Can Ataklı
17 Ocak 2022

Ben bu işten bir şey anlamadım


MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Ben bu işten bir şey anlamadım

Günlerdir medyanın gündeminde olan bir konu var.

HDP Milletvekili Semra Güzel’in PKK’lı terörist Volkan Bora ile çekilmiş fotoğrafları sosyal medyada dolaşıyor.

Biri terörist.

Diğeri milletvekili.

Aralarında gönül ilişkisi varmış.

Volkan Bora 2017 yılında öldürülmüş

Semra Güzel 2018’de milletvekili seçilmiş.

Bir terörist ile gönül bağı olması Semra Güzel’i terörist yapar mı?

Yapmaz ama insanın içine kuşku düşürür elbette.

Buna rağmen bu milletvekili linçe uğruyor.

Savcılar aldıkları talimat gereği, hemen harekete geçerek bu milletvekili hakkında fezleke hazırladılar Meclis’e gönderdiler.

AKP genel başkanı milletvekillerine talimat verdi ve “Bu kadını Meclis’te tutmayacaksınız” dedi.

Önümüzdeki günlerde Meclis bu milletvekili için oylama yapacak.

İYİ Parti başta olmak üzere muhalefette olsalar bile sağ siyasi partilere mensup milletvekilleri de evet oyu verecek.

Semra Güzel’in dokunulmazlığı kaldırılacak.

Muhtemelen aynı gün polis, Meclis’e gidecek.

Bu milletvekilini apar topar gözaltına alacak.

Güzel mahkemeye çıkarılacak ve büyük olasılıkla tutuklanacak.

Şimdi gelelim ikinci fotoğrafa.

Bu fotoğrafta yine bir terörist var.

Yanında duran kişi milletvekili değil ama bakan.

Aralarında gönül ilişkisi ebette yoktur ama gönül bağı olduğu kesin.

Bu teröristin diğer teröristten çok önemli bir farkı var.

HDP Milletvekili Semra Güzel’le fotoğrafı olan Volkan Bora PKK’nın önemli teröristlerinden biri ama lider değil, şef değil.

Oysa Maliye Bakanı ile fotoğrafı olan Fethullah Gülen sıradan bir terörist değil.

AKP iktidarına göre Türkiye’de darbe yapmaya kalkışan kanlı bir örgütün lideri.

Peki, PKK’nın sıradan bir üyesi ile fotoğrafı olmak büyük bir terör suçu sayılıyor ve o kişi de terörist ilan ediliyorken bir terör örgütünün lideri ile fotoğraf çektirmek neden aynı kapsamda değerlendirilmiyor?

Diyorlar ki “FETÖ’nün bir miladı var, o da 17 Aralık 2013, bu tarihten önce cemaatle ilişkili olanlar kandırılmış insanlardı, kandırıldıklarını anlayıp pişman olanlar terörist sayılmaz.”

Bu kendini tekrar kandırmaktan başka bir şey değildir.

Fethullah Gülen AKP iktidara gelmeden önce Amerika’ya kaçmıştı.

Hakkında terör örgütü kurmak ve yönetmekten soruşturma yürütülüyordu.

Erdoğan’ın çıkardığı af sayesinde bu soruşturmadan kurtulmuştu.

Savcılar bunu bilmez mi?

Bilirler de bir şey yapamazlar.

Bu çifte standart sürdükçe Türkiye’de adaletin sağlanması da, demokrasinin yeniden gelmesi de hukuk devletinin tekrar kurulması da mümkün olamaz.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Bu sözler çok komik ama çok etkili

Erdoğan rakiplerini lafla alt etmekte çok usta, bunu kabul etmek gerek.

Çünkü muhtemelen aldığı eğitim sayesinde demagoji yapmayı pek biliyor.

Rakibinin söylediği cümleleri kendi bağlamından koparıp yine rakibinin aleyhine kullanma oyununda da çok mahir.

Örneğin CHP genel başkanı bir süre önce “Çiftçinin dar boğazdan çıkması için elektriği bedava vereceğiz” dedi.

Erdoğan bunu fırsat bilip şimdi belediye başkanı CHP’li olan her yerde “Sorun bakalım CHP burada elektriği çiftçiye bedava veriyor mu?” diye konuşuyor.

En son Aydın’da, Aydın’ın başarılı Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçi’ye sordu bu soruyu.

Tabii bunun bir cevabı yok.

Çünkü bir CHP’li belediye başkanı istese de elektriği çiftçiye bedava veremez. Nedeni basit; Bu elektriği kendi kontrol etmiyor, satın alıyor diğer herkes gibi.

Zaten Kılıçdaroğlu’nun da kastettiği belediyelerine sahip oldukları yerlerde bedava elektrik vermek değil ki.

Kılıçdaroğlu iktidara gelmeleri halinde bütçe dengelemeleri ile zor durumda olan kesimlerin destekleneceğini söylüyor.

Bu nedenle Erdoğan’ın “Haydi verin elektriği bedavaya” sözleri çok komiktir ama bu komiklik etkili olmadığı anlamına gelmez.

AKP’nin bilgisiz, eğitimsiz, yoksullaştırılmış kitleleri bu sözlere anında inanır ve AKP’den asla isteyemeyeceği bir şeyi CHP’den ister.

Bİ SORALIM BAKALIM

İyi de Melih, o sırada da mı gazeteci olduğun akla gelmedi

Sadece programda yaşananlarla yetinse ve konuyu bir de köşesine taşımasa, bir şey söylemeyecektim ben de.

Ama saray yazarlarından Melih Altınok yaptığı gazetecilik dışı davranışı köşesinde de sürdürünce, yazmak gerekti artık.

İçişleri Bakanı Soylu meydanı boş bulunca; Melih Altınok’un programında coşmuş, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında verip veriştirmişti.

Bunlardan biri de Kılıçdaroğlu’nun “Biz dinliyorlar” sözlerine karşılık söylediği

“Konuşmaları kaydetseydik, Pennsylvania ile konuşmasını duyardık” sözleri.

Soylu provokatif sözlerinde bu kadarla yetinmedi ve ardından da, Kılıçdaroğlu’nun bir diş muayenehanesinde Pennsylvania ile görüştüğünü ve 15 Temmuz darbe girişiminde FETÖ’nün kullandığı “yurtta sulh” sloganına dair uzun uzun konuştuklarını ileri sürdü.

Biraz zekası olan herkes, “Peki siz bunları nereden biliyorsunuz” diye sorar.

Şimdi Melih Altınok’a şunu söylemek isterim.

“Sevgili Melih, bilirsin seni diğer saray yazarlarından ayrı tutarım. Sosyalist bir geçmişin var, şu an ruhun kararmış olsa bile içindeki bu sesin bir gün yine dışa çıkacağından eminim. Ama gördüğüm kadarıyla şu an uçmuş gitmişsin, asgari gazetecilik kuralını bile uygulamıyorsun. Karşında bakan varken soru soracağın yerde programdan birkaç gün sonra o bakanın anlattıklarını doğru kabul edip Kemal Kılıçdaroğlu’na maaşa bağlanan gazetecileri soruyorsun. Olmuyor ama. Kendinden çok şey kaybediyorsun. Çirkin oyunlara alet oluyorsun.”

ŞAŞIRDIM

Onlara zaten hayat hakkı yok ki

Sağlık Bakanlığı, yeni bir yönetmelik yayınladı.

Korona ile ilgili önlemler paketinin anlatıldığı yeni yönetmelikte şöyle deniyor;

“Aşısız veya aşı sürecini tamamlamayan ve son 180 gün içinde hastalığı geçirmemiş kişilerden, uçak, otobüs, tren veya diğer toplu ulaşım araçlarıyla gerçekleştirecekleri şehirlerarası seyahatlerden önce, konser, sinema ve tiyatro gibi etkinliklere katılmadan önce, Milli Eğitim Bakanlığı okullarında görev yapan personele (öğretmen, servis şoförü, temizlik personeli vb), tüm kamu ve özel iş yerlerinde çalışanlara, kamu ve özel kurumlar tarafından düzenlenen öğrenci kamplarına katılacak kişilere, PCR testi ile tarama yapılmasına gerek olmadığının değerlendirildiği bildirilmiştir” 

Çok güzel de aşısı olmayanlar zaten bu hizmetlerin hiçbirinden yararlanamıyor ki.

Aşısızlara zaten pek hayat hakkı yok.

Şimdi saki bir lütufta bulunulmuş gibi yapılıyor.

Şuna açıkça “Harika ekonomi yönetimi nedeniyle PCR testi alacak kadar bile paramız kalmadı, bu nedenle zorunlu haller dışındaki testleri kaldırdık” desenize.

İRONİ

Size kalsa zaten yarın Ay’a gideceksiniz

Uzaya falan gideceklerini söylüyor ya, işte bu nedenle bir de ajans kurulmuştu.

Bu ajans için 2002 bütçesinde sadece 20 bin lira ayrıldığı görülünce doğal olarak “Böyle mi uzaya gideceğiz” esprileri yapılmaya başlanmıştı.

Ajans bir açıklama yapmış.

Gerçeği açıklamış güya, ama her zamanki AKP zihniyetini burada da kullanmış, hakaret etmekten geri durmamış.

Neymiş efendim bu bütçede yer alan 20 bin lira projenin yatırım programında izlenebilmesi için bütçe tekniği gereği “iz bedeli” olarak belirlenmiş.

Aslında ajansa 1 milyar 890 milyon lira ödenek tahsisinden başka 270 milyon lira ilgili kurumlara aktarılmış.

2022 yılı için TUA ile alakalı yatırım programında yer alan miktar onaylanmış iken bütçe teknikleriyle ilgili maddeler üzerinden algı yönetimi yapanlara, gazeteciliğin temel prensiplerini hatırlatmak istiyorlarmış, gerçek apaçık ortadayken algı oluşturma ve ülkemizin geleceğe yönelik en değerli projelerinden biri olan ‘Milli Uzay Programı’nı karalama amaçlı bu güdümlü habercilik anlayışını şiddetle kınıyorlarmış.

Yani, bütçeniz var mı?

Varsa var deyin, ne diye hemen hakarete sarılıyorsunuz.

Belli ki bütçe yok.

Kullanılsın diye oradakilere para göndermişler.

Yoksa çıkıp “Şu kadar paramız var, bütçe bize bunu uygun gördü” derler değil mi?

Bunun yerine “Ödenek mödenek” lafları.

Tepeye şirin gözükmek için de “Bakın efendim ağızlarının payını nasıl verdik” edebiyatı.

Geçin kardeşim geçin.

KOMİK

O öyle oluyorsa bu da böyle olsun

Hastane, okul, ibadethaneye yakın yerde müzikli yer açılamıyor artık. Açılsa da zaten müzik yasağı var.

Bu yeni yönetmelik pek çok kişi tarafından iktidarın dinci anlayışı gereği her türlü eğlence ve müziği yasaklama isteğinden kaynaklandığını ileri sürüyor.

Buna karşı basit bir önerim var.

Aynı yönetmeliğe bir cümle daha eklensin.

Şöyle: “Hastane, okul ve ibadethaneler; müzikli eğlence mekanlarının yakınında açılamaz.”

Böylelikle hakkaniyet sağlanmış olur.

Yazarlar

Ben bu işten bir şey anlamadım
Can Ataklı