YEREL SEÇİM

CHP Aday seçimini için yine atama ile atama yaparsa çok yanlış olur!

Seçimlere artık tam üç ay var.

Bu yerel seçimlerde aslında iki parti yarışacak.

Biri AKP diğeri ise CHP.

Diğer partiler ise belki bazı küçük yerlerde belediye başkanlıları kazanabilirler ama belirleyici iki partinin AKP ve CHP olduğu bir gerçek.

Görüşüne göre şu anda CHP rakibi AKP’ye karşı biraz daha şanslı durumda.

Elbette toplam 922 belediyenin büyük çoğunluğunu yine AKP kazanacak ama önemli olan bazı büyükşehirler.

30 büyükşehirden 11’i şu anda CHP’nin elinde.

AKP zaten elinde tuttuğu büyükşehirleri sanmıyorum ki kaybetsin.

Ama özellikle Ankara ve İstanbul AKP için çok önemli.

Zaten bütün telaş ve heyecan da bu iki kent üzerinde yoğunlaştı.

CHP’nin Ankara ve İstanbul adayları çok belli oldu.

Buna karşı AKP bu iki kent için henüz bir aday bulamadı.

Aday yokluğundan değil “kazanacak aday” sıkıntısı yaşanıyor.

Erdoğan işi şansa bırakmak istemiyor.

CHP ise iki büyük kentteki adaylarını belirlemiş olsa bile ilçe adayları konusunda sıkıntı çekiyor.

CHP’de “değişim” adı altında genel başkanın devrilmesinden sonra büyük bir beklenti oluştu.

Özellikle yeni Genel Başkan Özgür Özel’in “adaylarımızı eğilim yoklamaları ile belirleyeceğiz” sözleri partililerde bir ferahlama yarattı.

Ancak görünen o ki özellikle İstanbul’da ilçe adaylarının belirlenmesinde yine eski yönteme yani “genel merkezden atamaya” dönülecek.

Oysa kazanacak ve kazanma ihtimali doğan ilçelerde pek çok CHP’li projeleriyle birlikte aday adaylıklarını açıkladılar.

Hemen hepsinin tek dileği var: Bu kez atama yapılmasın, bu ilçelerde yaşayanlara sorusun, kararı halk versin.

Böyle olacak mı?

Kişisel olarak çok umutlu değilim.

Özellikle kesin kazanılacak ilçelerde yine parti içi güç odaklarının istediği olabilir.

Bu çok yanlış.

Özgür Özel genel başkanlık konusunda rüştünü ispat etmek istiyorsa öncellikle aday belirleme çalışmalarını önce örgüte sonra halka bırakmalıdır.

Şurası bir gerçek ki, atanan adayın bir itibarı olmayacaktır.

Hem partililer hem de bölge halkı bu kişinin belli bir amaç için ve parti içi çekişmeler sonucu aday yapıldığına inanacaktır.

Zaten iktidar ve çevresinin oluşturduğu algı kampanyaları nedeniyle CHP yara üzerine yara alıyor, bir de atama krizi yaşanırsa CHP kazanabileceği bir yeri kaybedebilir.

ÜZÜLDÜM

Meslek hayatımın en büyük sosyal linçi

Tam 47 yıllık meslek hayatımda çok yazdığım ve çok konuştuğum için çok da eleştirildim.

Elbette hepimiz aynı görüşte değiliz, her söylediğime, yazdığıma herkesin katılması mümkün değil.

Bu süreçte bu eleştirilerin de ötesinde sayısız linç kampanyasına uğradım.

Ama bu seferki gibi olmadı hiçbiri.

Özellikle terör konusunda çok hassas olduğum izleyiciler ve okurlar tarafından biliniyor.

Bu konuda yüzlerce yazım ve konuşmam var.

Ancak iktidar ve yandaşları, seçim de yaklaşırken öyle bir kin ve nefret ve panik içindeler ki her türlü ahlak ve vicdan dışı uygulamaları yapmaktan sakınmıyorlar.

Önceki gün yaptığım YouTube konuşmasında, şehit cenazelerinin siyasi arenaya çevrilmesini, milletin birbirine düşürülmesini eleştirirken söylediğim bir cümle üzerine koparılan fırtına görülmemiş bir şeydi.

22 dakikalık konuşmanın sadece 9 saniyesini kesip sosyal medyada yaydılar ve aleyhime bir linç kampanyası başlattılar.

Yaratılan algı sonucu savcılık bile resen harekete geçerek hakkımda soruşturma başlattı.

Burada can sıkıcı olan ne iktidar ve yandaş medyanın ne de muhalif medyanın konuşmanın aslına bakmadan bu algı ve linç operasyonuna katılması.

Oysa konuşmamı izleyen 36 bin kişiden 2 kişi hariç kimseden bir eleştiri gelmedi.

Bu yaratılan kin ve öfke ortamının kimseye yararı yok.

Bir ülke bu kadar ayrıştırarak, sosyal medya üzerinden sorumsuzca insanları hedef göstererek, karalayarak aşağılayarak bir yere gidemez.

Şunu da eklemek istiyorum: Konuşmamın 9 saniyelik bölümünün yarattığı algı nedeniyle şehit ailelerini ve yakınlarını kırmış, üzmüş, öfkelendirmiş olabilirim. Bunun için özür dilerim.

Ama biliyorum ki sağduyulu şehit yakınları bunca yıllık meslek hayatımda ne şehitler ne de aileleri hakkında tek kelime kötü bir söz etmediğimi/etmeyeceğimi de biliyorlardır.

BUNU YAZMAK GEREK

Yüzde 25 kira artışı sınırlaması başından yanlıştı

Önce dedikodu olarak başladı ama maliye bakanı Mehmet Şimşek’in bir toplantıda “Kira artışlarındaki yüzde 25 sınırını kaldıracağız” sözleri belli ki artık hayata geçirilecek.

Şimdi ev sahipleri seviniyor, kiracılar ise üzülüyor.

Ancak olaya bir de gerçekçi açıdan bakalım.

Enflasyonun resmi olanı bile yüzde 50’nin gerçeği ise yüzde 130’un üzerinde olurken kiralara yüzde 25 artış sınırı uygulanabilir mi?

Uygulanmıyor elbette.

Şu ana kadar sözleşmesi biten bir kira sözleşmesinin yüzde 25 zamla devam ettiğini hiç duymadım.

Zaten bu konuda kiracılar da çok katı değil aslında.

İyi ilişkiler içinde olan ev sahibi ile kiracı yüzde 25’in üzerinde, makul bir fiyata anlaşıyor.

Anlaşamayanlar ise dava açıyor.

Şu anda adliyede sanıyorum en büyük yoğunluk bu kira tespit ve tahliye davalarında görülüyor.

Bana göre yüzde 25 sınırlaması başından yanlıştı.

Ama iktidar popülist bir politika izleyerek böyle bir karar aldı.

İlk başlarda bu karar takdir de topladı ama ne zaman sözleşmelerin sonuna gelindi orada kıyamet koptu.

AKP iktidarı kiracıları koruyacağını zannederken daha büyük soruna yol açtı, şimdi herkes birbiri ile davalık.

Oysa yapılması gereken en azından TÜİK enflasyonunun baz alınmasıydı.

Anladığım kadarıyla Mehmet Şimşek’in kastettiği de bu.

Yoksa “Kiralar serbest, isteyen istediği kadar artırabilir” denmeyecektir.