Can Ataklı
11 Ekim 2021

Yurtdışında pasaport terörü


YENİ ÖĞRENDİM

Yurtdışında pasaport terörü

İktidar kendinden olmayanları cezalandırmak için türlü çeşitli yollar kullanıyor.

En bilineni gözaltına almak sonra tutuklamak.

Kimileri sayısız davalar açılarak sindirilmeye çalışılıyor.

Kimine sosyal medya linçi uyguluyorlar.

Kimine direk saldırı yaptırıyorlar.

Kimilerini işsiz bırakma, olur olmaz cezalar keserek ekonomik olarak boğmaya kalkmak da alıştığımız yöntemler.

Kimilerinin de pasaportlarına el koyuyorlar.

Ama bunun yurtdışında yapıldığını bilmiyordum.

Meğer konsolosluklara talimat gitmiş, beğenmedikleri kişilerin pasaportlarına fırsat bulunduğunda el konulması istenmiş.

İsa İlyasoğlu Almanya’da yaşıyor.

Siyasi kimliği var, Yeniden Diriliş Partisi Genel Başkanı.

Çok sert bir muhalif, Türkiye’ye gelemiyor.

Önceki gün bir mesaj göndermiş, başına geleni anlatmış:

Sayın Can bey,

Geçtiğimiz perşembe günü ayin 7’sinde pasaportumu yenilemek için Düsseldorf Başkonsolosluğu’na gittim.

Konsolosluktaki memura “Pasaportumun süresinin 29.12.2021 tarihinde bitecek, bunun için yeni pasaport çıkartmak için geldim” dedim.

Memur bey bana, “eski pasaportunuzu verir misiniz?” diye sordu.

Ben de kendisine “eski pasaportumu veremeyeceğimi, işadamı olduğumu ve bu sebeple pasaportumun bana sürekli lazım olduğunu, bu sebeple de arabada bıraktığımı” söyledim.

Memur bey “gidin alın” dedi. Neden pasaportumu vermek istemediğimi tekrar tekrar sorunca da ben de “MHP’nin 25. Dönem milletvekili adayı olduğumu, MHP’nin eski genel başkan adayı olduğumu ve şu an Yeniden Diriliş Partisi Genel Başkanı olduğumu anlattım. Erdoğan’ı çok eleştirdiğim için hakkımda hakaret davalarının açıldığını” söyledim.

Memurda biraz yumuşayarak bana “Bunlar sistemde görünüyor, yakalamanız var. Pasaportunuzu verseydiniz el koyacaktık. Böyle burada çekmecelerde el konulmuş  yüzlerce pasaport var” dedi. Yani yeni pasaport alamayacağımı söyledi.

Bende bunun üzerine oradan ayrıldım.

İşe bakın, demek ki yurtdışındaki resmi temsilciliklerimiz bir TC vatandaşının pasaportuna el koyabiliyor.

İyi de bir mahkeme kararı olmadan, sırf Erdoğan adına dava açıldığı için pasaporta el konabilir mi?

Pasaportuna el konulan kişi acaba ülkeye nasıl dönecek de ifade verecek?

Pasaporta mahkeme kararı olmadan el koymak anayasada belirlenen vatandaşlık hakkının gaspı anlamına gelmiyor mu?

Tabii iktidarda AKP’nin olduğunu bilince bu soruların hepsinin saçma sapan olduğu gerçeği de karşımıza çıkıyor. Orası da ayrı konu.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Bir AKP’li Atatürk’ten söz edince alkışlanan ülke haline geldik…

Önceki akşam 58’inci Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ödül töreni vardı.

Törene sarayın Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da katıldı ve bir konuşma yaptı.

Ersoy, konuşmasının bir yerinde sinemanın çok güçlü bir sanat dalı olduğunu belirterek içinde Atatürk’ün de geçtiği şu cümleleri dile getirdi;

“Kendine has anlatım gücü ve dili ile sanatsal değerinin yanında aynı zamanda en yaygın ve kitleleri etkileme imkanına sahip iletişim araçlarından da biridir sinema. Bu yönüyle her geçen gün kendini daha da geliştiren sinemamızın gelecekte çok daha iyi yerlere evrileceğine inanıyorum. Atatürk’ün ‘Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir’ veciz ifadesinden ilhamla toplumumuzun bu hayat damarını beslemek en büyük yükümlülüğümüzdür.”

İşte bu son cümle henüz bitmeden salonda müthiş bir alkış koptu.

Bakan durdu alkışların bitmesini bekledi.

Oysa bu cümlenin alkışlanacak bir tarafı yok.

Ama söyleyen sarayın adamı bir AKP’li olunca durum değişiyor.

Çağdaşlıktan, medeniyetten, bilim, kültür ve sanattan, Cumhuriyet değerlerinden o kadar uzaklaştılar ve düşmanca davranıyorlar ki, içlerinden birinde bile bir umut ışığının yandığı görüldüğünde heyecan dalgası yükseliyor hemen.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Şu övündükleri şeye bak bir de “tarihi rekor” diyorlar…

Saray medyası iktidara bağlılığını belirtmek için eğiliyor, bükülüyor, kıvranıyor, olmadık işler yapıyor.

Bakın şu haberi okuyun önce: “Milyonlarca vatandaşa nefes aldıran, vergi, prim, trafik cezası, öğrenim kredisi, otoyol ve köprü kaçak geçiş cezası gibi kamu alacaklarına yönelik yapılandırmada tarihi rekor kırıldı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan alınan bilgiye göre, yapılandırmadan yararlanmak için vergi dairelerine yaklaşık 6 milyon mükellef başvurdu, yapılandırılan tutar 152.6 milyon liraya ulaştı, alacaklara karşılık devlet kasasına gelen tutar 23 milyar lirayı geçti.”

Yani tarihi rekor neymiş?

Şuymuş: Kamu borçlarını ödeyemeyenler yapılandırma sayesinde büyük miktarda ödeme yapmışlar.

Peki nesi iyi bunun?

İnsanlar ekonominin kötülüğü yüzünden yükümlülüklerini yerine getirememişler, devlete borçlanmışlar, bu borçlar katlanmış, üzerine cezalar da binmiş, sonunda devlet “borçlarını yapılandırıyorum” demiş, böylelikle millet rahat bir nefes almış.

Kısacası devlet önce vatandaşını batağa itmiş, vatandaş boğulmak üzereyken de kenarda hazır tuttuğu dalı uzatıp kenarı çıkmalarını sağlamış.

Sevindikleri ve “Milyonlarca vatandaş nefes aldı, bu tarihi bir rekor” dedikleri bu aslında.

İyice şaşırdılar artık.

KOMİK

Amerikalılar, İngilizler, Almanlar için nasıl üzüldüm bilemezsiniz…

Adana’ya giden ve Bahçeli’ye inat kebap yemeği bırakın bizzat kebap pişiren AKP genel başkanı Erdoğan çok güzel bir konuşma yapmış,.

Konuşmayı dinleyince Amerikalılar, İngilizler, Almanlar için nasıl üzüldüm anlatamam.

Bu güzel konuşma şöyle;

“Amerika’nın halini görüyorsunuz değil mi, İngiltere’nin halini görüyorsunuz değil mi. Benzin yok benzin. Aynı şekilde Almanya’da kuyruklar, Fransa’da kuyruklar. Yiyeceklerini bulamıyorlar. Elhamdürillah Türkiye’de böyle bir sorun yok!”

ŞAŞIRDIM

Ortalık şenleniyor, Gökçekler rahat durmayınca Akın İpek de ifşaata başladı…

Cemaatin “tu kaka” edilmesinden sonra pabucun pahalı olduğunu gören pek çok AKP yalakası anında “cemaat düşmanı” olmuştu biliyorsunuz. “Fethullah Gülen Hocaefendi Hazretleri’nden” bir anda “Şeytan Feto” söylemine geçiverdi bunlar.

Bugün AKP saflarında olup da cemaate ve Gülen’e en ağır lafları edenler aslında cemaatin ağır toplarıydı zamanında.

Örneğin; Beyaz TV’nin sahibi Erdoğan’ın azlettiği Ankara eski belediye başkanı Melih Gökçek bunlardan biri.

Melih Gökçek, geçenlerde televizyonunda cemaatin önde gelen işadamlarından Akın İpek’in eşiyle ilgili bir haber yayınlamış.

İki yıl önce Gökçek’in eşi ile İpek’in eşi Londra’da karşılaşmışlar. Gökçek’in eşi İpek’in eşine “FETÖ’cü”demiş bağırış çağırış olmuş. Gökçek o gün çekilen görüntüleri orasından burasından montajlayıp sanki eşi saldırıya uğramış gibi yayınlamış. (Bu Akın İpek’in iddiası tabii.)

Buna öfkelenen Akın İpek de, Sedat Peker’i taklit ederek “Tripodum hazır” demiş ve ilk yayınını yapmış.

Bakın ne demiş;

 “Ben yıllardan beri Ankara’da yaşayan bir iş adamıyım. Ben aileme medyaya çıkmasını yasaklamıştım. Melih Gökçek’in oğlu uzun zamandır bize ‘FETÖ’cü’ deyip duruyor. Benim AKP’den, CHP’den, MHP’den ve hizmet hareketinden tanıdıklarım var. 2015 yılının başına kadar hizmet hareketinde kimler yönetici derseniz ben Melih Gökçek’i sayarım. Gökçek’i cemaat yöneticisi olarak tanıdım. Bir anda rüzgarın dönmesiyle 180 derece döndü Gökçek. Yıllardır tanıdığı insanlara FETÖ düşmanı olduğunu göstermek için eziyet ediyor.”

İyi oluyor ama bunlar.

Bildiğimiz gerçeklerin gerçekten bilenler tarafından açıklanması insana huzur veriyor.

Yazarlar

Yurtdışında pasaport terörü
Can Ataklı