Can Ataklı
8 Mayıs 2022

Eskinin en fenası “yavşak” masum kaldı


ACAİP YAZILAR

Eskinin en fenası “yavşak” masum kaldı

Siyasette polemikler, sert tartışmalar, hatta argoya kaçan aşırı sataşmalar elbette yeni değil.

Siyasi tarihimizde içi hakaret kelimeleri ile dolu pek çok tartışma yaşandı.

Ancak AKP ve Erdoğan döneminde görülenler kadar hiç olmadı.

Erdoğan ve onun izindeki kimi AKP’liler siyasi polemik, sert tartışma ve atışma literatürünü en aşağı seviyeye taşımayı başardılar.

Geçmiş yıllarda siyasilerin ağzından açıkça hakaret olduğu belli olan kelimeler ya da argo lisanının temel sözleri pek çıkmazdı.

Örneğin gazetecilik hayatımda bir siyasinin bir başkasına “alçak, şerefsiz” dediğini neredeyse hiç duymamıştım AKP dönemine kadar,

1993 yılında Devlet Bakanı DYP’li Cavit Çağlar, muhalefet lideri ANAP lideri Mesut Yılmaz’a kızıp “Mesut yavşaktır. Beni konuşturmasın, onu sokağa çıkamaz hale getiririm” demişti ve yer yerinden oynamıştı.

Çağlar’ın “Yavşak” sözü günlerce gazete manşetlerinde kalmış, sayısız köşe yazısına konu olmuştu.

Mesut Yılmaz ise mahkemeye başvurmuştu ve ancak dört yıl sonra davayı kazanmış, Çağlar’ı 260 milyon lira tazminat ödemeye mahkûm ettirmişti. (Tabii o günün parası, bugün o para 26 bin lira kadar tutar.)

“Yavşak” sözü kamuoyunda da çok ciddi tepkiye neden olmuştu.

Vatandaş bir siyasetçinin bu tür bir söz kullanmasını çok yadırgamıştı.

Siyasi rakipleri ile tartışmaya girdiğinde argo kelimeler seçmesi ile tanınan Turgut Özal’ın da ağzından “küfür, hakaret” içeren bir söz çıkmamıştı hiç.

Özal zekice göndermeler yapardı, imalı saldırılarda bulunurdu.

Örneğin “Yengemin şeyi olsa eniştem olurdu” sözü hiç unutulmamıştır.

Bir keresinde SHP Genel Başkanı  Erdal İnönü’ye, “Benimle değil, küçük Turgut’la uğraş” demişti.

Güya kastettiği torunu Turgut’tu ama millet doğal olarak başka türlü değerlendirmişti ki bu söz bugünle kıyaslanırsa hoş bir espriden öte anlam taşımıyor.

Yine Turgut Özal, İhsan Sabri Çağlayangil’e kızdığı bir anda “Ne de olsa Bursalı” diyerek ettiği ima Bursalıları ayağa kaldırmıştı.

Özal’ın en ağır hakaretlerinden biri “Kodum mu oturturum” olmuştu yanlış hatırlamıyorsam.

Bir de bugüne bakalım.

Erdoğan’ın neredeyse gün aşırı kullandığı şu kelimeler argo ve hakaretin adeta daniskası değil mi?

Aşağılık

Şerefsiz

Namussuz

Ahlaksız

Terörist

Nesebi gayrı sahih

Geniş aile

Rezil

Çukur

Cibilliyetsiz

Zürriyetsiz

Sen kimsin?

Sana ne?

Sana mı soracağım?

Bunlar ilk anda aklıma geliverenler.

Elbette Erdoğan böyle olunca onun izinden giden memurları daha da coşmaktan çekinmiyorlar.

Örneğin Soylu siyasi jargona “Hayvan, hayvandan bile beter” cümlesini soktu.

AKP’li Bülent Turan “dangalak” hitabını çekinmeden kullanırken yine AKP’li Hakan Çavuşoğlu “Kahpe” tanımlaması ile “hakaretin çirkin tarihine” adını yazdırdı.

NOSTALJİ

Siyasi geçmişimizdeki en çarpıcı hakaret örnekleri

Geçmişte de siyasetçiler zaman zaman birbirlerine hakaretler ederdi.

Ama bunun bile bir üslubu, düzeyi vardı.

Kimi zaman seviyesizleşen kendini bilmezler olurdu ama aldıkları cevaplar tokat gibi çarpardı yüzlerine.

Siyasette düzeyi çok düşük, halk deyimiyle “belaltı vurmanın” en çarpıcı örneklerinden biri Demokrat Parti döneminde CHP genel sekreterliği yapan Kasım Gülek’le ilgili olandır.

Gülek, seçim kampanyasında yıllar önce çekilmiş kepli kolej fotoğrafını basına dağıtan ve sünnetsiz olduğunu iddia eden Demokrat Partili rakip milletvekiline verdiği “Karısı da amma gevezeymiş” cevabı yıllarca dillerde dolaşmıştır.

Şair yazar Orhan Seyfi Orhon bir yazısında Çetin Altan için “Ne söyleyeyim sana. Çanta hırsızlığı ile girdiğin bu meslekte, bütün rezaletlerin içindesin. Yalnız bir ricam var. Tonton diye yılışma. Senden iğreniyorum” diye yazmıştı.

Çetin Altan, 14 Mayıs 1965 tarihli Akşam gazetesindeki köşesinde Orhon’a şöyle cevap vermişti;

“Gençliğimde sevgililerinin iç çamaşırlarından koleksiyon yapan arkadaşlarım vardı. Boksör adıyla tanınan bir tanesi, en çok Orhan Seyfi Bey’in en yakınlarına ait olanları göstererek öğünürdü. Orhan Seyfi Bey’in hayatta bilmediği bir kelimedir iğrenmek. Bilseydi aynada kendisini gördüğü zaman intihar ederdi. Ya yazdıklarınızı resmi vesikalarla ispat edersiniz ya da deyyusluğu kabul edersiniz. Vatan satıcılığına karınızı, kızınızı da ekleyince cebinize belki de beş-on kuruş daha fazla girer…”

Hidayete erdikten sonra CHP’ye yönelik çok ağır eleştirileriyle tanınan Necip Fazıl Kısakürek’in İsmet İnönü’ye hitaben yazdığı şiir “çok amiyane” bulunmuştu o yıllarda.

Her mısraının baş harfleri İsmet İnönü ismini oluşturan akrostiş şiirde Necip Fazıl, öfkesini şöyle dile getirmişti.

İhtilal acentası
Solun tam da ortası
Moskof’un oltası
Eli, zulüm muştası
Tek ümidi, cuntası
İnkılap, avantası
Nemrut, onun atası
Ölüm yolu, rotası
Namlı servet çantası
Ünlü küfür softası

Necip Fazıl’ın geçmişte çok küfürlü sayılan bu şiiri, Erdoğan ve AKP’lilerin sözleri yanında ne kadar da masum kalıyor değil mi?

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Pandemi tarihimizin unutulmayanları

Korona bitti mi?

Tam bilmiyoruz, kimi uzmanlar hâlâ “Aman dikkat” diyor ama iki yılı aşkın uygulanan önlemlerin yüzde 90’ından vazgeçtik sayılır artık.

Peki, tam iki yıl önce başlayan pandemi maceramızdan aklımızda neler kaldı?

Sosyal medya hesaplarımdan birine görmüştüm, biri üşenmemiş toplamış bütün yaşadıklarımızı.

O günleri yaşarken pek tedirgin oluyorduk ama aradan zaman geçince hepsi komik geliyor aslında.

Okuyalım o zaman;

Luppo vakası (İlk sokağa çıkma yasağı açıklandığında marketlere hücum etmişti gece yarısı pek çok kişi. Bir kişi zor bela  girdiği marketten sadece Luppo isimli bir hazır kek alıp çıkınca günlerce konuşulmuştu)

Gizli tıraş olanlara polis baskını

Marketten alınanların sabunla yıkanması

Dünya Bankası’nın yardım açıklaması sonrası ilk vakanın ortaya çıkması

Otelde çalışanlara “aşılıyız maskesi” taktırılması

Evde ekmek imalatı

Yerdeki kullanılmış maskeyi takan amca

Çin’de yürürken ölen insanlar

Eczanelerde maske kuyruğu, kod ile maske dağıtılması (dağıtılamaması) 

23 Nisan’ı balkonda kutlama

Camilerin kapatılması

Ercüment Ovalı

Yolların deterjan ile yıkanması

Evde çalışma

İtalya ve İspanya’da balkonlardan motivasyon şarkılarının söylenmesi

Öğrenci yurtlarına kapatılan umrecilerin kaçmaya çalışması, polisle çatışması

64 yaşındaki gençlerin 65 yaşındaki ihtiyarlar ile kafa bulması

İlk sokağa çıkma yasağındaki izdiham

Cumhurbaşkanlığı forslu kolonya

Bu hastalığa karşı elimizde bir koz var yakalanmamak

Venezuela maske yardımı

Türklere denize girmenin yasak, yabancılara serbest olması

Tuvalet kağıdı ile top sektirme yarışları

Alkol yasakları

Okulların kapanması

Uzaktan eğitim

Kıraathane yasakları, baskınları

Yarasa çorbası

Wuhan

El yıkamayı öğreten profesörler

“Bana yaklaşma” diyen Sağlık Bakanı

Bilim Kurulu (Ne biliiim abi kurulu aslında)

ÇOK GÜLDÜM

Bugün 4 fıkramız var

Pazar günü için Yıldırım Tuna 4 fıkra göndermiş.

Şimdi hiç zaman yitirmeden birlikte okuyalım;

Doktorda

Kadın, doktora muayene olmak için odasına girmiş, “Doktor bey eşim de içeri gelebilir mi?..” diye çekinerek sormuş..

“Hanımefendi, ben doktorum.. Hipokrat yeminim var..

Rahat olun lütfen..!” diye cevap vermiş doktor hafif sinirlenerek..

“Yanlış anlamayın, size güvenim sonsuz efendim..!” diye cevap vermiş kadın.. “Ancak, resepsiyondaki sekreteriniz çok güzel bir kız, acayip de havalı..  Kocam ise ne doktor, ne de adamın Hipokrat yemini var..!” (Alıntıdır)

Pskiyatrda

Doktor ben oto tamircisiyim.. Rallide yarışan otomobiller uzmanlık alanım.. Yarış otomobillerinde sorun olunca ben tamir ediyorum.. Bakımlarını hep ben yapıyorum, ama denememe asla izin verilmiyor.. Bu olay beni çok menfi etkilemekte.. Bu konuyu aramızda hiç açmadık ama sanırım kayınbiraderim de aynı sorunla boğuşuyordur..

O da mı tamirci?..

Hayır.. Jinekolog..

Dövme sanatı

Adam şehrin en ünlü dövme sanatçısından zar zor randevu alıp gitmiş, “Ben zooloğum..” demiş,

“Meslek hayatım boyunca bir enstitü adına sürekli ayıları inceliyorum.. Gecem gündüzüm onlarla.. Sırtıma benimle bütünleşen, görenlerin bu hayvanı anında anımsayacağı, kocaman ve büyük bir ayı dövmesi işler misiniz?..”

“Sorun değil..” demiş sanatçı ve çalışmaya başladıktan on dakika sonra “Tamam, bitti..” demiş,

“Özel teknik kullandım, asla çıkmaz ve de solmaz..

Giyinebilirsiniz..”

“Na.. Nasıl?.. Bu kadar çabuk mu?..” diye şaşırmış adam “Ne bekliyordunuz ki?..” diye cevap vermiş dövme sanatçısı, “Kardeşim hepi topu  sadece üç harf zaten?..”

Sadık köpek

“Satılık sadık köpek” ilanını gazetede gören adam hemen telefona sarılmış, “İlanınızı okudum ama bazı ek sorularım var efendim..” demiş nazikçe,

“Çocuklarla arası nasıl?..”

“Çok iyi ve naziktir, onlara karşı sonsuz sabırlıdır…”

“Bahçe köpeği mi yoksa evde mi yaşar?..”

“Ev eğitimi almış ama bahçeyi de seviyor..”

“Çok güzel.. İlanınızdaki gibi gerçekten sadık mı?..

“Müthiş sadık.. Bu onu on beşinci satışım..!”

—YOUTUBE GÜNLÜĞÜ—

Her hafta cumartesi günleri Flash Haber’deki günlük yorum ve analizlerimden özetleri yayınlıyorum. Bu hafta çok yoğun geçti ve benim de gerçekten çok vurucu konuşmalarım oldu. Ekip arkadaşlarım “hepsini bir güne sığdırmaya çalışırsak çok uzun olacak, bu hafta iki bölüm yapalım, kısaltmak için hiçbirini atmaya gönlümüz razı gelmedi” dediler. Bu nedenle bu haftanın yorumlarını iki bölüm halinde sunuyorum. Cumartesi günü yayınlanan bölümle bugün yayında olan bölümü kaçırmayın. Haftanın tüm olaylarına ilişkin hiçbir yerde duyamayacağınız yorum ve analizlerle sizi Youtube kanalıma bekliyorum.

https://www.youtube.com/channel/UCT2Bh5Xd5NLMnO69_QW2UKg

Yazarlar

Eskinin en fenası “yavşak” masum kaldı
Can Ataklı