CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bu sabah Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın ‘Yeni Bir Sabah’ programına katıldı. Özel, burada gazeteci İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı. Özel, gündemdeki konulara ilişkin şunları söyledi:

“Dün Antalya’da büyük bir coşku vardı. Siyasetin en zor dönemini geçtiğimiz pazartesi akşamüstü geride bıraktık. Bugün yarın da itirazlar, düzeltmeler var. Yöneticiler için siyasetin en zor kısmı aday belirleme sürecidir. O süreç artık tamamlandı. Adayları belirledik. Antalya gibi bir kentte adayımızı ve belediye başkan adaylarımızı tanıtmak üzere dün toplandık. Antalya’da bir ilk olacak. İlk kez Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı üst üste ikinci kez seçilmeye aday. Anketlerde de bütün yapılan çalışmalarda da önde gidiyor. Bugüne kadar hep değişmiş. Öyle bir şey ki sanki Antalyalılar memnuniyetsiz. Ya da bütün siyasi partiler, biz dahil, Antalya’yı 2-3 dönem yönetebilecek nitelikte birini aday göstermiyormuş gibi anlaşılıyor. Mevzu o değil. Mevzu şu. Antalya, 2,5 milyon nüfusa göre devletten katkı alıyor. 16 milyonu yabancı, 10 milyonu yerli 26 milyon misafir ağırlıyor. Beklenti, hizmet 26 milyona göre veriliyor. Ama para 2,5 milyon. Öyle olunca Antalyalılar da bekledikleri hizmeti alamama gibi bir durum… Bu sefer Muhittin Böcek, ekibi, ilçe belediye başkanlarımız 5 yıldır büyük bir mücadele veriyorlardı. Şu anda Antalya’da moraller yüksek. Devam ettiğimiz belediye başkanlarımız, yeni adaylaştırdığımız arkadaşlarımız var. Büyük bir ümitle seçimleri sürdürüyoruz. Bu sefer Antalya’yı CHP’nin sosyal demokrat belediyeciliğinde tescilleyeceğiz. Bir dönem giden gelen Antalya CHP’nin artık imza attığı şehirlerden bir tanesi olacak.”

Küçükkaya’nın “Suzan Şahin bir süre önce demişti ki ‘Genel Merkez’in Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak Lütfü Savaş’ı ilan etmesi doğru bir tutumdur.’ Sonrasında birtakım tartışmalar oldu. Ben Suzan Şahin’i bir daha aradım. “Geri çekilmemelidir. Çünkü biz Lütfü Savaş ile kazanabiliriz” demişti. Buradaki süreç yönetimi konusunda bir özeleştiri yapar mısınız, değerlendirir misiniz? Nasıl oldu Hatay” sorusunu Özel, şöyle yanıtladı:

“CHP’NİN İÇİNDEKİ DEMOKRATİK TARTIŞMA ORTAMINI, BU ÇOK SESLİLİĞİ GÜRÜLTÜ GİBİ ALGILAMAMAK LAZIM. ASLINDA NORMALİ, PARTİNİN TARTIŞILABİLEN BİR YER OLMASIDIR”

“Ben 9 yıldır parti adına konuşan birisiyim. Siyaset insanla ve sözle yapılan bir iş. Bu yüzden hatasız olmaz. Daha doğrusu siyaset tercihtir. Bir tercih birini memnun eder, birini yanlış. Sizin aklınızdaki yol haritasına göre attığınız bir adım birisi tarafından beğenilir veya bazen de birçok kişi tarafından eleştirilir. Önemli olan şu. Ben 9 yıldır parti adına konuşurum. Bize yakın ‘muhalif medya’ diye söyleniyor, objektif habercilik yapanlar ya da ‘yandaş medya’ deniyor işte iktidara çok yakın… Koskoca Meclis ve bütün Türkiye. Bir gazeteciye ‘öf’ dediğim bugüne kadar olmamıştır. Bu kadar yüksek bir özgüvenle. Dostlukla sitem ettiğim olmuştur. ‘Hakkımızı yemişsin’ falan. Ama surat astığım, sorusunu cevaplamadığım, mikrofonuna döndüğüm, telefonunu açmadığım olmamıştır. Hatta biraz fazla bile, arkadaşlar diyorlar ki ‘Bu kadar da fazla siz birebir yanıt vermeseniz mi artık.’ Ben gazetecilerin merak etmesini, araştırmasını ve özellikle eleştirmesini önemsiyorum. Beni burada tutan demokrasi. Demokrasi olmasa Recep Tayyip Erdoğan yine olur. Ama demokrasi olmasa ben olmam. Bu ülkeyi demokrasi yapan da bir muhalefetin olması ve onun eleştirmesidir. Eleştirebilen birinin eleştirilemediği bir şeye muhalefet, demokrasi diyemeyiz. O yüzden varlığımızı demokrasiye borçluysak, burası bir krallık değilse bir kere muhalefet olacak. Ama muhalefet de eleştiriden muaf olamaz. O yüzden çok hak veriyorum. 9 yıldır Grup Başkanvekilliği, 8 aydır Grup Başkanlığı, 4 aydır Genel Başkanım. Bu hiçbir zaman değişmedi, değişmez. Eleştiriye tolerans bir liderin özgüvenini gösterir. Bir partinin de demokratik bir yer olduğunu gösterir. Karşınızda AK Parti, kimse eleştirmiyor. Diyorlar ki AK Parti’de tık çıkmıyor. Tık çıkmaması normal bir iş değil ki. Yanlışa, doğruya tık yok. Her şeyi yapan bir kişi. Hep beraber susuyorlar. Kendilerince ganimeti paylaşıyorlar. Demokrasi bu değil. CHP’nin içindeki demokratik tartışma ortamını, bu çok sesliliği gürültü gibi algılamamak lazım. Aslında normali, partinin tartışılabilen bir yer olmasıdır. Ama tartışma nereye kadar olur? Aday belirleme sürecinde olur, geçer. Ondan sonra herkes işine bakar. Şimdi artık işimize bakma dönemindeyiz. Hep birlikte seçimi kazanmak için çalışacağız.

“BEN HATAY’DA SÜRECİ KÖTÜ YÖNETTİĞİMİZİ DÜŞÜNMÜYORUM”

Ben Hatay’da süreci kötü yönettiğimizi düşünmüyorum. Memleketim Manisa değil mi? En çok sevdiğim yer Manisa benim, kendi memleketim. Manisa siyasetine çok hakimiz, bütün dengeleri biliyoruz, hızlı bir şekilde mevcut belediye başkanlarımızın memnuniyet anketini yaptık, onları adaylaştırdık, ön seçimlerimizi yaptık, kadın adaylarımızı destekledik. Manisa’da iş belli oldu, ilan ettik ve geçtik. Manisa’da öyle ince eleyip sık dokuyacak bir durum yok. Çok iyi bildiğimiz bir yer. Tam bir mutakabat var ve hep beraber yürüdü. Hatay yanlış yapamayacağımız bir yer, Hatay’da sadece siyaset yapmıyoruz, Hatay’ın bir travmasına anlayış gösteriyoruz, Hatay’ın duyguları var. Siyaset bu duyguları yok etme işi de değil, bir yerde yok sayma işi de değil, o duygulara kapılıp savrulma işi de değil. O duyguları doğru yönetme işi. Biz Hatay’da o yüzden, memleketim Manisa’da bir anket yaptık, Hatay’da 5 anket yaptık. Her şeyi anketlere bağlamak da doğru değil ama Manisa ve İzmir’e bir heyet yolladık, Hatay’a 3 farklı heyet yolladık, dördüncüsünde de son kalan aday adaylarının hepsini genel merkezde ağırladık, ilçe adayları için. Hatay Büyükşehir, Türkiye’de Hatay’ı aşan bir noktaya geldi, kendisi de depremzede olan bir belediye başkanımız, depremin ilk günlerinde yaşadığı travma, burnunun dibinde bir sürü mikrofon. İşte bir mikrofona bir söz söylemiş. Büyüdü, büyüdü bazı laflar.

“BİZİM YAPTIRDIĞIMIZ BÜTÜN ANKETLERDE LÜTFÜ SAVAŞ, CHP’NİN GÖSTEREBİLECEĞİ EN İYİ ADAY”

Ama bir gerçek var. Hatay’da biz yüzde 20-30 arası oy alabiliyorken, iki dönemdir Hatay’ı kazanan, Hatay’da bir mücadele veren bir belediye başkanı var. Bizim yaptırdığımız bütün anketlerde Lütfü Savaş, CHP’nin gösterebileceği en iyi aday. Siz de diyorsunuz ki, başkasıyla kazanamaz. Hatay’da böyle bir görüş hakim partide. Ama bir yandan da belediye başkan adayımızın değişmesi yönünde hem bütün Türkiye’de, sosyal medyada, 6 Şubat’ta Hatay’a gittik orada, birtakım talepler ve tepkiler var. İki karardan birini vereceksiniz, bir yanda Suzan Şahin, enkazın başında günlerce uykusuz ağlaya ağlaya bütün komşularını, hemşerilerini kurtarmaya çalıştığını görmüşüm, size iki kere konuşmuş, herhalde benle en az 5 kere konuşmuştur, mesajlar yazmıştır. Aman yanlış yapmayın diyor, anket yapıyorsunuz Lütfü Savaş her partiden oy alıyor. Lütfü Savaş doğru aday gözüküyor ama başka bir tartışma var, en nihayetinde 10 Ocak günü Lütfü Savaş’ı adaylaştırdık, üstünden geçen zamanda gördüğünüz tartışmalar oldu, en sonunda dedik ki son gün bir anket daha yapacağız, son gün bir anket yaptık, Lütfü Beyi de davet ettik. Onun elindeki anketleri aldık, onun üstüne ne yaptık biliyor musunuz? Parti tarihinde ilk kez olan bir şeydir. Bütün ilçe belediye başkan adayları, bütün ilçe başkanları, il başkanı Hatay’la ilgili, gece 02.30’da milletvekilimiz Nermin Hanımın son kez fikrini aldım, aradım dedim ki, Nermin Hanım bu nasıl olur? Mehmet Güzelmansur orada. Bulunmayan bütün milletvekilleri, eski milletvekilleriyle. Gece 01.00’da telefonlaştık, aday adaylarıyla. Başka partilerle. Bir şey yapmamız lazım. Son gün baktık ve örgüt dedi ki, ankette Lütfü Savaş ve net. Eski milletvekilleri Lütfü Savaş, mevcut milletvekilleri bugünün doğrusu Lütfü Savaş, örgüt istisnasız bütün ilçe başkanları sağımda, bütün ilçe belediye başkan adayları ‘Bu seçimi Lütfü Bey ile alırız’ dedi. Lütfü Bey de hem yapmış olduğu çalışmalardan hem de kendi taahhüdü ‘Ben 1 Nisan’da Hatay’ı AK Parti’ye bırakmayacağım, ben bu Hatay’ı kazanacağım, bundan emin olabilirsiniz’ dedi. Düşündük, taşındık, gece 03.00’te verdiğimiz karar Lütfü Savaş ile devam etme yönünde oldu. Ben bu kararın bu kadar ince eleyip, sık dokunulmuş olmasını kötü süreç yönetimi olarak düşünmüyorum. Ben şunu yapabilirdim, ta aralık ayında. Lütfü Savaş’ı ilan eder, geçersiniz. Bu bir yöntem. Ya da aday yapmazsınız geçersiniz. Aslında 10 Ocak’ta kapattık. Kararımızı verdik. 10 Ocak’ta ilan ettik Lütfü Savaş’ı.

“HATAY’IN KADERİ HATAY’IN MUHALİF SEÇMENLERİNİN ELİNDE”

Açıkçası şunu söyleyeyim, ben en doğru kararı vermek isterim. En doğru kararı vermenin yolu, araştırmak, soruşturmak. En doğru karar kendi kararın değildir. Sen Hatay’ı değiştirmek istiyorum deyip inat edersen bu belki dışarıdan çok başarılı bir lider, verdi kararını ve kesti attı. Sen Hatay’ı kaybedersen 1 Nisan’da, işi zorlaştıran ne, Recep Tayyip Erdoğan Hataylıları tehdit ediyor. Ben o tehdit karşılığını bulmasın istiyorum. Sen, ben yaptım birini aday geçtim. 10 Ocak’ta Lütfü Savaş’ı değil de X kişisini atadım. Arkasında durdum, kimse bir şey demez. 1 Nisan’da seçim kaybedilince Tayyip Erdoğan neyde başarılı olur, biz varsan varız ve yoksak mahsun kalırsın dediğinde Hatay’ı teslim etmiş olurum. Bunun yerine ben 1 Nisan günü Hatay’ı kazanmak istiyorum, sizin de söylediğiniz gibi pek çok veri ve bilgi Lütfü Beyin bu işi başaracağını gösteriyor, çok net bence kazanacak. Eğer kazanmazsa ben de çok üzülürüm, hepimiz çok üzülürüz. Bu kadar emek verdik, zorlandık. Bu kadar yorulduk. Çok üzülürüz gerçekten. Burada görev kime düşüyor? Hatay’daki durumu da söyleyeyim, hiç evirmeden çevirmeden. Yalan da değil. Bir AK Parti oyu var. Bir CHP oyu var. Bir ölçtürüyoruz, 3 puan geride çıkıyoruz. Bir ölçtürüyoruz, 4 puan önde çıkıyoruz. Diyorum ki, bu nasıl bir şey? Diyorlar ki, normal şartlarda Hatay’da ölçüm yapılamaz durumda. Hatay’da duygular hala travmatik. Bir haberle olumsuz etkilenip bir başka tercihte bulunabiliyor insanlar, bir başka şeyde bir başka tercihte bulunuyor. Şurada da bir grup kararsız ve muhalif grup var. O grup eğer AK Parti’ye Hatay’ı vermek istemezse, Hatay bizde zaten. Ama o grup, ‘Efendim Hatay’da AK Parti’yi de beğenmiyorum, Lütfü Savaş’ı da beğenmiyorum, bu yüzden de ben oy vermiyorum ya da başka bir partiye veriyorum’ dediğinde başa başız. AK Parti’nin alma ihtimali var. Hatay’ın kaderi Hatay’ın muhalif seçmenlerinin elinde. Parti adı verip de adaylara saygısızlık etmek istemem. AK Parti ile CHP kafa kafaya yarışıyor. Rakamlar işte diyelim ki 35, 35. Bir 10 puan muhalif partilerde var. 20’ye yakın da kararsız, protesto seçmen var. Oy kullanmayı düşünmeyen seçmen var. Bu seçmen seçimin kaderini belirleyecek. Burada yalnız, ben Lütfü Savaş’ı aday göstermeseydik biz. Diğer adaylarımızda iş geriye düşüyor, buradan gelen destekle ancak yarışa girebiliyoruz. O yüzden biz mademki Lütfü Savaş bu durumda yarışıyor. Gazeteciler sordular, Meclis’te arkadaşlarla sohbet ederken bir soruyu şöyle yazmış, arkadaşlar. Eleştirmek için değil belki de ağzımdan öyle çıktı. AK Parti’ye bırakacağıma Hatay’ı, Lütfü Savaş’a bırakırım demişim. Bugün de Sayın Ahmet Hakan şöyle yazmış. E bu Lütfü Savaş’ı kötülemek değil mi, filan. Benim söylemek istediğim şu, Lütfü Savaş’ı niye yaptın, niye yaptın. E yapmayım da AK Parti mi alsın? Kardeşim Lütfü Savaş kazanıyor seçimi. Eğer başka bir aday kazanıyor olsa, Lütfü Savaş benim babamın oğlu değil. En yakın arkadaş ve dostlarımı değiştirmişim, memnuniyet anketi düşük geliyorsa diye. Ama Hatay’da kazanma ve Hatay’ı AK Parti’ye teslim etmemek için yaptık. Bu kadar da net.

Küçükkaya’nın, “Belediye başkan adaylıklarında emaneti ehline verdiğinizi düşünüyor musunuz” sorusunu Özel, şöyle yanıtladı:

“TEK SEÇİCİ OLARAK BEN LİSTELERİ YAPTIM, GETİRDİM, HİÇ ÖYLE BİR ŞEY YOK”

“Ehline vermek için elimden geleni yaptım. Yani gerçekten ve gerçekten bunu yapabilmek için en iyisini yapmaya çalıştım. Ama siyaset insanla yapılan iştir. Hatası ve eksiği olur. Bir karar herkesi birden memnun etmez. Bazen verdiğiniz kararı doğru diye verirsiniz, yanlış çıkar. Hatası, eksiği ve kusuru vardır. Ama kasıt yoktur. Ben bütün gücümle, en doğru adayların belirlenmesine katkı sağladım. Tek seçici değildim, şunu söyleyeyim. CHP Parti Meclisi 2 ayda bir toplanır, ben seçildiğim günden bugüne kadar 12 kere, 11’i özel gündemli, 11 kez Parti Meclisini aday belirlemek için topladım. Her Parti Meclisinde aday belirledik. Parti Meclisinde ismi yansıtılmayan, üzerinde söz alınmak istendiğinde, bazı adaylarda 23 kişi, 24 kişi söz aldı. Anket istendiğinde gösterilmeyen, diyor ki bunu nasıl belirlediniz. Açıyoruz, anket yaptık, şöyle. Görebilir miyim diyor arkadaş. Tak yansıtıyoruz anketi. Anketi 60 kişi inceliyor. MYK’da 23 kişi, Parti Meclisinde 60 kişi, şu ana kadar gösterdiğimiz adayların, toplamda 1156 aday gösterdik, 1156 adayın 1156’sı ismi okunarak, üzerine tartışma açılarak, söz talebi karşılanarak, varsa anketi gösterilerek, tercih sebebi söylenip, oyçokluğu ya da oybirliği ile oylanarak geçti. Oyluyorum, mesele bir ilde 3 isim var. Okuyoruz, birini tartışmaya açıyorlar. Uzun süre tartışıyoruz, tartışma açılmayan ikisini birlikte oyluyorum, belli ki oybirliği var. Ama yine de görüyoruz, oybirliği ile filanca ilçe diyorum, söylüyorum. 4 kişi ret diyor. 4 arkadaşımın adını söylüyorum, bu 4 arkadaşın muhalefet şerhi ile geçmiştir tutanağa. Benim getirdiğim adayların değiştiği oldu. Biz 5-6 kişilik grup olarak ön çalışmayı yaptık. MYK’ya getirdik, MYK’da değişenler oldu, MYK’dan PM’ye götürdük, PM’de değişenler oldu. Geri çekilenler oldu, yeniden anket yapılanlar oldu. 1156 adayı 3 ay boyunca ince eledik, sık dokuduk. Hatası, kusuru vardır ama şöyle bir şey yok, tek seçici olarak ben listeleri yaptım, getirdim, hiç öyle bir şey yok.

Özel, “Bir önceki seçimlere göre daha fazla aday belirlemek mi süreci zorlaştırdı” sorusunu şöyle cevapladı:

“DEM İLE SANKİ GEÇEN SEFER İYİ PARTİ İLE YAPTIĞIMIZ GİBİ İTTİFAK GÖRÜŞMELERİNİN SONUCUNDA BİR ŞEY ÜRETMEK FİLAN TARZINDA BİR ŞEY OLMADIĞI ZATEN ORTADA”

“Biz prensip olarak aday çıkarabildiğimiz her yerde çıkaralım, CHP bayrağının dalgalanmadığı yer kalmasın, seçimde logomuzun eksik olduğu pusula olmasın dedik, geçmişte yanılmıyorsam 800’e yakın aday gösteriliyordu. Şimdi 1156 aday göstermişiz. Bu tabi kolay bir şey değil. 350-400 fazladan aday göstermek. Önemli bir şey. Şimdi aramızda, artık burası, sizin de dostluğunuza çok inanıyorum. Bir espri yaptım, çok güldüler. Televizyon açık. Bakalım Özgür Özel ne olacak, kaybederse, başaramazsa, şu olur, bu olur. Yahu halimiz şöyle, okula nisan ayının sonundan, mayısta tayin olmuşuz, öğretmen. Öğrenciler haziranda karne alacak, ya bu çocuk okumazsa diyorlar. Ama hiç buna sığınmadan, elimizden geleni yaptık. Bence çok doğru adaylaştırmalar yaptık, toplumsal karşılığı olacak. Tabi şöyle zorlukları var. 2019’da HDP, şimdi DEM, öyle mi ve böyle mi denen parti. Net açıklama yaptık. AK Parti’ye kaybettirecek stratejiyi benimsiyorum, CHP’nin aday çıkardığı hiçbir yerde aday çıkarmayacağım, hatta İYİ Parti’ye de çıkarmıyordu, sonra aralarında Ahlat’ta bir sürtüşme oldu falan filan. Ondan sonra çıkardılar. AK Parti kaybetsin diye her şeyi yapacağım demişti. Çok önemli bir güç AK Parti’ye kaybettirmeye çalışıyordu, ikinci taraftan İYİ Parti, Saadet ve Demokrat Partililerle ittifak halindeydik, o partiler de CHP ile birlikte hareket ediyorlardı. Nereden baksanız, kaba taslak o gün için 10 oradan, 10 oradan yüzde 20 eklediğinizde, bugünkü şartlarda anketlere yüzde 20 eklemeye kalksanız, Türkiye’yi silme, her tarafı alırız. Şu anda tek başımıza giriyoruz seçimlere, işte DEM AK Parti’ye kaybettirmeyi bırakın gücünü gösteriyor, gerektiği yerde muhalefete kaybettiriyor. CHP’nin karşısında adaylar gösteriyor, öyle DEM’li çay, filan hepsi yalan çıktı. Kent uzlaşısı şu aslında, Parti Meclislerinden DEM’in çıkardığı bir tanımlama. Biz diyor, DEM’in açıklaması Türkiye’de hiçbir parti ile ittifak yapmayacağız, işbirliği yapmayacağız, ancak kent uzlaşısı olabilir diyor. Sizin gösterdiğiniz adaya bakıyorlar, bu aday bizim de oy verebileceğimiz bir adaydır diyorlarsa kent uzlaşısı sağlandı diyorlar, aday göstermiyorlar. Bu çok nadir yerlerde oldu. İzmir de dahil. Ne diyorlardı? DEM ile CHP anlaştı, İzmir, Aydın aday göstermeyecek, Antalya’da ilk önce gösterdiler ve kaybettirmeye çalışıyoruz size dediler. Antalya’da diyorlar kaybettirmeye çalışıyoruz. İzmir’de aday var, İzmir’in hemen hemen bütün ilçelerinde var. İstanbul’da var, İstanbul’un 30’a yakın ilçesinde adayları var. Kent uzlaşısı şu, eğer aday DEM’in kriterlerine göre uygunsa, onlar diyorlar ki çevre, kadın, demokrasi hassasiyeti, Kürt siyasi hareketine karşı tutum, falan filan. Geçmişinde bir şey yoksa. Ama böyle varıp da protokol imzalamak, anlaşma yapmak, DEM ile sanki geçen sefer İYİ Parti ile yaptığımız gibi ittifak görüşmelerinin sonucunda bir şey üretmek filan tarzında bir şey olmadığı zaten ortada.”

Özel, “Bu seçim bütün Türkiye’de önemli. Sizin de bir karneniz olacak. Hedefiniz ne” sorusuna şöyle yanıt verdi:

“AĞLAYA AĞLAYA BALIKESİR’İ VERDİK, BÜYÜKŞEHRİ VERDİKLERİ KİŞİ HEM ÇOK KÖTÜ BİR KAMPANYA YAPIP RESMEN SEÇİMİ AK PARTİ’YE HEDİYE ETTİ, SONRA DA AK PARTİ’YE GİTTİ”

“Neredeyse geçen seçimde yüzde 20’lık kendiliğinden bir destekten mahrum olduğumuzun farkındayım ancak oy oranında da bir artış bekliyorum, belediyelerde elimizdeki 11 belediyenin tamamını korumak istiyoruz, üstüne yeni belediyeler ekleyeceğiz. Büyükşehirde ilk akla gelen Bursa, Bursa’da çok iyi gidiyor her şey. Zaten üstüne titreyeceğiz. Aslında Balıkesir, çoktan hak ettiğimiz bir yer. Ben Balıkesirlilerin Ahmet Akın’da hakkını teslim edeceklerini düşünüyorum. Geçen seçim Ahmet Akın adaydı ve kazanmaya gidiyordu. İYİ Parti Balıkesir’i istedi. Ağlaya ağlaya Ahmet Akın’ı çektik, bir başkası istedi, oraya koyduk. O kişi hem seçimi kaybetti hem sonra AK Parti’ye geçti. Aslında çok değer verdiğim, ablam dediğim sevgili Meral Akşener, hakikaten siyaset ilişkisinin dışında yıllarca birlikte çalıştık. Hep abla ve kardeş ilişkisi içinde olduk. O bir gün şöyle bir şey söylemişti, ben o jesti hep bekliyorum. Bir gün dedi ki, Ahmet Akın oradaydı. Ahmet saygılı şekilde duruyordu. Bizi gösterdi, öyle bir tavrı vardır. Bunların hiçbirine borcum yok ama sana bir borcum var Ahmet dedi. Ben o borcu bir gün öderim dedi. Ahmet çok üzgün duruyordu. Ahmet elinde kazandığı büyükşehri, çekeceksin dedik, genel başkanlarımız, partilerimiz böyle karar verirse çekilirim dedi. Ağlaya ağlaya bıraktı. Ağlaya ağlaya Balıkesir’i verdik, büyükşehri verdikleri kişi hem çok kötü bir kampanya yapıp resmen seçimi AK Parti’ye hediye etti, sonra da AK Parti’ye gitti. Böyle bir durumumuz var. Yanlış anlaşılmasın. Ben şimdi şunu bekliyorum Meral Hanımdan, Meral Hanım bütün Türkiye’de rekabet ediyor, müstakil, kendisin siyasetlerini yapıyorlar. Ama benim geçmişten bu genç arkadaşım ve Balıkesir’e bir borcum vardı, ben gereğini yapıyorum der mi? Benim tanıdığım Meral Hanım der. Ben böyle bir şeyi Ahmet için ve Balıkesir için bekliyorum. Yoksa bütün Türkiye var. Nerelerde ne rekabetler ediyoruz. Nasıl eleştiriler duyuyoruz. Hepsine tamam ama Ahmet Akın ve Balıkesir’e müştereken bir borcumuz vardı bizim. Şimdi tam Balıkesir ve Ahmet Akın ile helalleşme zamanı. Bence Genel Başkan bunu yapar.”

Özel, “Malatya’da ne olur, Veli Ağbaba kazanır mı” sorusunu şöyle cevapladı:

“ANKETÇİLER MALATYA SONUCUNU ‘ASRIN SÜRPRİZİ VAR’ DİYE GETİRDİLER”

“Kazanır. Anketçiler Malatya sonucunu ‘Asrın sürprizi var’ diye getirdiler. ‘Hadi canım’ dedim, baktım. Anket yanımda, size çıkışta da göstereceğim. Şöyle bir şey var. Malatya’da bizim kendi başımıza oyumuz 18. Beş partiyle birlikte girdik. 21,5-22 aldık. Malatya anketi geldi. CHP’de belli isimler var. Mevcut belediye başkanımızı, bir önceki adayı sormuşuz. 22, 23, 25 alan var. Veli Ağbaba, 36 alıyor. Şaşırdık. Hatta kendisi de dedi, ‘Hata olmasın bir daha yapın’ diye. Bir anket daha yaptırdık. Orada da 34 küsur çıktı. Geçmiş seçimde AK Parti’ye, MHP’ye oy vermeyip burada Veli Ağbaba diyenlere sorulmuş. En yaygın cevap ‘Depremde bir tek o vardı.’ Hakikaten depremin ilk günü sizle yayında olacaktık, gittim. O gece oradaydık. Ertesi sabah Pertek’teki fırınlardan feribotla ekmek getirtip 60 bin ekmek dağıtarak başladı. 90 gün boyunca, Malatya’ya sahip çıkmak için kendini perişan etti. Malatya’ya her giden şey diyordu. ‘Veli Ağbaba’ya acayip bir teveccüh var bu sefer.’ Şimdi ankette de çıktı. Orada büyük bir rekabet var. AK Parti’nin yüzde 60’lardan gerilediği bir yerdeyiz. Ama Veli Ağbaba, Malatya’da çok önemli bir başarı elde edebilir. Bu da Malatya için de çok büyük bir kazanım olur. Bu kadar memleket bağlılığı, hakikaten Malatyalılarda vardır. Veli Ağbaba’da hastalık düzeyinde bir Malatya ve Malatyalılık sevgisi var. Malatya da kazanır, Türkiye de kazanır. İyi olur. Yanı başında Adıyaman var, orada da Abdurrahman Tutdere var. O da gece gündüz orada kalmış, kardeşi ve 2 çocuğunu elleri ile birlikte köylerinde defnettik. Elleri ile koydu, öbür enkazların başına koştu. O kadar büyük acılar içinde çok çalışan bir arkadaşımız. 5 Şubat gecesi, 6 Şubat’a bağlayan. Her ile heyet yolladık. Adıyaman’a giden heyet özel geldi ve görüşmek istedi. Dediler ki Sayın Başkan kesinlikle aday Abdurrahman Tutudere olmalı. Gecenin 04.00’ü. Ağıtlar yakılıyor. Adıyaman’ı biliyorsunuz, Kürtçe- Türkçe ağıtlar. Duygular sel olmuş akıyor. Karanlıkta, bizim yabancı olduğumuzu görünce teyzeler kolumuzdan çekip, Abdurrahman Tutdere, Tutdere diye bize zorla istiyorlar. Kazanabilir. Orada aslında muhalefet birleşse kazanıyor. Orada DEM’in de çok güçlü bir adayı var. Muhalefetin ayrı ayrı adayları var. Adıyamanlılar karar verse, 1 Nisan günü Sayın Abdurrahman Tutdere belediye başkanı olabilir.”

Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“HÜSEYİN CAN GÜNER BEN CHP GENEL BAŞKANIYKEN AVUKATIM DEĞİL”

“Çankaya Belediye Başkanlığı şöyle bir şeydir, hani Gazi Mustafa Kemal Atatürk der ya, memleketin işi çoktur, uyuyamam. Sabaha kadar çalışırım, gün doğarken gözlerimi yumarım, bilirim ki İsmet uyanmıştır. Onlar Ankara ve Türkiye’yi hiç karanlığa bırakmazlar. Birisi gözünü kaparken, birisi gözünü açar. Bu böyledir, benim Atatürk’ün ilişkisi içindeki birbirine. Mesela Atatürk’ten sonra İnönü nasıl Cumhurbaşkanı oldu, bundan oldu. Ben sabaha karşı gözlerimi yumarım, bilirim ki İsmet uyanmıştır diyor Atatürk. Çankaya böyle bir yerdir. Çankaya’ya CHP Genel Başkanı gözünü yumduğunda Anıtkabir’i, Çankaya Köşkünü, TBMM’yi, CHP Genel Merkezi’ni emanet ediyor. Çankaya CHP Genel Başkanlarının tarih boyunca tasarruf kullandıkları bir yer varsa, Çankaya’dır. Ben Çankaya’da ne yanlış iş yaptım ne adam kayırdım. En güvendiğime emanet ettim. Bunu da tek başıma yapmadım. MYK’da tartıştırdım, PM’de çok itiraz gelir diyordum. Çünkü biliyorsunuz, tek listeden oluşmuyoruz. Muhalif arkadaşlarımız var. Kıyasıya eleştiriyorlar. Şerh koyuyorlar. Ankete inanmıyorlar, anketi açtırıyorlar. Hüseyin Can Güner ismi geldi. 60 kişilik salondan alkış koptu. Yalanım varsa, bir kişi söylesin. Uzun uzun alkışlarla. Hepsi alkışladı. Alkışladılar. Sonrasında söz talebi olan var mı dedim, herhangi bir söz talebi olmadı. Ben onaylandıktan sonra bir teşekkür konuşması yaptım. Siz kimi onayladınız, bunu anlatayım dedim. Onun da özeti şudur. Bakın Çankaya meselesi şöyle bir mesele. Hüseyin Can Güner benim akrabam değil, eşim değil, dostum değil. Avukatım da şöyle. Ben CHP Genel Başkanıyken avukatım değil. Hüseyin Can Güner, 3 yaşında babasız kalmış bir çocuk. Annesi infaz koruma memuru. Şu anda ne yapıyor biliyor musunuz annesi? Sincan’da mahkum koğuşlarında yoklama alıyor. Hala daha infaz koruma memuru. Hüseyin Can 30 yaşında, annesi daha emekli olmadı. Tek başına büyütüyor Hüseyin Can’ı. Hüseyin Can hep adliye lojmanlarında büyüyor. Hüseyin Can her okulu birincilikle bitiriyor. Okul birincisi kontenjanından Ankara Hukuk. Türkiye’nin en yüksek puanlı fakültesini kazanıyor, orayı derece ile bitiriyor, orada okurken üçüncü sınıftan itibaren, kendisi Malatyalı ve Veli Ağbaba’nın yanına geliyor. Veli Ağbaba ona gönüllü danışmanlık gibi bir görev yapıyor ve kol kanat geriyor. Ben o günden beri tanıyorum.

“HÜSEYİN CAN GÜNER’İ PARTİLİ DEĞİL ALEVİ DİYE ELEMİŞLER”

Bu Hüseyin Can mezun oluyor. Hakimlik ve savcılık sınavına iki kez giriyor. 20 bin kişi içinden bir kere 114’üncü, bir kere 104’üncü oluyor. Habire mülakatta eliyorlar. Bu arkadaş çocukluğundan beri hakim ve savcı olmak istiyor. Hayatımda bir kez bir kişi için birinden bir şey istedim, Abdülhamit Gül. Adalet Bakanı gittim ve anlattım. Dedim ki bunu devamlı mülakatta eliyorsunuz, bu çocuk. Bundan 9 yıl önce olan bir olay bu. Hüseyin Can’ın okulu yeni bitirdiği zamanlarda. Diyoruz ki, bunu eliyorsunuz ya neden eliyorsunuz? FETÖ’cü olsa, annesi sizin personeliniz, annesini atardınız. PKK’lı olsa bir şey yapardınız. Annesi sizin teşkilatınızın ekmeği ile büyütmüş, bu çocuktan devlete zarar gelmez. Haklısınız bir bakalım. Müsteşara söyledik. Ben ombudsmana Meclis kürsüsünde Hüseyin Can’ı anlattım. Dedim ki, yahu Kamu Baş Denetçisisiniz, subjektif kriter diyorsunuz, bakın böyle. Dinlemediler, dinlemediler. Hüseyin Can bir gün hakimlik ve savcılık sınavından neden elendi diye içeriden bilgi aldık. Oraya da yazmış, Veli Ağbaba ve Özgür Özel ile birlikte gezilere katıldı, Ezidilere su götürmüş. Ezidiler vardı ya, çocukların burnuna sinek konuyordu. CHP olarak koştuk, su ve mama götürdük. Oraya koşmuş bizimle biri 24 yaşında, 26 yaşında eliyorlar. Tire, Alevi. Bilgi notu. Partili değil Alevi diye elemişler. Sonradan partili de oldu. O zaman da partili olabilir. Hep elenmiş. Hep elenmiş. Çok iyi, çok yüksek oy alır da şunu söylememe izin verin. O gün Hüseyin Can’a dedim ki, 7 avukatım vardı. Bir tanesi de Gül Çiftçi, partinin şimdi MYK üyesi. 7’si de çok yakın, hepinizin bildiği isimler. Hepsinden vekaletimi alıyorum, sana veriyorum. Sen çok başarılı bir avukat olacaksın dedim. Çok güvendiğim için her şeyimi ona emanet ettim. Hüseyin Can’a belediyecilikten ne anlar demiş geçen gün biri, SODEM SEN’in bütün sendikalarla yaptığı, CHP’li belediyelerin toplu iş sözleşmelerini imzalayan kişidir kendisi. DİSK’e gittim, DİSK’li sendikacılar diyorlar ki bana Özgür Bey, Hüseyin Can çok doğru olacak, hem işçi dostu, hem partisinin menfaatini korur. Ben çok güvendiğim, inandığım birisini hem MYK’nın hem PM’nin bilgisine sunduk. MYK’da da PM’de de oybirliği ile geçti.

“BİR İŞÇİ KENTİ OLAN GEBZE’DE İLÇE BELEDİYESİNDE ERKAN BAŞ BİR İDDİA ORTAYA KOYDU. ORADA BİZ ADAY GÖSTERMEDİK”

TİP ile şöyle bir çalışma yaptık. Onlar bize kaybettirme riski olan yerlerde, aday göstermediler. CHP’nin kafa kafaya yarıştığı ve risk olan yerlerde aday göstermediler. Biz de bir işçi kenti olan Gebze’de ilçe belediyesinde Erkan Baş Genel Başkan olarak orada bir iddia ortaya koydu. Kendisine orada biz aday göstermedik, destekliyoruz ama Kocaeli Büyükşehir’de ve ilçelerde, TİP’in aday göstermediği bizim açımızdan yarışmalı yerlerde de TİP seçmeni bu Gebze jestine karşılık CHP’ye destek verecek.

“EKREM İMAMOĞLU NE DEDİ ‘YA KANAL YA İSTANBUL.’ İSTANBUL’U O İŞTEN KURTARDI. ŞİMDİ KANAL İSTANBUL DEMİYORLAR”

İstanbul’da çok önemli bir rekabet var. İstanbul’da çok önemli bir başarı elde edeceğiz. O da şu, karşımızdaki rakipleri, iktidarın buraya nasıl yüklendiğini görüyorsunuz. İktidar medyasını, iktidarın tüm olanaklarını seferber ettiği bir süreçteyiz. Ama bir gücümüz var. Son 5 yılda, Ekrem İmamoğlu ve ekibinin İstanbul’da yaptıkları. İstanbul’da bir zamanlar her boş arsa rezidans olurken, her güzel ele gelecek arsa Arap Şeyhlerine, Katar Emirlerine verilecekken, şimdi yeşil alan oluyor. İstanbul’da CHP gelirse sosyal yardımlar kesilir diyorlardı, 4 katına, 4,5 katına çıkmış sosyal yardımlar. Pandemide herkes eyvah derken ihtiyaç duyan herkesin yanında İBB oldu. Hepimiz evimizdeyken de öyle altyapı çalışmaları yaptılar ki. Dünyanın yağmuru yağıyor, eskiden 2 damla yağmurda Üsküdar’ı sel alırdı, şimdi öyle bir şey yok. Hiçbir viyadükte artık insanlar mahsur kalmıyorlar. O dönemi çok iyi altyapı yatırımları ile geçirdiler. İnanılmaz işler var. İstanbul Genel Sekreter Yardımcısı, metrodan sorulu kişi Ulaştırma Bakanı olmuştu, onun döneminde İstanbul’da durdurulan 10 metre Ekrem İmamoğlu döneminde yapıldı. 10 metro yapıldı ve 10 metronun kaynağı nereden bulundu? Yurtdışından, kim buldu? Japonya’da raylı sistemler, hızlı trenlerle ilgili sistemin başındaki dahi ve çok çalışkan bir Türk kadın, geldi İstanbul’a. Raylı sistemler, İstanbul AŞ.’nin başına geldi, Genel sekreter yardımcısı oldu, ona bağlandı. Japonya’daki hızlı trenler, bütün dünyada raylı sistem, metro denince o sistemlerle ilgili en bilindik insanlardan birisiydi. Geldi ve gidiyor. Bütün dünyada metrolarımız için çok yüksek derecede kaynağı buluyor, getiriyor. Tıkır tıkır İstanbul’da 10 yerde birden metro yürüyor. 10’unu da durdurmuştu AK Parti hükümeti. Seçim döneminde birazcık da sloganvari işler de önemli. Geçmiş dönemde Ekrem İmamoğlu’nun İBB Başkanlığı yaptığı dönemde, Trabzon’da kaç AK Partili milletvekili var, 4. Kaç AK Partili bakan vardı, 4. Trabzon Büyükşehir Belediyesi, 9. Ortahisar Belediyesi 10. 10 AK Partili Trabzon’a bir tane hafif raylı sistem yapamadı, bir Trabzonlu İstanbul’a 10 tane metro yapıyor. (Seçimi) Kazanır, kazanacak hem de çok rahat şekilde kazanacak. İstanbul’a da rahat nefes aldıracak. Bazen diyorlar ki 89’da CHP kazanmıştı, 94’te kaybetti filan. O dönem gibi bir durum ortada yok. Büyük bir memnuniyet var. Herkes CHP’li belediyelerden memnun. Ankara’da 1994’te ne olduğu belli. 94’te bir Melih Gökçek geldi, Ankara’nın 20 yıl anası ağladı. İstanbul’da İstanbul bir kez AK Parti’ye geçti, 25 yıl boyunca pata pata İstanbul’un üstünde bu arsayı kime verelim Hasan’cım. Katar emrine verelim, bu arsayı Arap şeyhlerine verelim. En son en oldu, şimdi niye hiç konuşmuyorlar. Satacak arsa kalmadı, İstanbul’un boğazına bir hançer dayayalım. Bir kanal açalım, Kanal İstanbul yapalım. Şimdiden Katarlılara satmışlardı. Ekrem İmamoğlu ne dedi, ya kanal ya İstanbul. İstanbul’u o işten kurtardı. Şimdi Kanal İstanbul demiyorlar, İstanbullu istemiyor.

“ÖLÇME DEĞERLENDİRMEYİ BÜYÜKERŞEN’İN GENEL KOORDİNATÖRLÜĞÜNDE OLUŞTURACAĞIMIZ YENİ İZLEME DAİRESİ YAPACAK”

Adaylaşmama sürecinde şunu dedim, gelin deneyimlerinizden Yılmaz Hoca ile birlikte partide diğer sosyal demokrat belediye başkanlarını yararlandırın. Hala çağrım var. Adaylık başvurusunda bulundular ama yarın çekilirler, CHP’yi destekliyoruz derler. Onlar bizim abimiz. Ama seçmenlerine şunu söylüyoruz. Biz 3-4 dönem bu belediye başkanlarımızla, Neşet Abi ile 2 dönem, bu 3’üncü dönem olacaktı, yürümüşüz. Birbirimizle sorunumuz yok. Ama bir gençleşme, bir yenilenme, bir heyecana ihtiyaç var. Burada aday değişimi yapılmış, anketlere bakılmış. Bir karar verilmiş. Bunun doğrultusunda artık kişilere değil CHP’lilerin partilerine sahip çıkmaları lazım. Öbür türlü Sarıyer, Mezitli gibi bir yerin AK Parti’ye geçmesi, böyle kişisel meseleden dolayı olmaması gerekiyor. Ben büyüklerime yine saygı ile yaklaşıyorum, çok doğru bir iş yaptık biz Eskişehir’de. Hoca ile konuştuk, ilk günlerde biraz spekülasyon filan yapanlar oldu. Hocaya dedik ki, hocam 52 yaşında gencecik kendi genel sekreterine Eskişehir’i emanet etti, elini kaldırdı. Geçen gün bütün büyükşehir belediyelerimizin genel sekreterleri ve daire başkanlarına bir eğitim verdi. Şimdi belediye başkanları ile çalışıyor. Seçimden sonra bir yerde CHP bir işi iyi yapıyorsa ki bu işi en iyi yapanlardan birisi Yılmaz Büyükerşen, yeni seçilen belediye başkanlarına anahtar teslim o projeleri vereceğiz. Yeni baştan yeni araştırmalar, çalışmalar değil. Ortaklaşmalar yapacağız. Bunu yayacağız ve ölçme değerlendirmeyi Yılmaz Büyükerşen’in genel koordinatörlüğünde oluşturacağımız yeni izleme dairesi yapacak.

Onların telefonda da kendileri ile görüştüm. En son tartışarak değil kucaklayarak ayrıldık. Dedim iyi düşünün. Yapmayın, size yakışan partiyi desteklemektir. Onlara çağrım şu, bu bağımsız adaylık gibi şeylere hiç gerek yok. Gelsinler CHP’de CHP’li belediyelerin başarısına katkı sağlayacak bu büyük projemizde Yılmaz Hoca ile birlikte olsunlar diye teklif etmiştim. Buradan da tekrar edilebilir. Partiyi bırakıp başka partiye de gitmeye gönülleri el vermedi. Bağımsız oldular. Ya kaybettirirlerse ya iş AK Parti’ye yararsa. O yüzden seçmen gereğini yapacaktır, iki başkanımız da seçim sathı mahalline girildiğinde gereğini yapacaklardır.

Gazetelerde manşetlere çıkan bazı şeyler oldu.  Partiyi bırakıp başka partiye gidenler. Manşete çıkan 3 kişi, bilemedin 5 kişi var. Bizim gönlümüzde manşete çıkan kaç kişi var biliyor musunuz İsmail Bey. Bu gösterdiğimiz 1156 aday, gösterilmeyen 2 bin küsür aday var ya, o adaylardan 3’ü başka partiye gitti, itiraz etti. Ertesi sabah adaydan önce uyanıp, aday diyor ki, başkanım yorulmuştum, yattım, sabah 07.30 telefon çalıyor. Bizim aday adayı arıyor. Birader başkan uyur mu, kalk çalışacağız. Bir gün önce aday gösterilmiyor, bir gün sonra. Bu bizim Manisa Salihli’de iki adayımızdan şimdi gösterilen adayı gösteren, önceki ilçe başkanımız aday adayıydı kalkın kardeşim çalışacağız diye herkesi ayağa kaldırmış. Kendine ayırdığı bütçeyi ilçesine teklif eden, ilçe başkanı söylüyor. Yahu aday adayı kalktı geldi, ben para ayırmıştım, bunu ilçeye vermek istiyorum, bu para zaten benden çıktı. Gözden çıkardığı para. Kendi arabasına aday gösterilen arkadaşına tahsis eden var. O yüzden bizim gönlümüzün manşetinde bu kahramanlar var. 3-4-5 kişi itiraz ediyor, patırtı çıkarıyor, Yenişafak da onu manşete çıkarıyor. Gönlümüzün manşetinde, son dakika alta KJ yazıyorsunuz ya, bu arkadaşları yazabilmek lazım. Biz bu hikayeleri seçim sonrası derleyelim, bir gün bu hikayelerden oturalım konuşalım. Bunlar gerçek kahramanlar. 

“İZMİR BİR DEĞİŞİM İSTİYORDU. İZMİR’DE BUNU GERÇEKLEŞTİRDİK”

Biz İzmir’de ikinci yüzyılın devrimini yaptık. Aday gösterilmeyen arkadaşlarımın her bir tanesi ile telefonda görüştüm. Aradığım oldu, ulaşamadığım oldu. Kırgınlıkları olanlar olabilir. Hepsine de hak veriyorum. Biz kimseyi kötü olduğu için adaylaştırmadık değil. Ama biz İzmir’e baktık. İzmir’in beklenti, profil anketine baktık. İzmir’de şunu gördük, bir değişim istiyor. İzmir notu en kıt seçmen. İzmir’de memnuniyet anketlerini belki o İzmir seçmenini götürüp oraya Anadolu’dan bir kentin seçmenini getirsen, çok yüksek memnuniyet çıkabilecekken İzmir’de çok notu kıt seçmen var. Çok haklılar. Yıllardır partiyi sırtında taşıyor o seçmen. Milletvekilliğinde habire oraya kontenjanlar konuyor. Bu seçimde değil yıllarca öyle. İzmir hep CHP’yi sırtında taşıyor ve İzmir bir değişim istiyordu, biz İzmir’de bunu gerçekleştirdik. Ne gerçekleştirdik, şunu söyleyeyim. 9 kadın, bugüne kadar İzmir’de 6 kadın belediye başkanı olmuş İsmail Bey. 3’ü şu andaki başkanlarımızdı. Biz 9 kadın aday gösterdik, 9’u da seçilecek yerden. Bunların içinde Karşıyaka, Konak, Karabağlar var. Nüfusları 1 milyona yakın neredeyse. 500 binin üstünde nüfusu olan ilçelere kadın aday gösterdik. Göreceksiniz yarın bizim bir tane kadın belediye başkan adayımız vardı, topuklu efe. Şu anda 5 tane kadın büyükşehir belediye başkan adayımız.

Büyük bir adım attık ama yetmez. Sonuçta, normalde geçen seçime göre 2 kat fazla kadın aday göstermişiz, yüzde 200. Tam 2 katına çıkardık, kadınlarda. Önemli ama yeterli değil. CHP gibi bir yerde, İzmir gibi bir yerde 30 belediye başkanı varsa, 15’i kadın olacak. Sen kadın ve erkek eşitliğini İzmir’de bir kere hayata geçirmeyeceksin de, en güçlü olduğun, seçmenin buna en yakın olduğu yerde, demokrasinin başkentinde, kadılara dur diyeceksin. Son durumda 30’da 3’tü. Şimdi 9 olacak.

“BUNDAN 5-10-15 YIL SONRA TÜRKİYE’Yİ YÖNETECEK KADROLARI İZMİR’DE HAYATA GEÇİRMİŞ DURUMDAYIZ”

Biz İzmir’de 30 belediyeden 4’ü hariç, 26’sındı yeni aday gösterdik. İzmir’de 4’ü hariç, Selçuk, Dikili, Karaburun, Seferihisar dışında bütün belediyelerde yeni adaylarımızı gösterdik. 26 yerde gösterilen adaylar ilk kez gösteriliyorlar. Bu büyük bir değişim. Her değişim sancılı olur. Her değişimin bir itirazı olur, her devrimin bir itirazı, karşı duranı olur, burada sesler yükselir. Ben İzmir’i çok iyi biliyorum. 10 yaşında İzmir’e gittim ben. Ortaokul, lise, üniversite, askerliğimi İzmir’de yaptım. Benim evim Bornova’ya 20 dakika mesafede. Ben İzmir’de yaşıyorum, bütün arkadaşlarım İzmir’de yaşıyor. Benim evim Manisa’da ama İzmir’de olan her şey bana yansıyor. İzmir’de sokakta büyük bir memnuniyet var. Neden memnuniyet var. Benim İzmir’de gösterdiğim 30 adaydan 14’ü 40 yaş altı. Benim 32 yaşında Çeşme Belediye Başkan adayım var. 35 başında Bornova Belediye Başkan adayım var, Ömer. 33 yaşında Erman Narlıdere Belediye Başkan adayı. Görkem 35 yaşında Buca Belediye Başkan adayı. Bu arkadaşlar, bakın 35 yaşında Buca gibi belediyeyi nasıl yönetecek diyorlar. Deniz Baykal’ın mezarı başında anma yapıyoruz, 35 yaşında milletvekili, 36 yaşında Maliye Bakanı diyoruz. Yıl 1974, CHP Türkiye’nin Maliye Bakanlığını Deniz Baykal’a emanet etmiş. Yıl 2024 üstünden 50 yıl geçmiş, acaba 35 yaşında birisi Buca Belediyesinin bütçesini yönetebilir mi diye konuşuyoruz. CHP bu değil. 50 yıl önce Deniz Baykal’ı Maniye Bakanı yapan. 50 yıl önce 36 yaşında Bülent Ecevit’i Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı yapan, CHP kadrolarından Önder Savları, Ahmet Taner Kışlalıları 38 yaşında bakan yapan CHP, şimdi 36 yaşında belediye başkanlarına itiraz etmeyecek. Bu gençleşmeyi yapacak. Özgür Özel genç siyasetçi değil siyaset Türkiye’de çok yaşlı İsmail Bey.  Biz bu işi 30’lu yaşlarda. Böyle bakıyor Türkiye’de herkes Instagram’dan, İskandinav ülkelerinin 30’lu yaşlardaki başbakanlarına. Biraz da bizim başkanları kaydırıp bakalım. Biz da biz kendi gençlerimize güvenelim. Kadınlarımıza güvenelim. Bu meseleye böyle bakıyorum gerçekten. Ben bundan 5-10-15 yıl sonra Türkiye’yi yönetecek kadroları İzmir’de hayata geçirmiş durumdayız.

“CEMİL TUGAY VİZYON SAHİBİ, DÜNYAYI BİLEN VE ÇOK İYİ EKİPLERLE ÇALIŞAN BİRİSİDİR”

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız inanılmaz derecede, kendisi son derece iyi bir yönetici. Sürdürülebilir kalkınma konusunda Türkiye’de 100 üzerinden 100 tam not almış. Sürdürülebilir belediyecilik uygulamalarını yapan tek kişi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı için bize İzmir’e hizmet üretecek, serin kanlı, iyi düşünen, hızlı karar alabilen, iyi ekip yöneten bir profile ihtiyaç olduğu ortaya çıktı, bütün profil anketlerinde. Profil çalışmamızla birebir örtüşen, çok başarılı bir cerrah, sağlık yöneticisi ama Karşıyaka Belediyesindeki memnuniyet. Bir, iki şey okudum, şaşırdım. Bazıları diyor ki Karşıyaka’da ne yapmış? Memnuniyet anketine bir bakıyorsunuz, Karşıyaka’da 68 ile seçilmiş, bırakırken Karşıyaka’yı 76 ile bırakmış. İnanılmaz derecede bir memnuniyetin olduğu, çok iyi ekip çalıştırabilen, sütte leke var, kendisinde leke yok. Böyle birisi. Hepimiz güveniyoruz. Göreceksiniz, bundan 2 yıl sonra Cemil Tugay’ın İzmir’e neler yaptığını? Cemil Tugay vizyon sahibi, dünyayı bilen ve çok iyi ekiplerle çalışan birisidir. 

“ANKARA’DA REKOR BEKLİYORUZ, İSTANBUL’DA SEÇİMİ RAHAT KAZANACAĞIMIZ BEKLİYORUZ. İZMİR’DE BİR REKOR BEKLİYORUZ”

Ankara’da rekor bekliyoruz, İstanbul’da seçimi rahat kazanacağımız bekliyoruz. İzmir’de bir rekor bekliyoruz. İzmir’de çok kolay bir şey değil. Ama şöyle bir 30’da 30 olsa, Türkiye’de devrim olacak. Şöyle olacak, gençleşmenin ve kadınların önünü açmanın muvaffakiyetini, başarısını, ödülünü İzmir’den alırsak, bu değişimin sahada yarattığı heyecan çok önemli, İzmir’den başlarsınız bu işe başlarsanız. İzmir’deki bu büyük başarı, heyecan, gençleşme, çok sayıda kadın. Lafa gelince herkes kadın aday istiyor, herkes yan ilçe istiyor. Kendi ilçesine istemiyor. Herkes yahu biraz gençleşme olsun diyor ama genç adayı öbür ilde görmek istiyor, kendi ilinde görmek istemiyor. Bunu karar verme sürecinde gören ve direnç gösterenler açısından söylüyorum. Şimdi, İzmir’de gençleşme mi istiyorsunuz, alsana 14 tane genç, al sana 9 kadın, her birisi bakın eskiden rakam vermeyeceğim ama şu anda İzmir’deki 30 belediye başkanının toplam bildiği yabancı dil sayısı 44. Benim İzmir’deki belediye başkan adaylarım dünyayı gören, Türkiye’de çok önemli işler yapabilecek, çok iyi eğitim almış, hiçbir yere angajmanı olmayan, halktan başka kimse, bana bile kendilerini borçlu hissetmiyorlar, niye biliyor musunuz? O CV olmasaydı, kendileri oraya aday olmayacaktı. Hiçbir çıkar grubunun da adamı değiller.

“SEÇİLEN BÜTÜN BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ 1 NİSAN GÜNÜ SABAHI BELEDİYELERİNİN GİRİŞİNE MAL VARLIKLARINI ASACAKLAR”

2014 yılında Manisa Büyükşehir Belediye Başkan adayıyken, hatta bir de yeşil bir kalem ile yazmıştık. Hala bazen karşıma çıkıyor. Kendi mal varlığımı açıklamıştım. Son derece doğru bulurum. Belediye başkanları zaten seçildiklerinde, milletvekilleri. Ben de mal varlığımı bildirdim. Bunun yapılması son derece doğru. Ben derim ki belediye başkanları, Mansur Beyi açıkladı, Mansur Bey belediyenin önüne assın. Seçilen bütün belediye başkanlarımız 1 Nisan günü sabahı belediyelerinin girişine mal varlıklarını asacaklar. Mal varlıklarını asacaklar. 1 Nisan günü CHP’den seçilen belediye başkanları, bazen pankart oluyor, o taktir kendilerinin. Belediyenin giriş camı yok mu? Kapıdan giriyorsun, orada vatandaşın göreceği yere mal varlığını asacaklar. Roma’da gelenek var diye söylediler, gözümle görmedim ama bu dikkati çekebilir. Seçilen belediye başkanını kantara çıkarıyorlarmış, yazıyorlarmış. Yazıyorlarmış. Görevi bırakırken bir daha çıkarıyorlarmış, eğer eksiği varsa alkışlıyorlarmış, eksiği var, eksiği var diye. Eğer Roma’daki belediye başkanı kantara çıkıyor ya ilk gün ve bir de son gün. Fazlası var derse, yuhluyorlarmış. Bu tartılma eskiden yemekle ilgili. Biz de ilk gün de asalım, son gün de asalım.

“BİZ İKTİDAR OLDUĞUMUZDA KAAN, YANINA BİR TANE DAHA YANINA BİR TANE DAHA FARKLI FARKLI UÇAKLAR EKLENECEK”

Bir kere çok gecikmiş bir iş. 1970’lerden beri USAŞ gayret ediyor. Nihayet tekerler artık kalktı. Bundan sonrası kolay. Uçurduk, en mükemmeli yapılır. Emeği geçen herkese, 50 yıllık bir mücadele. Son 20 yılında AK Parti mi var, AK Parti döneminde kim çalıştıysa o, kim desteklediyse o. Herkese teşekkür ediyoruz. İlk günden bugüne kadar ve bu önemli bir şey. Çünkü şöyle bir şey olmaz. O taraflarını kötü yönettiler ama mesela bu NATO’nun genişlemesini bile F-16’nın pazarlığı ile. F-35 projesindeydik, sebep o dur, budur tartışılır. Orasında siyaset yapmam, bizi projeden attı adamlar. 6 uçağımızın parasını verdik, parasını vermiyorlar. F-16 modernizasyonu için bile ön şart sürüyorlar. Bunun için kimde izin alacağım? Kimseden. Kendi malım. İnşallah kendi yolcu uçaklarımızı yapalım, sadece savaş ve savunma önemli ama her alanda en doğrusu, en iyisini yapmak lazım. Ben astronotumuzun babasını aradım, gittiğinde Allah kavuştursun, döndüğünde gözün aydın diye aradım. Dedim ki, Ali Baba, adı. Gözün aydın, millet oğlanı Konya’ya askere yolluyor, gelince bütün köy geliyor gözün aydın, gözün aydın. Sen nerelere yolladın filan. Gülüştük. Bu işler parti işleri filan değil. Meclis’e bir gün anekdot anlatayım, öyle bitsin. Bir gün Meclis’te kargaşa oldu bizim koridorda, ne oldu dedim. Bakan TOGG ile gelecekmiş, anahtarını alacakmış, sallayacakmış muhalefete. Babasının malı mıymış, hepimizin. Geldi Varank, hakikaten TOGG ile geldi, kameralar takip ediyor filan. Ben de yukarıdan odamdan izledim, benim oda tam Meclis’in girişini görüyordu. Meclis’e geldi, TOGG’un anahtarı da yanındaymış. Söz aldım, dedim ki Sayın Bakan TOGG ile gelmişsin, eline sağlık. O anahtarı kürsüye bırak. Nasıl dedi. TOGG’u bize bırak. Bu milletin malını millete bırak. Biz 2 tur atalım, biz de reklamını yapalım Baktı böyle. Şöyle bir şey var mı? Alman sosyal demokratları Mercedes’e biniyor da Hıristiyan demokratlar binmiyor mu? Ya da BMW Almanlarda yeşillerin malı da sol partinin değil mi? Bir aracı bile siyasetin bir parçası yapmayalım. Böyle meselelerle hepimiz gurur duyacağız ve sahi çıkacağız. Biz iktidar olduğumuzda KAAN, yanına bir tane daha yanına bir tane daha farklı farklı uçaklar eklenecek. Biz bunda yarışmamız lazım, kavga etmemiz lazım değil.

“CHP 1 NİSAN’DAN SONRA BELEDİYELERDE İYİ SONUÇLAR ELDE EDECEK VE İKTİDARA DOĞRU YÜRÜYECEK”

Bu üzerinde durulacak bir konu değil. CHP koca bir takımız, bu takımda ben takımın başkanıyım. Bu takımda forvetlerden bir tanesi Ronaldo, efendim Ronaldo gibi bir oyunca var acaba bu bizim başkanlığınızı sorgulatıyor mu? Aynı takımda yan tarafta Messi de oynuyor, hem Messi var hem Ronaldo var. Kulübede daha iyisi var. Yan tarafta başkası var. Bu bir takım oyunu. Bu partinin siyaseten güçleri, bu ülkenin değerleri bu partiye yük olmaz, güç olur. Bunu görmez lazım. Birincisi bu. İkincisi ben CHP’de öyle herkesin tarif ettiği gibi bir liderlik profili çizmeye gelmedim. Ben sosyal demokrat biriyim. Ben eleştirilebilen, tartışan, fikir alan ve veren, koşan, ben protokole ben göstermelik davranışlara filan önem veren birisi değilim. 1 Nisan’dan sonraki süreçte bu önümüzdeki 4 yıllık süreçte nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadığını herkes hep beraber görecek ve diyecekler ki budur. Bize Recep Tayyip Erdoğan’ın çakması lazım değil. Bize Avrupa dünya ölçeğinde, sosyal demokrat, emekten ve örgütlenmeden yana tavır koyan, yoksullardan yana tavır koyan, eşitlikten yana tavır koyan, gençlerin istediği özgürlük alanından yana tavır koyan, tuttuğunu koparan ve genç sosyal demokrat bir lidere ihtiyacımız var. Ben ona talibim, bu partide git gide yukarı doğru trendi çıkan partiye talibim. Ben yüzde 25’i kabullenmiş, ittifaklar kurmazsam benden bir şey olmaz diyen değil aksine o cam tavanı tuzla buz edecek bir özgüvene sahip bir parti yaratmak istiyorum. Parti beni seviyor, ben partililerimi seviyorum, birbirimize güveniyoruz. Bu birtakım isimlerin, gazete yazarlarının, iktidara müzahirleşen merkez medyanın tartışmak istediği mesele, ya bunlar 1 Nisan’dan sonra belediyelerini koruyarak, güçlenerek yarınlara giderlerse biz bunların hiç önünü alamayız. Siler süpürürler bizi diye korkuyorlar. Onlar istiyorlar ki CHP tartışılsın, CHP karışsın. CHP karışırsa Recep Tayyip Erdoğan koltuğunu perçinler. CHP 1 Nisan’dan sonra hem belediyelerde iyi sonuçlar elde edecek. Hem parti içinde bütünlüğünü tam olarak sağladığını herkese gösterecek ve iktidara doğru yürüyecek. Bu iki kere iki dört. İkincisi burada Cumhur İttifakı var, koyu ve gri bir parti. Birbirlerine benziyorlar. Her gün birbirlerinden daha ceberut, asık yüzlü insanlar ve yasakçı bir zihniyet. Karşısında CHP yok, Türkiye İttifakı var. Partimiz de Türkiye İttifakı’nın bir bileşeni.  Türkiye İttifakında CHP var ama bu Türkiye İttifakının içinde geçen seçimde Ekrem Beye, Mansur Beye, Zeydan Beye, Mersin’de Vahap Beye oy vermiş çok iyi insanlar var. İYİ Partililer var. İYİ Parti’nin seçmenleri var. Çünkü onların temel itirazı ne? Saraya ve Devlet Bahçeli’nin yaptıklarına itiraz. Ne değişti? Aldığımız kentlerde, mesela biz İstanbul’u Kürtleri dışlayan bir anlayışla mı yönettik de şimdi Kürtlerden oy alamayacağız. Ankara’da, Mersin’de yaptık mı alamayacağız? Oy yüzden Türkiye İttifakı nasıl bir ittifak biliyor musunuz? Milli takım gol atınca ayağa fırlayan herkes Türkiye İttifakının bileşenidir. Filenin Sultanları şampiyon oldu ya. İstiklal Marşı okunurken, onlar da ağladı, biz de ağladık ya. Filenin Sultanları ile gurur duyan herkesin oyuna talibiz biz.

“NİSAN, MAYIS AYINDA CAN ATALAY İLE İLGİLİ NELER YAPACAĞIMIZI GÖSTERECEĞİM”

Can Atalay için bugüne kadar yaptığımızdan fazlasını, seçim atmosferinde Can Atalay için güçlenerek çıkacağız. Can Atalay özgürlüğüne kavuşsun, Meclis’e dönsün isteyen herkes şunu söylüyorum, gelin 31 Mart’ta güçlerinizi birleştirin, iktidara kazandırmayın. İktidar kazanırsa bak Can Atalay’ı salmadım, yine de kazandım. Ama milli irade bunlara bir tokat atarsa nisan, mayıs ayında Can Atalay ile ilgili neler yapacağımızı göstereceğim. Bu süreçte hiç unutturmam Can Atalay’ı. Her fırsatta konuşuyor, mücadele veriyoruz ama bu seçimlerde Can Hatay milletvekili, Hatay’ı AK Parti kazanırsa söyleyecek söz kalmaz. Eğer AK Parti, CHP’nin elindeki büyükşehirleri alırsa o zaman bizim gücümüz, boynumuz bükülür. Bizi güçlendirsinler, muhalefetin arkasında dursunlar, Can Atalay için de bütün hakkında mücadele verilmesi gereken herkes için, bütün mağdur ve mazlumlar, bu ekonomik sıkıntı içindeki sıkıntılarından dolayı emekliler, işsizler için nasıl bir dirençli muhalif mücadele verilir. İlk başta başladığımızda gördünüz, CHP sokakta DİSK ile yürüyen, eylemlere katılan, bir anda yerel seçim gündemi bizi boğdu ister istemez. Bundan sonra bu yerel seçimlerden bizim arkamızda güç vererek dursunlar, yerel seçimlerden sonra bakın biz hem Can için hem Türkiye’de örgütlü bir mücadele ile kazanım bekleyen herkesin nasıl yüzünü güldüreceğiz, nasıl arkasında duracağız. 31 Mart günü seçim var, 1 Nisan günü zamlar geliyor. Kemer sıkılacak, sıkı para politikası var. 1 Nisan gününe mani olmak 2 Nisan’da mümkün değil. 1 Nisan olduysa, iktidar gücünü koruyorsa, 2 Nisan’da acı reçeteyi hepimize içirecekler. Ama bir gün sonra bir şey yapamazsın 1 Nisan’dan. Bir gün önce yapacaksın. 31 Mart günü sandıkta bu iktidar bir sarı kart çekerse, bu iktidara bir kırmızı ışık yakarsa, göreceksiniz 1 Nisan’dan sonra her şey muhalefetin, muhalefetin temsil ettiği yoksulların, işsizleri, güvencesizlerin lehine gelişecek. Eğer iktidar, 31 Mart’tan güçlenerek çıkarsa 1 Nisan’dan sonra çok sıkıntılı dönem yaşanır.”

(ANKA)