Pazar günü Girne’den Mersin’in Taşucu limanına giden katamaran tipi bir yolcu teknesi battı.
İçinde 200’den fazla yolcu ve 8 de mürettebat vardı.
İlk belirlemelere göre 8 kişi hayatını kaybetti; kaybolan 18 kişiye ise bu yazının kaleme alındığı saate kadar ulaşılamadı.
Bu olayda:
O çürük gemiyi para uğruna hâlâ çalıştıran şirket...
Denetimi formalite icabı yaptığı belli olan denetçiler...
O fırtınada bu gemiye hareket izni veren liman başkanlığı...
Kaptan...
Mürettebat suçlu...
Suçlu olmayan tek taraf, yolcular...
Gelin görün ki suçlu olanlar hayatta; olmayanlar can verdi...
★★★
Bu facianın iki “büyük suçlusu” daha var...
Kapitalizm!
Ve...
Bir vatandaşlık hakkı olan “seyahat hakkı”nı bile özel sektör eliyle fahiş kâr peşindeki para babalarına bırakan devlet...
Türkiye ile Yavru Vatan arasında, düzenli deniz taşımacılığı yapan bir kamu kuruluşu yok...
Bu hizmet, özel denizcilik şirketleri tarafından veriliyor...
Akgünler Denizcilik ve Filo Denizcilik!
Onlar da kapitalizmin mantığı gereği, “düşük maliyet, yüksek kâr” politikasıyla çalışıyor.
Sonuç:
Durup dururken felaket!
★★★
Kapitalizmi suçluyorum ya...
Tek neden, deniz taşımacılığının özel sektöre devredilmesi değil...
Biliyorsunuz; kazadan sonra deniz taşımacılığına ara verildi.
KKTC’ye uçuş yapan havayolu şirketleri de bunu fırsat bilerek uçak biletlerine yüzde 300’e yakın zam yaptı.
On, on iki bin lira civarında olan bilet fiyatları otuz beş bin lirayı aştı.
Gemide yakınları olanlar, bir an önce adaya ulaşmak için bu paraları verdi.
Sosyal devlette böyle bir fırsatçılığa, vurguna asla izin verilmez.
Felaket, vurguna dönüştürülmez.
Dönüştürülürse o devlet, “vahşi kapitalizm”e esir olmuş demektir!
★★★
Kazada yakınlarını kaybedenlere sabır...
Yaralananlara şifa diliyorum.
Bu kazaya neden olanları...
Fırsata çevirmeye çalışanları ise lanetliyorum.
GÜNÜN SORUSU
Sorum Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’na:
Girne’deki gemi faciasını duyar duymaz, neden adaya ek uçak seferleri koydurmadınız? Neden yolcu yakınlarını ücretsiz taşımak için bir uçak temin etmediniz?
Kitapsız demokrasi!
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu yolsuzluk, rüşvet, görevi kötüye kullanma, irtikap, ihaleye fesat karıştırma gibi suçlardan 16 ayı aşkın bir süredir Silivri’de tutuklu.
Uzun süre iddianamenin hazırlanmasını bekledi.
Yandaş medyada uydurulan ancak daha sonra iddianameye bile girmeyen iftiralarla mücadele etti.
Yargılamada savunma sırasının en sonuna konuldu, sabretti.
Tam sıra kendisine geldiğinde, süre sınırlaması getirildi.
Bunu kabul etmediği için, “Susma hakkını kullandı” denilerek, savunma hakkı elinden alındı.
Kendisini doğru ve eksiksiz anlatabilmek için tek yolu kalmıştı:
Kitap yazmak...
Oturdu, aylarca çalışarak hazırladığı ve kendisine yöneltilen bütün suçlamaları tek tek çürüttüğü “savunma metni”ni kitaba dönüştürdü.
Adını da “Millet Şahidimdir” koydu.
Bu kitaba, henüz baskı aşamasındayken dağıtım ve satış yasağı getirildi!
Kendisini ifade etme hakkı bir kez daha elinden alındı.
★★★
Hani AKP iktidara geldiği yıllarda “İleri demokrasi”den söz edip duruyordu ya...
Gele gele “kitapsız demokrasi”ye geldik.
Hayırlı uğurlu olsun!