Can Ataklı
9 Haziran 2021

Vay vay vay, şu hakime bak bütün hakimleri anında sattı


ŞAŞIRDIM

Vay vay vay, şu hakime bak bütün hakimleri anında sattı

Sedat Peker fırtınası bütün hızıyla sürüyor.

Bu fırtına pek çok kişiyi önüne kattığı gibi iktidarın ayaklarını da birbirine dolaştırıyor.

Müthiş bir karakter sınaması da yapılıyor aslında.

Burnundan kıl aldırmayan gazeteciler, sahipleri tarafından yok sayılıyorlar örneğin.

Süleyman Soylu’nun bütün işlerini gören internet sitesi sahibi kardeşler buharlaştı.

Üstelik bugüne kadar en güvendikleri isim olan Soylu’nun harekete geçmesi ve suç duyurusunda bulunması ile oldu bu.

Veyis Ateş anında harcanıverdi.

Habertürk’ün sahibi, “Bu arkadaşı biraz dinlendirelim, yoksa bize zarar verecek” demiş belli ki.

Bunlar tabii çok ciddi karakter kaymaları.

Ancak dün beni hayretler içinde bırakan bir açıklama oldu, evlere şenlik.

Sedat Peker son konuşmasında Sezgin Baran Korkmaz’a ait çok lüks otelde misafir edilenleri anlatırken, işin içine hakim ve savcıları da sokmuştu.

Bunlardan biri de Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Esat Toklu olmuştu. Peker, şunları söylemişti:

“Bu arkadaş Türkiye’de de ABD’de de aranıyor. Sezgin Baran Korkmaz’ın otelinde kimler var? Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Esat Toklu, Ankara hani İçişleri Bakanlığı’nın koyduğu yasakları kaldıran makam var ya o. Bu adam o kadar rahat bir adam ki, 0X5 ile görevine gidip geliyor. Devlet bunlara Opel, Passat veriyor. Artık sınırları aşmışlar, güç zehirlemesi böyle bir şey. Her yer onlarda, yapılanmayı biliyor, Tayyip Abi niye alamıyor bunu? Onu da anlatacağım.”

Hakim Esat Toklu bu iddialar üzerine bir açıklama yapmış.

Otelde kaldığını kabul ediyor ama “otelin sahibinin değiştiğini” söylüyor.

Ama en önemlisi lüks arabası ile ilgili olan bölüm.

Toklu aynen şunu söylemiş açıklamasında; “O araba 2014 model. 3 yıl önce aldım, 300 bin TL değerinde. Hakim ve savcıları araştırın, yüzde 25’i benden daha pahalı arabaya biner. Daha geçen hafta tamirden çıkardım.”

Yani Toklu, “Benimki de bir şey mi?” diyor; “Siz başkalarını araştırın, 4 hakimden, savcıdan biri benden çok daha iyi durumda.”

Bu bir itiraf mıdır, büyük bir satış mıdır, yoksa panik halinde ne söylediğini mi bilememek midir?

Bu hakimin bugün açığa alınması gerekmez mi?

Hakim ve savcıların dörtte birinin lüks ve ihtişam içinde olduğunu söylemek, onların maaş dışı gelirlere sahip olduklarını da ifşa etmektir.

Bu nedenle başta Adalet Bakanı olmak üzere Hakimler Savcılar Kurulu yönetiminin mutlaka bir açıklama yapması ve durumu açıklığa kavuşturması gerekir.

“Bir mafyacının arkasına mı sığınıyorsunuz?” diye Peker’in açıklamalarını değersizleştirmeye çalışanlara sormak isterim:

“Eğer Peker bu çıkışları yapmasa biz çürümüşlüğü görebilir miyiz, görsek bile açıklayabilir miyiz?”

Türkiye hızla büyük bir değişime ve temizliğe gidiyor.

Tek adam rejiminin, tek adam için en büyük sakıncası budur işte.

Herkes biat eder, herkes emir alır ve uygular, herkes yerlere kadar eğilir.

Ama bir gün gelir ve bunlar başlarının belaya gireceğini anladıkları an, ortada ne biat kalır ne emre itaat ne yerlere eğilme.

O an başlar satışlar.

Peker biraz daha konuşsun göreceksiniz, sadece zavallı gazeteci kılıklıların değil, daha ne önemli mevkilerde oturanların buharlaştığına ya da kendilerini kurtarmak için başkalarını satma yarışına girdiklerine tanık olacağız.

Hem de pek yakında.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Metin Külünk’ün bile baş edemediği tefeciler kimler acaba?

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Peker bir siyasetçiye ayda 10 bin dolar veriyor” dediği kişinin Metin Külünk olduğu iddia edilmişti.

Sonunda Peker, “Ben kimseye 10 bin dolar maaş vermiyorum, ama çok daha fazlasını verdim” demişti son video konuşmasında.

Bu durumda Soylu’nun “Adını ancak savcıya veririm” dediği kişinin kimliği hâlâ belli değil.

Bunları yazdık anlattık, Peker’in Külünk’le ilgili konuşmasında dikkatimi çeken bir başka ayrıntı var.

Peker’in anlattığına göre, Metin Külünk bir akrabasının tefecilere borcu olduğunu, bunun karşılığında arsasının elden gideceğini, bu konuda tefecilerle konuşarak yardım etmesini rica etmiş.

Peker de böyle işlerle anılmaktan kurtulmak istediğini ve bu nedenle tefecilerle konuşmayacağını ama parayı kendisinin verebileceğini söylemiş.

Ne gariptir ki, Metin Külünk de bunu kabul etmiş.

Tefeciye ödenecek para Peker’den çıkmış, o akraba da kendini kurtarmış.

Merakım şu; Metin Külünk’ün bile korktuğu ve Sedat Peker’den yardım istemek zorunda kaldığı bu tefeciler kimlerdir böyle?

Öyle ya; Metin Külünk AKP içinde “vurucu tim” gibi bilinen, saraya çok yakın, aktif, arkasının çok güçlü olduğu düşünülen bir milletvekili idi.

İktidardasınız, çok güçlüsünüz ama sizin yönetiminizde tefeciler kol geziyor ve öyle ki, siz bile bu tür tefecilerle baş edemiyorsunuz.

Ayrıca bunca güce rağmen niye tefecilere gitmek zorunda kalırlar bunlar, orası da ayrı muamma.

İşte çürümüş olmanın bir başka örneği daha.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Diyanet’ten bile tepki geldi, AKP’ten tek eleştiri yok

Ayasofya’da yaptığı konuşmada, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına hakaretler yağdıran imam Mustafa Demirkan’a yönelik tepkiler artıyor ama hiçbir şey de yapılmıyor.

Diyanet İşleri’nde çalışan birinden bile tepki geldi ama şu ana kadar iktidar partisinden tek bir eleştiri çıkmadı.

Din İşleri Yüksek Kurul Uzmanı Bünyamin Okumuş tepkisini, “Atatürk’e dil uzatanlar daha iyi Müslüman olduklarını mı sanıyorlar” sözleriyle dile getirmiş.

Sanıyorum kendini MHP’ye yakın hisseden bu uzman, tıpkı Devlet Bahçeli gibi konuşarak, “Atatürk bizim börkümüzdür, birliğimizdir, simgemizdir. Ona laf yok, baş giderse börk gider. Allah muhafaza, bir daha da geri gelmez. Atatürk’e tahammülsüzlük Türkiye’ye tahammülsüzlüktür” demiş.

AKP’liler ise bir tepki göstermiyor, daha doğrusu gösteremiyor.

Çünkü bu ağır hakaretler bizzat genel başkanın önünde yapıldı ve o da sessizce dinledi.

Bunca eleştiriye karşı da ağzını açıp tek kelime söylemedi.

AKP’de, Erdoğan bir konu hakkında görüş bildirmediği sürece partililer ve saray medyası da mecburen sessiz kalıyor.

Erdoğan’ın durumu bana, Erbakan’ın Libya gezisini hatırlattı biraz.

O zaman da Kaddafi, Erbakan’ın gözünün içine bakarak Atatürk ve Cumhuriyet aleyhine konuşmuş, Erbakan da sadece dinlemekle yetinmişti.

O gezide Dışişleri Bakanı olarak Abdullah Gül de vardı ve geziye katılan Mehmet Ağar’a, “Dönünce yandık, bununla nasıl baş edeceğiz bakalım” dediği yayımlanmış gazetelerde.

Bİ SORALIM BAKALIM

Sedat Peker’le ilgili diplomatik girişim yapılıyor mu?

Herkes Sedat Peker’i konuşuyor.

Kimileri “Arkasında kim var?” merakı içinde.

Bazıları “Artık geri gelemez, köprüleri yıktı” diyor.

İktidarın zorlanmasından endişe edenler “Peker’i halledecekler” dedikoduları yayıyor.

Öyle ki Peker bile, “Beni vurdurtmak için Arnavut, Sırp tetikçilerle konuşuyorlarmış” demedi mi?

Sonra da meydan okuyup “Gelin vurun haydi” dedi.

Ancak bu konuda nedense hiçbir diplomatik girişim yapılmıyor.

Öyle ya, saray medyası Peker’in yabancı istihbarat birimlerinin korumasında olduğunu, onlar için çalıştığını, hangi ülkelerin himayesi altında yaşadığının bilindiğini anlatıyor sürekli, ama hiçbir iddiaya yer de vermiyor, cevaplamıyor da…

Peker’in hem CIA hem Mossad hem MI6 ile çalıştığını söylediklerine göre, en azından MİT’in bu konuda bir çalışma yapması, bu istihbarat teşkilatlarına sorması gerekmez mi?

Aynı şekilde Peker’in, Birleşik Arap Emirlikleri’nde olduğunu bildiklerini söylüyor saray medyası.

Birleşik Arap Emirliği’nin zaten Türkiye düşmanı olduğunu da ileri sürüyorlar.

Oysa bu ülke ile diplomatik ilişki devam ediyor, şu an hasım gibi görünmekle birlikte karşılıklı ilişkiler kesilmiş değil.

Peki niye diplomatik bir girişim yapılmıyor?

Demek ki var bir şey.

BUNU YAZMAK GEREK

Bu emniyet müdürleri ağızlarını bile açmıyorlar

Erdoğan’ın diploması konusunda çok ısrarlı çalışmaları olan, sayısız dava açan, bu nedenle fiili saldırılara da maruz kalan Oğuz Tolga’dan bir mesaj aldım.

Tolga, yaptığı açıklamalarla gündemi altüst eden Sedat Peker’in, Mehmet Ağar ve bazı emniyet müdürleri için söylediklerinin çok ağır olduğunu belirterek, “Bu kişiler hakkında mutlaka işlem yapılması gerektiğini” hatırlatıyor ve bu nedenle Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş’a bir dilekçe ile başvurduğunu anlatıyor.

Oğuz Tolga, yaptığı başvuruda şunları yazmış;

Sayın Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş;

Yaklaşık 20 gün önce başvurdum.

Ses seda yok, neden acaba?

Lütfen umursayın. Her şey değişiyor, inanın değişiyor…

Sedat Peker, “İzmir, Aydın, Muğla emniyeti, Mehmet Ağar’ın tapulu malı, İstanbul Emniyet Müdürü de ondan talimat alınmıştır” diyerek suç duyurusu yapmıştır.

1) Bu açıklamalardan sonra; İzmir, Muğla, Aydın, İstanbul Emniyet müdürlerinin “bizzat kendilerinin” hemen İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu ve bulundukları illerin cumhuriyet başsavcılıklarına başvurup kendi haklarındaki bu iddiaların araştırılması için talepte bulunmaları gerekir.

2) Bulunmazlarsa bu illerin başsavcıları “cumhuriyet başsavcısı, resen aldığı bir duyumla soruşturma yapar” kanun emrine uyarak soruşturma açmalı ve gizlilik kararı olmadan devam etmelidir…

3) Polise verilen bu ağır yarayı hemen açıkça araştırmak, soruşturmak, tedavi etmek devletimizin görevidir, yapmayan hakkında “görevi bilerek, isteyerek yerine getirmemekten” suç duyurusu yapılmalıdır.

4) Yapmadığınız takdirde sizin hakkınızda da suç duyurusu yapılacaktır.

Bırakın emniyet de bağırsaklarını temizlesin.

Neden bırakmıyorsunuz?

 

Yazarlar

Vay vay vay, şu hakime bak bütün hakimleri anında sattı
Can Ataklı