Sorunsuz insan yok. Ve ne yazık ki insan her şeyi kendi içinde çözemiyor. Bazı yükler paylaşılmadıkça ağırlaşıyor, bazı cümleler söylenmedikçe zehir oluyor. Allahtan en sıkıntılı anlarımızda içimizi dökebileceğimiz yakınlarımız, dostlarımız var.
Güvendiğin birine içini dökebilmek, çözüm bulmaktan önce nefes alabilmektir. Gerçek bir terapidir. Karşılıklı konuşursun, bazen fikir alır verirsin.
Ancak bazen çözüm aramazsın, akıl istemezsin, yorumlara tahammül edemezsin. Bazen sadece konuşup anlatmak istersin. Maksat, güvendiğin birine içini dökmek, o zehri dışarı atmaktır.
Ama maalesef karşı taraf bunu çoğu zaman yanlış okur. Susmak yerine konuşur. Dinlemek yerine yönlendirir. “Şunu yapmasaydın, bunu yapsaydın”, “Bence böyle yapmalısın ama sakın şöyle yapma…”, “Aslında sen…” diye akıl vermeye başlar ve sen aslında karşındakinin seni hiç anlamamış olduğunu fark edersin.
Sonra birden kendini “Hayır, öyle değil” diye açıklama yaparken, savunurken bulursun. Konuşmak için açtığın kapı, kendini savunduğun bir odaya dönüşür. Oysa sadece sussa ve dinlese. Hiç yorum yapmasa.
★★★
Ayrıca anlattıklarından da sorumlu tutulmak istemezsin; çünkü bazı şeyler söylenirken geçicidir. O anın yüküdür. Ama dinleyen kişi bunu kalıcı bir görüş, değişmez bir duruş gibi algılar. Kendi anlattığınla, kendi derdinle borçlu çıkarsın. Bir de üstüne ders verir. Hayat dersi, karakter dersi, olgunluk dersi. Oysa sen sadece anlatmak istemişsindir.
Halbuki bazı cümleler anlaşılmak için değil, sadece içindekileri boşaltılmak için söylenir. Bazı konuşmalar çözüm değil, tanık ister. İnsan bazen akıl değil, sadece paylaşmak ister. Ve bazen en büyük destek, doğru cümleyi kurmakla değil, hiç cümle kurmamakla verilir.