Memur-Sen, Türkiye’nin en büyük memur sendikaları konfederasyonu... Çalışma Bakanlığı’nın en son verilerine göre tam 1 milyon 078 bin 831 üyesi var...
Onu 560 bin 060 üyeyle Türkiye Kamu-Sen, 189 bin 332 üyeyle Birleşik Kamu-İş, 166 bin 266 üyeyle KESK ve 106 bin 508 üyeyle Kamu Birliği Konfederasyonu izliyor.
★★★
Konfederasyon, bu kadar çok üyeye sahip olmasını iktidara yakınlığına borçlu... Yüzbinlerce memurun bu konfederasyonu tercih etmesinin tek nedeni, “göz” korkusu...
Çünkü iktidar memurlara, üye olmaları için bu konfederasyonun sendikalarını işaret ediyor.
Diğer sendikalara, özellikle solcu sendikalara üye olanların ise terfileri gecikiyor, sicilleri bozuluyor.
★★★
Memur-Sen de iktidardan gördüğü bu şefkatin karşılığını, özellikle toplu sözleşme dönemlerinde fazlasıyla veriyor:
İktidar önlerine ne koyarsa, sadece “artı 0.5 zam” isteyerek sözleşmeyi bağıtlıyor.
İktidar yüzde 5 mi zam önerdi?
Memur-Sen, yüzde 5.5’e bağlıyor!
Bu yüzden Konfederasyon Başkanı Ali Yalçın’ın adı, memurlar arasında “Buçuk Ali”ye çıkmış durumda...
★★★
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, aynı zamanda Eğitim-Bir-Sen Başkanı... Tam 428 bin 618 öğretmen, bu sendikaya üye... Peki, kim bu Ali Yalçın?
Dinci bir öğretmen...
15 Temmuz’dan önce sıkı bir Fethullah Gülen hayranıydı.
5 Ağustos 2014’te paylaştığı tweet, Gülen’in şu sözlerinden oluşuyordu:
“Her halimizde, her tavrımızda, her davranışımızda, iman-ı ekmel, ihsan-ı ekmel, ihlas-ı ekmel, rıza-yı ekmel, yakin-i ekmel demeliyiz...”
★★★
Gülen’e yakın ama bir o kadar Cumhuriyet’e ve Mustafa Kemal Atatürk’e uzak bir isim Ali Bey...
Bu yüzden 23 Nisan’da, 19 Mayıs’ta, 30 Ağustos’ta ve 29 Ekim’de yayımladığı mesajlarda Atatürk’ün adını ağzına bile almaz...
10 Kasım’larda ise mesaj bile yayımlamaz.
Ata’yı rahmetle anmaya gerek görmez.
★★★
İşte; bu arkadaş birilerinin (!) gözüne girip siyasete atılmak, belki de Milli Eğitim Bakanı olmak için yeni bir hamlede bulunmuş... Demiş ki:
“Anadolu, 100 yıllık narkozdan çıkıyor. İradesi örselenmiş, tarihiyle bağı kesilmiş eski Türkiye yok artık. Yüklerinden kurtulan bir Türkiye var. Yeni Türkiye hamlesinde, Anadolu’nun horlanmış, itilmiş, dışlanmış evlatları var. Bu hamle karşısında; Eski Türkiyeciler, homo laikuslar, beşli çeteciler, meslek örgütü-sendika maskeli etki ajanları homurdanıp dursun...”
★★★
Ben bu adama sadece “Hadi oradan” der geçerim...
Sözüm, onun başkanı olduğu konfederasyona üye olan 1 milyon 078 bin 831 kişiye...
Bu cumhuriyet düşmanına hala “Başkanım” demeye devam edecek misiniz?
Yanıtınız “Evet”se...
Size, “buçuk zam” bile fazla!
GÜNÜN SORUSU
Sorum, iktidara teslim olmayan gazeteciler hapşırdığında, gençler hak aramak için sokağa çıktığında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten dava açan savcı beylere:
Adam, Cumhuriyet’e “100 yıllık narkoz”, anayasamızdaki laiklik ilkesini savunanlara ise “homo laikuslar” diyerek hakaret ediyor... Bir şey yapmayacak mısınız?
Boyun eğmedi!
Altı ay kadar önce, hakkında Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu gibi AKP’ye geçeceği söylentileri çıkan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, 29 Ekim 2025’te basın toplantısı düzenleyerek çok net bir açıklama yapmıştı:
“Bursa halkı bize güvenerek bu görevi verdi. Biz yolumuza aynı anlayışla devam ediyoruz. Siyasi spekülasyonlarla gündem oluşturulmaya çalışılıyor. Bizim tek gündemimiz Bursa’ya hizmettir!”
★★★
Dün ailesiyle ve bazı bürokratlarıyla birlikte gözaltına alındı.
Kendisine oy verenlere ihanet etmedi. Şantajlara, tehditlere boyun eğmedi: AKP’ye geçmedi!
Hakkındaki suçlamalar, Büyükşehir Belediyesi ile ilgili değil; eski başkanı olduğu Nilüfer Belediyesi ile ilgili...
Amaç açık:
Büyükşehir Belediye Meclisi’nde çoğunluk büyük bir farkla AKP-MHP ittifakında...
Bozbey hakkında tutuklama kararı çıkarsa seçim yapılacak ve AKP’li bir isim Bursa’nın yeni Başkanı olacak...
Ama asla “Bursalıların Başkanı” olamayacak...
Köşk mü, yalı mı?
Öcalan için İmralı’da özel bir konut yapıldığı uzun zamandır söyleniyordu ama doğrulanmıyordu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, dün bu konutun yapıldığını ancak Öcalan’ın henüz taşınmadığını söyledi.
Dikkat edin, cezaevi değil; “konut...” Adalet Bakanı’na soruyorum:
Bu “konut”un türü ne?
Tek katlı mütevazi bir köy evi mi, yoksa konak mı, yalı mı? Bahçesi, havuzu, yerden ısıtması, uydu anten sistemleri, aşçıları, hizmetçileri olacak mı? Bu “konut”un kendisine tahsis edilmesiyle Öcal’ın “mahkumiyet”i resmen bitmiş olacak mı?
İstediği zaman Ada dışına gidip gelecek mi?
Ulaşımını, korumasını, iaşesini ve diğer tüm masraflarını Türkiye Cumhuriyeti Devleti mi karşılayacak? Eğer; bu “konut”, cezaevi niteliğinde olacaksa...
O zaman bu, diğer hükümlülere de aynı “konut”tan isteme hakkı vermez mi?