2026’dan vatandaşın en büyük beklentisi ne?
Adalet değil.
Özgürlük değil.
Hukuk, demokrasi, refah hiç değil.

ASAL’ın araştırmasına göre tek bir kelime öne çıkıyor: Para.
Her üç kişiden biri yeni yıla bu dilekle giriyor.

Bu ülkede insanlar artık “daha iyisini” istemiyor.
Sadece dayanabilmek istiyor.
Ay sonunu görebilmek, borcu çevirebilmek, bir sonraki zamma kadar nefes alabilmek...
Mesele hayal kuramamak değil; hayatta kalma eşiğinin bu kadar aşağıya çekilmiş olması.

2025 işte tam olarak böyle bir yıl oldu.
Aynı anda hem cebimizi hem de özgürlüğümüzü boşaltan bir yıl.

2025’te bu ülkede bedel ödemek kaçınılmazdı.
Kimisi cebinden ödedi, kimisi ise sesinden.

Cebinden ödeyenler için tablo çok tanıdıktı.
Vergi artık bir yurttaşlık katkısı değil, bir yaşam biçimine dönüştü.
Maaş yatar zaten yarısı vergiye kesildi.
Kalanla ay planlandı, gün hesaplandı.
Neredeyse aldığımız bir nefes kaldı vergilendirilmeyen.

Vergi Uzmanı ve Yazar Ozan Bingöl’ün altını çizdiği rakamlar, bu yükün ne kadar ağırlaştığını anlatmaya yetiyor.
2026 bütçesi Meclis’ten geçti. Buna göre önümüzdeki yıl saniyede 495 bin 658 lira vergi ödeyeceğiz.
Toplamda vatandaşın cebinden 15 trilyon 631 milyar lira çıkacak.

Bu tutarın 8,5 trilyon lirası yalnızca iki dolaylı vergiden, yani ÖTV ve KDV’den toplanacak.
Gelir vergisinin payı 3,5 trilyon lira, kurumlar vergisinin payı 1,7 trilyon lira.
Geri kalan tüm vergi ve harçların toplamı ise 2 trilyon lira.

Ama bütün bu devasa tahsilata rağmen bütçe yetmiyor.
2026 için öngörülen bütçe açığı 2,7 trilyon lira.
Faiz ödemesi de yine 2,7 trilyon lira.

Yani vatandaş vergiyi ödüyor, ama bu para dönüp dolaşıp faize gidiyor.

★★★

Üstelik zamlar burada bitmiyor.

Ozan Bingöl’ün hatırlattığı gibi, Aralık ayında ÜFE sıfır gelse bile 5 Ocak 2026’ya kadar aksi bir karar alınmadığı sürece akaryakıt ürünlerinin ÖTV’sinde en iyimser ihtimalle yüzde 9,52 artış olacak.
Bu da benzinde yaklaşık 1,58 TL, motorinde 1,48 TL ek vergi anlamına geliyor.

Vergi artışı burada teknik bir başlık olmaktan çıkıyor; doğrudan gündelik hayata dokunan bir meseleye dönüşüyor.

Çünkü bu ülkede vergi, en çok kazananlardan değil; en çok mecbur kalanlardan toplanıyor.

★★★

Ama 2025’in faturası yalnızca cüzdanlara kesilmedi.
Bir de sesinden ödeyenler vardı.

Sokağa çıkanlar...
İtiraz edenler...
Yazanlar, konuşanlar, soru soranlar...

Bir basın açıklamasında, bir protestoda, bir haberde, bir tweette sesini yükseltenler.
2025’te bu ülkede ses çıkarmak, sessiz kalmaktan daha “pahalı”ydı.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü Ruhat Sena Akşener’le konuştum.

2025’i “yoğun ve zor” bir yıl olarak tanımlıyor.
Dünyada otoriter rejimlerin cesaretlendiği, insan hakları ihlallerinin hız kazandığı bir dönemden söz ediyor.
Gazze, Sudan, Afganistan... Liste uzayıp gidiyor.

Ama Türkiye tablosu da hafif değil.

Akşener şöyle anlatıyor:
“Barışçıl protestolardan basın ve ifade özgürlüğüne, toplumsal cinsiyet eşitliğinden ayrımcılığa, sivil topluma kadar her alanda hak ihlallerinde artış yaşandı. Üstelik bu ihlaller zaman zaman yetkililer tarafından savunuldu. 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından ülkenin dört bir yanına yayılan protestolar, polisin gazeteciler de dahil olmak üzere protestoculara karşı işkenceye varan müdahaleleriyle bastırıldı. ‘Nefes Alamıyorum’ çalışmamız, bu ihlalleri belgeledi.”

Akeşener’e göre 2025’te yargı da muhalefeti bastırmanın araçlarından biri haline geldi.
İstanbul Barosu’na açılan dava, yalnızca görevlerini yaptıkları için avukatların ve meslek örgütlerinin hedef alınması açısından tehlikeli bir eşik oldu.
Osman Kavala, Çiğdem Mater Utku, Mine Özerden, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ın hala cezaevinde tutuluyor olması ise artık sadece Türkiye için değil, dünya hukuk tarihi açısından da utanç verici örnekler arasında.

Gazeteciler üzerindeki baskılar, yayın yasakları, tehditler ve uzun tutukluluklarla daha da ağırlaştı.

★★★

Bütün bunlar olurken 2025’in belki de en sarsıcı yanı şuydu:
Yaşananlar olağanüstü değil, olağan kabul edilmeye başlandı.

İşte 2025’in bilançosu tam da burada birleşiyor.
Vergiden kaçış yoktu.
Hak arama alanı daraldı.
İtirazın bedeli vardı.
Susmanın da.

Bu ülkede artık kimse bedel ödemeden yaşamıyor; yalnızca hangi bedeli ödeyeceğini seçiyor.

2026’ya girerken dileğimiz yalnızca daha çok para değil.
Daha az korku, daha çok nefes.

Çünkü bu ülkenin asıl ihtiyacı, bedelin bu kadar ağır olmadığı bir düzen.