Can Ataklı
16 Ekim 2020

Anayasa Mahkemesi kavgasının altında Erdoğan’ın adaylığı var


ANALİZ

Anayasa Mahkemesi kavgasının altında Erdoğan’ın adaylığı var

Türkiye’de yargı tamamen bitmiştir.

Bu kesin bir saptama.

İddialı bir görüş.

Ancak kesinlikle gerçek.

Kimse aksini iddia edemez.

Aksini ancak ruhunu bile iktidara satmış olanlar söyleyebilir.

Sadece tek örnek bile yeter; Anayasa Mahkemesi kararları, Anayasa’ya göre herkes için bağlayıcıdır. Oysa şu anda eğer Anayasa Mahkemesi kararları saray iktidarının hoşuna gitmeyecek biçimde çıkmışsa, bağlayıcı olma vasfı ortadan kalkıyor.

Bu bile yetmez mi yargının tamamen bittiğini söylemeye?

Tabii ortada çok açık bir anayasa ihlali var ve yine yasalarımıza göre anayasa ihlali, müeyyidesi en yüksek suçlardan biri olarak tanımlanıyor.

Peki buna rağmen neden Anayasa Mahkemesi üzerine bunca tartışma yapılıyor, Anayasa Mahkemesi neden hedefe konuyor ve neden AKP tarafından seçilmiş biri, iktidarı korkutacak bir mesaj verme cesaretinde bulunabiliyor?

Meclis Başkanı, Anayasa Mahkemesi’ni takmıyor.

Yerel mahkeme Anayasa Mahkemesi’ni takmıyor.

Hükümetin bir bakanı, Anayasa Mahkemesi’ne tüm kamuoyu önünde pervasızca parmak sallayıp “Sen burayı özgür bir ülke mi sanıyorsun, çekerim korumaları görürsün gününü” mesajı verebiliyor.

Küçük bir siyasi partinin genel başkanı, Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değiştirilmesini istiyor.

Ve bir Anayasa Mahkemesi üyesi, kaotik bir ortam yaratacağını bile bile akıl ve mantıkla bağdaşmayan, derin ima taşıyan bir Twitter mesajı atabiliyor.

Hepsini alt alta okuyunca ortaya müthiş bir tablo çıkıyor değil mi?

Buradaki herkes açıkça anayasa suçu işlemiş durumdadır ve eğer bir gün Türkiye’ye hukuk uğrarsa müsebbipleri ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilebilirler.

Ama belli ki korkuları yok.

Çünkü bunun olmayacağını biliyorlar.

Belki de hazırlanan oyun gereği, saray iktidarının “anayasa suçu olarak tanımlanan suçların tamamından kurtulma formülü” için yapılıyordur bunca hazırlık.

Bakın Anayasa’nın 101’inci maddesi şöyle diyor; “Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir.”

Burada kilit cümle şudur; “Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir.”

Şu anda Erdoğan’ın 2023’te yeniden aday olup olamayacağı tartışılıyor.

Bana göre aday olabilir ancak kimi hukukçular, Abdullah Gül örneğini vererek, “Erdoğan iki kere seçildi zaten üçüncü kez aday olamaz” diyor.

Bu konuda muhtemelen son kararı Anayasa Mahkemesi verecek.

O halde Anayasa Mahkemesi, böyle bir karar verme aşamasına gelmeden “düzenlenmeli” ki, bir arıza çıkarmasın.

Fitili Bahçeli ateşledi zaten “Anayasa Mahkemesi yeniden düzenlenmeli” diyerek.

Sonra garip olaylar geldi ardı ardına.

Bu açıdan bakınca “Işıklar yanıyor” tweetinin asla iyi niyetli olduğuna inanamıyorum.

Bu saçma sapan tweet, saraya Anayasa Mahkemesi’ni baştan aşağı değiştirme şansı tanımış oldu.

Tabii konu anayasa değişikliğini gerektiriyor, onu nasıl aşacaklar? Sanıyorum şimdi sıra o plana gelecektir.

İYİ Parti ve HDP’ye çaktırmadan uzatılan güller bunun için olabilir mi?

BAŞIMDAN GEÇENLER

Cem Uzan’dan yıllar sonra gelen “tokat gibi” açıklama

Halen Fransa’da yaşamak zorunda kalan eski Genç Parti’nin Genel Başkanı Cem Uzan, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmamasına sosyal medya hesabından tepki göstermiş.

Demiş ki, “AKP anlayışı, Anayasa Mahkemesi’nin kararları artık geçersiz ve uygulamıyor. SÖZCÜ’ye saçma sapan mahkumiyetler. Bana ve aileme 17 sene evvel yapılanlarla başladı bu süreç. O zaman kimse inanmıyordu. Şimdi sıra AKP’li olmayan herkese geldi. Yazık Türkiyem’e.”

Konunun en yakın canlı tanıklarından biriyim.

Çoğu kimse benim Uzan Grubu’nda uzun yıllar çalıştığımı sanır. Oysa hepsi 13 aydır. Bunun yarıdan fazlası da ÇEAŞ Kepez’e el konulmasından sonraki sancılı dönemdedir.

Ama Uzanlar’ın yanında çok ciddi servet yaptığımı düşünenler bile oldu.

Bunlardan biri Aydın Doğan’dı.

Tabii ben de bana anlatılandan aktarabilirim ancak. Aydın Doğan’a çok yakın bir gazeteci ağabeyim, beni de çok severdi, AKP iktidarı ve 28 Şubatçılar nedeniyle işsiz kaldığım dönemde çektiğim sıkıntıları bir gün lafı gelmiş ve Aydın Doğan’a da söylemiş.

O da “Cem Uzan’dan milyonlarca dolar almadı mı da şimdi sıkıntı çekiyor?” diye sormuş.

Böyle bir şey olmadığını öğrenince de çok şaşırmış.

Cem Uzan’ın partisinde de çalışmadım hiç, ama onu da çok kişi ne yazık ki yanlış bilir ve aradan geçen 18 yıldan sonra hâlâ güya beni eleştirmek ve hakaret edebilmek için “Cem Uzan’ın yalakası” diye yayın yapmaya kalkanlar var.

Şu bir gerçek ki, Erdoğan iş dünyası üzerindeki gücünü Cem Uzan’ı yerle bir ederek gösterdi ve başarılı oldu.

Uzan’ın yıkılmasını alkışlarla destekleyenler, sıranın kendilerine geleceğini hiç düşünmüyorlardı bile.

Oysa, bundan 18 yıl önce Uzanlar’a yönelik saldırılar yapılırken, iş, işçi, medya, siyaset, yargı dünyasının önde gelen temsilcilerini tek tek ziyaret edip tehlikeyi anlattım.

Özellikle medyaya el konulmasının ve başına hükümet yetkililerinin getirilmesinin gelecekte ne büyük bir bela olacağını söyledim.

Hiçbiri dinlemedi. O günkü koşulların yarattığı nefretle Uzanlar’ın batması için çılgın bir destek kampanyası açtılar.

Tüm dünyada, hukuka en aykırı şey olarak kabul edilen “kanunların geriye işlemesini” bile alkışladılar.

O günlerden bugünlere bakınca, bazen kendimi tutamıyorum ve iktidardan yakınan kimilerine “Ah be güzelim, zamanında niye kulak vermedin, o halde şimdi beter ol” diyesim bile gelmiyor değil hani.

NOSTALJİ

Şu petrolü, doğalgazı bulmayı 60 yıldır beceriyoruz, bir de çıkarmayı becersek

AKP Genel Başkanı’nın yarın yine büyük bir müjde vereceği konusuna haberler var.

Müjde verileceği neden önceden açıklanıyor onu hâlâ  anlamış değilim, vardır bir hikmeti elbette, göreceğiz.

Bu müjdenin bulunan doğalgaz yatakları ile ilgili olduğu ve yeni bir rezerv açıklanacağı yolunda olduğu söyleniyor.

Türk halkı bu tür müjdelere pek alışıktır aslında.

Hatta öyle ki, millet bu müjdelerle dalgasını bile geçer.

Yıllardır, “Yine petrol bulunmuş, seçim geliyor tabii” yorumları yapılır Anadolu kahvelerinde.

İlk kez ne zaman “Petrol bulduk, müjdeee” açıklaması yapıldı bilmiyorum.

Ama bu gazete kupürü 2 Ocak 1957’ye ait.

Yine petrol bulduğumuz müjdesi veriliyor.

Anlaşıldığı kadarıyla Türkiye’yi yönetenler en az 60 yıldır petrol ve doğalgaz bulmayı başarıyor.

Ah bir de çıkarmayı becerebilseler, tadından yenmeyecek.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Bize derdini anlatanlara bile tahammülleri yok

Sosyal medya; haksızlığa uğradığına inanan kişi ve kuruluşlar ile topluluklar tarafından seslerini duyurabilmek için etkili bir alan olarak kullanılabiliyor zaman zaman.

Örneğin Atlas Jet’in iflasını açıklamasından sonra mağdur olanlar, seslerini sosyal medya üzerinden duyurmaya çalıştılar. Toplu mesajlar attılar, eylemlerini aynı anda yüzlerce, binlerce sosyal medya hesabına gönderdiler.

Son günlerde astsubayların uğradığı mağduriyeti anlatan mesajlar geliyor bizlerin sosyal medya hesaplarına…

Size gelen mesajların etiketlerine bakarak, başka kimlere gittiğini de görüyorsunuz.

Önceki gün gelen bir mesajda Savunma Bakanlığı, Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Teğmen Çelebi, FOX Haber, Halk TV, Sinan Sungur ve ben etiketlenmiştik.

Muhtemelen başka yüzlerce hesaba da yine başkaları etiketlenerek atılmıştı bu mesaj.

Densizin biri, ki bunların sayısı çok fazla, etiketlenenlerin arasında muhalif gördüğü isimlere de rastlayınca, “Can Ataklı, FOX, Halk TV ne alaka? Maaşınızı onlar mı veriyor” diye yazmış. Zihniyete bakar mısınız?

Topluma iktidarın malı gibi bakan bir anlayış bu.

Ve en ilkel duygu burada da kendini gösteriyor; “Maaşını ben veriyorum, o halde susup oturacaksın, şikayet etmeyeceksin.”

Tabii bu densizler maaşları iktidarın cebinden ödediğini, bu nedenle herkesin biat etmesi gerektiğini sanıyor.

ÖNERİ

Türk Tabipleri Birliği Başkanı görevi bırakmalı

Benimki tamamen iyi niyetli bir öneridir.

Türk Tabipleri Birliği’nin yeni Genel Başkanı Şebnem Korur Fincancı’yı hiç tanımam.

Muhtemelen nitelikleri yüksek olan bir hekimdir.

Ancak geçmişteki bazı eylem ve söylemleri, iktidar-muhalefet ayrımı olmadan, pek çok kesimde büyük tepki toplamıştı.

İktidar, şimdi bu tepkileri bir araya getiriyor ve Fincancı üzerinden müthiş bir algı operasyonu sürdürüyor.

Sonunda konu, AKP Genel Başkanı tarafından da dile getirildi ve tıpkı barolar gibi bir yöntemle, Türk Tabipleri Birliği’nin de “çoklu” olması konusu gündeme geldi.

Bu demektir ki, çok kısa bir süre sonra doktorların meslek örgütüyle de ilgili bir yasa çıkarılacak ve Türk Tabipleri Birliği de çoklu hale getirilecektir.

Bu oyunu bozmanın tek yolu bugünkü yönetimin istifa etmesidir.

Bundan sonra iş doktorlara düşüyor. Yapılacak ilk genel kurulda “Bana ne, seçimlere niye gideyim?” demek yerine, tüm doktorlar kendi meslek kuruluşlarının seçimine katılmalı ve ortaya daha güçlü, dirayetli ve mesleğin onurunu her baskıya karşı koruyabilecek bir yönetim çıkarmalıdır.

Yazarlar

Anayasa Mahkemesi kavgasının altında Erdoğan’ın adaylığı var
Can Ataklı