Dünya bildiği gibi büyür

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan halen Osmanlı zabitanı zihniyetiyle demeçler veriyorlar…

Onlar bu zihniyetlerini değiştirmedikleri sürece ben gerçekleri haykırmaya devam edeceğim…

Ünlü Çinli komutan ve filozof Sun Tzu şöyle demişti:

“Kainatın bütünlüğünün doğal akışına karşı yapılan her türlü müdahale ve zorlama tükenmenin yolu sayılacağından, akışa uyum sağlamak en doğru yöntemdir.”

Canlarım benim…

Sun Tzu’dan yaklaşık 2200 yıl sonra Adam Smith isimli bir İskoçlu ahlak profesörü de aynı şeyleri anlatarak piyasa ekonomisinin neden diğerlerinden daha geçerli olduğunu göstermişti…

Ama…

Komünist rejimden yana olanlar üstadı aşağılamak için onun kurduğu cümlenin sadece “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” kısmını hatırlattılar insanlara…

Oysa…

Smith “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” dedikten sonra cümlesini şöyle tamamlamıştı:

“Dünya bildiği gibi yürür…”

Yani…

Sun Tzu’nun bugün bile başarılı devlet insanları, ekonomistler ve komutanlar tarafından uygulanan felsefesinin aynısını başka kelimeler kurarak kabul etmişti…

GÜLÜYORSUNUZ BELKİ AMA

Süleyman Soylu ve Ruhsar Pekcan, “haksız fiyat artışı” yapan 189 firmaya ceza yağdırdıklarını, ceza yağdırmaya devam edeceklerini açıkladılar…

Bu söylem, diğer bütün fiyat artışlarının haklı olduğunu iddia etmektir ki…

Demokratik bir ülkede “haklı fiyat artışı/haksız fiyat artışı” tartışması açılırsa…

Üretimin köküne de ticaretin köküne de kibrit suyu dökersiniz…

Eğer hükümet, piyasada oluşan bazı ürünlerin fiyatlarının “Aşırı yüksek” olduğunu kabul ediyorsa…

Vatandaş için bütün fiyatlar yüksektir.

Doğal gaz fiyatı, elektrik fiyatı, su fiyatı, akaryakıt fiyatı, ekmek fiyatı, peynir fiyatı…

Mesela…

Benim canım her gece viski içmek istiyor ama…

Bana çok pahalı geliyor…

Ne yapacağım?..

Viski üreticilerini ve satıcılarını hükümete şikayet mi edeceğim?..

Kara mizah gibi değil mi?..

Canlarım benim…

Müdahale edilerek, insanların mallarına mülklerine el konularak sorunlar çözülmez…

Piyasada mal bollaştırılmaz…

El konulan mallar kısa sürede bitince ne olacak?…

Söyleyeyim…

Ürünlerine el konulan sanayici aynı malı üretmeyecek…

Üretmeyince ne olacak?..

Hükümet bu defa da sanayicinin fabrikalarına mı el koyacak?..

Gülüyorsunuz belki ama gidiş o yöne…

Yani…

Komünizme…

UNUTTUNUZ MU?..

Dilimde tüy bitti…

Devletler ya da siyasi iktidarlar, hükümetler ekonomiye müdahale etmezler…

Ama…

Piyasaları denetimsiz de bırakmazlar…

Türk siyasetçisi ve bürokratı denetim yapmayı bilmez de sevmez de…

O nedenle müdahale eder…

Yasaklar koyar…

Oysa doğru olan…

Bir sanayicinin ya da üreticinin fiyatına müdahale etmek yerine muhasebesini denetlemektir…

Bir sanayici ya da tüccar sattığı malın faturasını, sattığı fiyattan tanzim ediyorsa devlete düşen aradan çıkmak…

Elde edilen aşırı karın vergisini alıp o vergiyi yoksullar ve dar gelirliler adına doğru yerlerde kullanmaktır…

Pardon…

Tabii ki orada da bitmiyor…

Devlet bir sanayici ya da tüccarın muhasebesini denetlerken sadece sattığı fiyattan faturalandırıp faturalandırmadığına bakmaz…

Üretimde kullanılan hammadde ve ara maddelerin faturalarının da sağlıklı olup olmadığına bakar…

Neden?..

Çünkü…

Ve ne yazık ki…

Türk iş adamlarının halen pek çoğu “naylon fatura” toplayarak maliyetlerini şişirirler…

Eski bakanlarımızdan birinin kayınbiraderi olan bir iş insanı ve CHP’li bir belediye başkanı olan eşinin, naylon faturayla halkı nasıl soyduklarını unuttunuz mu?…

NE ZAMANDAN BERİ…

İşçi arayan adam, çalışmak isteyen adama sormuş

“Ne zamandan beri işsizsin?..”

“Çok sevdiğim annem öldüğünden beri” diye cevap vermiş iş arayan adam…

“Annen ne zaman öldü?..”

“Beni doğururken ölmüş efendim”…

Gelecekte iş arayan gazetecilere

“Ne zamandan beri işsizsin?” diye sorulduğunda “Çok sevdiğim demokrasimiz öldüğünden beri işsizim” diyecekler…

“Demokrasiniz ne zaman
öldü?..”

“AKP iktidara geldiğinde”…

ONLAR BENİ TANIR…

Kendini çok beğenmiş bir aktöre yönetmen sorar:

“Sheakespear’i tanıyor musunuz?…”

“Hayır tanımıyorum” der aktör…

“Ama o beni mutlaka tanıyordur”…

Yaşımı öğrenmek için bana çocukluğumun aktör ve artistlerinin fotoğraflarını gösteriyorlar…

Tanıyıp tanımadığımı soruyorlar…

Ben de yaşım belli olmasın diye:

“Hayır tanımıyorum ama onlar beni mutlaka tanıyorlardır” diye cevap veriyorum…