tazminatının “söke söke verileceğini” söylemiştim.

Sözleşme imzalarken hem çok yüksek bir maaş hem de çok yüksek bir tazminat maddesi koyanlar, sıra bunun ödenmesine gelince yan çizemezler.

Hele bundan “yurtseverlik, milliyetçilik” testi yapmaya hiç kalkamazlar.

Ama bizde oluyor bu.

Sarayın emrindeki federasyon başkanı Şenol Güneş’e yılda 3.2 milyon Euro verip, sözleşmenin federasyon tarafından bozulması halinde 3.5 milyon Euro tazminat ödeyeceğini taahhüt eden imzayı atmış.

Milli takım başarılı gittiği sürece kimse verilen paraları sormamış bile.

Başarısızlık olunca “Nedir bu kadar maaş ve tazminat” diye ortalık birbirine girmiş.

Sonra da Güneş’e ödenmesi gereken para için “Vatansever biri niye bu parayı almaya kalkar?” diye sorulmuş.

Ne ayıp şey.

Sarayın federasyon başkanı Dünya gazetesinden Vahap Munyar’a konuşmuş bu konuyla ilgili.

Başkan “Şenol Hoca, ‘Benim oturup sizinle para pazarlığı yapmam söz konusu olmaz. Siz ne takdir ederseniz, ne karar verirseniz kabulümdür’ dedi” demiş.

Yani Güneş vatanseverlik testinden geçmiş.

İyi de bu başkan Şenol Güneş’e ne kadar tazminat takdir edecek?

Şenol Güneş’e söz verilen 3.5 milyon Euro’dan Güneş’e verildikten sonra kalan bölüm ne olacak?

Bu sorulara da cevap verilmeli.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Saray medyasına ödüller dağıtıldı, ama tam deşifre olanlar listeden çıkarılmış

Anadolu Yayıncılar Derneği diye bir dernek varmış.

6 yıldır medya ödülleri verirmiş.

Önceki akşam 6’ıncı medya ödülleri dağıtılmış.

Derneği hiç bilmiyorum.

Ödüller nasıl veriliyor onu da bilmiyorum.

Derneğin başkanı Sinan Burhan, onu da hiç bilmiyorum.

Bu durumda nereden öğrenilir bu tür bilgiler?

İlgili kuruluşun internet sitesinden değil mi?

Ben de öyle yaptım.

Ama orada da yok.

Örneğin derneğin “hakkımızda” yazan bölümü boş.

Medya ödülleri ile ilgili sadece ödül töreni haberi var, bu ödülün nasıl verildiği bilgisi yok.

Kimler hangi kriterlere göre kimler tarafından seçilmiş, bunları bilmiyoruz.

Ama AKP Genel Başkanı belli ki çok ciddiye almış ki tören onun himayesinde yapılmış, orada bir konuşma yapmış, ödülleri bizzat veren Erdoğan yaptığı konuşmada “Özgür, sorumlu ve milli basın milletimizin aydınlık yarınlarına ulaşma mücadelesinin en önemli destekçilerinden biridir. Ülkemizin dört bir yanında adeta dişini tırnağına takarak çeşitli mecralarda görevlerini yürüten medya mensuplarımıza teşekkür ediyorum”  demiş.

Bu derneğin verdiği ödüllerin de tamamı saray medyasına gitmiş.

Toplam 29 kişiye verilmiş ödüller.

Abdülkadir Selvi ile Hilal Kaplan ödül almışlar örneğin.

Sarayın propaganda işlerini yürüten Fahrettin Altun da “İletişim Alanındaki Çalışmaları İle Yeni Bir Vizyon Geliştirmesi” nedeniyle ödüle layık görülmüş.

Bu arada çok dikkat çekici bir durumu farkettim.

Dernek ödül alanları aslında ağustos ayında ilan etmiş. Ama o listede olan isimler arasında “tam deşifre olan” bu iki kişi ödül listesinden çıkarılmış.

Biri Habertürk’ten Veyis Ateş, diğeri de İnternethaber’in sahibi Hadi Özışık.

Peker’in ifşa ettiği iki saray adamıydı bunlar.

Fakat helal olsun saray medyası, deşifre olanlarını nasıl da anında satıveriyor değil mi?

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Bir insan neden bunu ister?

Üzerinde çok fazla yorum yapmayacağım.

Fazla bir şey söylemeyeceğim.

Ama gerçekten çok merak ediyorum.

Neyi mi?

Önce AKP Genel Başkanı’nın önceki gün söylediği bir cümleyi okuyun:

“Ekonomisi birkaç milyar dolarlık spekülasyonlarla yerle yeksan olan, siyaseti birkaç ihtiraslı aktörle kaosa sürüklenebilen, güvenliği 3-5 teröristle tehlikeye düşürülebilen, sanayisi dışa bağımlı, ticareti hacimsiz, turizmi kısır, toplumsal fay hatları faal, her tarafı lime lime dökülen bir Türkiye özlemiyle yanıp tutuşanlar elbette hala mevcut. Son 7-8 yıldır buldukları her fırsata sarıldılar. Ama milletimizin yardımıyla bu tuzakların tamamını bozduk.”

Merakımı söyleyeyim.

Allah aşkına biri söylesin, kim bu kadar kötü bir Türkiye özlemi içinde olabilir ki?

Hayır, varsa böyleleri, kim olduklarını da söylemek gerek ki hep birlikte yüzlerine tükürelim.

Yazarlar

Günaydın sevgili okurlar
Can Ataklı