Stoacılık, insanın kontrol edemediği şeylerle oyalanmayı bırakıp kontrol edebildiği şeylerden sorumluluk almasını söyleyen bir düşünce biçimidir.

Stoacılara göre hayat her zaman adil, kolay ya da keyifli olmaz ve insan bunu değiştiremez. Hastalık olur, haksızlık olur, kayıp olur. Başkalarının ne yaptığı, ne söylediği, hava durumu, ekonomi, geçmiş... Bunlar insanın kontrolünde değildir. Ama neyi doğru bulduğu, nasıl davrandığı, neyi seçtiği kendi kontrolündedir. Asıl mesele budur.

Başına gelenler değil, onlara verdiğin tepkiler belirleyicidir. Stoacılık bu yüzden bahaneleri reddeder. Kendine acıyarak yanlışın meşrulaştırılmasına karşı çıkar. Doğruyu biliyorsan, doğruyu yap der. Zor olsa bile, sana pahalıya patlasa bile, herkes yapmıyorsa bile.

Stoacılar “Sorun, neyin doğru olduğunu bilmemek değildir; bildiğini uygulamamaktır” der. Bu sözle ahlakın bilgiyle değil, eylemle ölçüldüğünü anlatır. Yani doğruyu bilmek bir erdem sayılmaz. Doğruyu seçmek ve uygulamak erdemdir.

★★★

Oysa insan çoğu zaman doğruyu bilir, ama işine gelmediğinde onu yapmaz. İnsanların büyük kısmı yanlış yaptığı için değil, doğruyu bildikleri halde onu seçmedikleri için sorun yaşar. Asıl mesele budur.

Günlük hayatta bunun sayısız örneği vardır. Herkes sağlığını koruması gerektiğini bilir ama çoğu zaman keyfinden vazgeçmek istemez. Bir insan sigarayı bırakması gerektiğini bilir, uykunun, düzenli beslenmenin ve hareketin gerekli olduğunu da bilir ama canı istemez, bir bahane bulur, erteler.

İlişkide dürüst olmanın şart olduğunu herkes kabul eder. Yalanın güveni zedelediğini de bilir ama kaybetme korkusu başlayınca gerçeği söylemek yerine onu eğer büker.

Aynı durum toplumsal hayatta da geçerlidir. Trafikte herkes kuralları bilir ama acelesi varsa ihlal eder.

Kul hakkını yemenin, haksızlık karşısında susmanın yanlış olduğunu herkes söyler ama bedel ödemek gerektiğinde sessiz kalır.

Torpilin yanlış olduğunu herkes bilir. Ama torpil kendisine yarıyorsa mesele kapanır. Yolsuzluğa kızılır, ama “bizimkiler” yapınca görmezden gelinir. Eleştiri başkasına yöneliktir, sorumluluk hep dışarıda kalır.

★★★

Türkiye’de bugün yaşadığımız tablo da buraya dayanıyor. Sorun eğitim eksikliği değil. İnsanlar neyin yanlış olduğunu ayırt edebilecek kadar zeki. Sorun ahlak kelimelerinin bilinmemesi de değil. Sorun, ahlakın maliyetli olduğu yerde geri çekilmesi, çıkarla çarpışan doğruların bilinçli olarak kenara itilmesidir.

Kimse kuralsızlığın, adaletsizliğin ve ahlaksızlığın toplumu çürüttüğünü inkar etmez. Ama kurallar kendisini sınırladığında geri çekilir, adalet çıkarıyla çatıştığında yön değiştirir.

Çünkü bilmek yetmez. Doğruyu seçmek gerekir. Seçmediğin her doğru, zamanla seni de toplumu da bozar.

Bugün yaşadığımız toplumsal tıkanıklığın nedeni doğruyu bilmememiz değil; doğruyu, bize pahalıya mal olduğu anda terk etmemizdir. Ve bu tercihler değişmeden hiçbir şey değişmez.