Can Ataklı
21 Eylül 2020

Türkiye’yi Afrika’nın ücra köşeleriyle aynı kategoriye onlar sokmuyor siz beceriksizliğiniz nedeniyle giriyorsunuz


ACAİP YAZILAR

Türkiye’yi Afrika’nın ücra köşeleriyle aynı kategoriye onlar sokmuyor siz beceriksizliğiniz nedeniyle giriyorsunuz

Dünyanın önde gelen kredi derecelendirme kuruluşlarından Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu düşürmüştü geçen hafta.

Daha önce zaten kötü bir yer olan B1’de olan Türkiye bu kararla B2’ye indi.

Saray buna çok öfkeli haliyle.

Moody’s’in hileli iş yaptığı, rüşvetle iş çevirdiği falan yine söyleniyor elbette. Aynı kuruluş Türkiye’nin notunu yükselttiği yıllarda ise yine aynı iktidar tarafından övülüyordu.

Hangisini doğru kabul edeceğiz bilemiyorum artık.

Notu yükselttiğinde tarafsız olan Moody’s mi, yoksa düşürdüğünde rüşvetle iş yapan Moody’s mi?

Tabii rüşvetle iş yaptıklarına inanacaksak notu düşürürken dış güçlerden rüşvet alan Moodys’in not yükseltirken de Türkiye’den rüşvet aldığını iddia edenlere de bir cevabımız olabilir mi bilemiyor onu da.

Erdoğan müteahhitlerin otoyolunu açarken yine bu konuya girdi ve aslında ekonominin çok iyi olduğunu ileri sürerek “İnşallah 3. çeyreği her kesimi memnun eden bir büyüme oranıyla kapatacağız. Bu durumdan ülkemizin kredi notunu düşürmek için pusuda bekleyen kredi derecelendirme kuruluşlarının hiç memnun olmayacakları kesindir. Türkiye’yi Afrika’nın Güney Amerika’nın ücra köşelerindeki ülkelerle aynı not kategorisine sokanlara en güzel cevabı başarımızla vereceğiz” dedi.

Çok güzel bir konuşma tabii.

Ama ille de bazı münafıklar! çıkıyor ve AKP genel başkanının konuşmasında söylediği “Ücra Afrika ülkelerinin” durumuna bakıyor.

Çeşitli konularda beni bilgilendirmekten asla vazgeçmeyen bir okurum “Madem öyle birkaç ücra Afrika ülkesinin para birimlerinin Türk Lirası karşısındaki son 5 yıllık performanslarına bakalım” demiş ve küçük çaplı bir inceleme yapmış.

Okurum önce Uganda Şilini’ni ele almış. Grafikte görüldüğü gibi, 5 yıl önce 1 TL verip 1250 Uganda Şilini alınabilinirken, bugün sadece 488 Uganda Şilini alınabiliniyor. Yani Uganda parası 5 yılda TL karşısında yüzde 150 değerlenmiş. Gelelim Tanzanya Şilingine. Yine grafiğe bakınca aynı durumu görüyoruz. 5 yıl önce 1 TL verip 750 Tanzanya Şilini alabiliyormuşuz. Oysa bugün sadece 306 Tanzanya Şilini alabiliyoruz. Kısacası Tanzanya parası TL karşısında 5 yılda yüzde 150 değerlenmiş.

Okurum, üçüncü “Ücra Afrika ülkesi” olarak Ruanda’yı mercek altına almış.

Yine grafikte görüldüğü gibi, 5 yıl önce 1 TL verip 275 Ruanda Frangı alabilirken bugün ise sadece 126 Ruanda Frangı alabiliyorsunuz.

Demek ki Ruanda parası da liramız karşısında 5 yılda yüzde 120 değerlenmiş.

Bu “Ücra Afrika ülkelerinin” para birimlerinin değeri 18 Eylül’e yani geçen haftanın son gününe ait. İsteyen Google’dan açıp bakabilir.

Aslına bakarsanız Erdoğan’ın “Ücra Afrika ülkeleri” karşılaştırması pek doğru olmamış. Tabii işin doğrusu bu ülkelerin paraları bizim paramızdan çok daha değersiz. Hiçbirimiz bu ülkelerin vatandaşı olmak istemeyiz belki. Ancak çarpıcı olan şu: Dünyanın en değersiz paraları bile AKP iktidarı sırasında Türk Lirası’na karşısında değerlenmiş.

YENİ ÖĞRENDİM

Büfelere bu kadar fahiş zam ayıptır

İstanbul’un 173 noktasında sadece gazete, dergi, sigara, paketlenmiş sakız/şekerleme satan ve Akbil dolduran büfe var. Son günlerde bunların kiralarına yapılmak istenen fahiş zamlar konuşuluyor.

Geçen hafta Necati Doğru yazdı.

“Bu bir soygun gibi” dedi.

Cumartesi günü zaman zaman önünden geçerken gazete aldığım büfeciye sordum “Sizi de etkiliyor mu bu durum?” diye.

“Can Bey o zaten biziz” dedi.

Sonra çok dertli biçimde anlattı.

“Bu büfeler Doğan Yayıncılık’ın dağıtımcılık da yaptığı yıllarda kuruldu ve gazete-dergi satılması amacıyla bizlere kiralandı. Biz burada gıda (tost, döner, sandviç) satamıyoruz” dedikten sonra ekledi:

“Şimdi CHP’liler peşkeş çekmişti lafları dolaşıyor, burayı biz ihale ile almadık yani, sonra 2005 yılında bu büfeler belediyenin Kültür A.Ş.’sine devredildi, tamam o yıldan beri zam yapılmıyor, bu kabul.”

Ne ödediğini sordum kira olarak.

1750 lira ödüyormuş şimdi 7 bin 500 lira yapıyorlarmış. Üstüne bir de büfe görünümündeki yeni düzenlemeler için de 90 bin lira isteniyormuş. “Gerçi bu 90 bin lirayı üç yıl içinde kiradan düşerek geri ödeyecekler ama benim etim ne budum ne ki ayda 7 bin 500 lira ödeyeyim?” diye sordu.

Ben de ne kazandığını sordum.

“150 bin liraya yakın aylık cirom var” diye başladı.

“Bunun (Son ay hesabını gösterdi) 57 bin 827 lirası Akbil dolumundan geliyor. Bize bundan kalan para 765 lira. En çok satışı sigaradan yapıyoruz. 70 bin liraya yakın sigara satışı var, bize kalan yüzde 5. Gerisi gazete ve dergi ile küçük sakızlar ve şekerler. Ondan kalan para da yüzde 5-10 arası. Sonuçta avucumuza kalan asgari ücretin bile altında, bundan sonra o da olmayacak.”

Büfecinin gösterdiği rakamlar mutlaka doğrudur. Bu durumda belediyenin bir şeyler yapması gerekiyor herhalde.

ÖNERİ

Pandemi sırasında Özel Tüketim Vergisi ödenmesin bari

Bugün 21 Eylül. Bir taraftan sonbahar “resmen” başlarken diğer taraftan küçük bir öğrenci kesimi de yüz yüze eğitime başlıyor.

Aralarında üniversitelerin de olduğu milyonlarca öğrenci ise belirsiz bir tarihe kadar uzaktan eğitim yapmak durumunda.

Uzaktan eğitim için öncelikli koşul bulunulan yerde televizyon olması, ayrıca internet bağlantısı da gerekli. Çünkü neredeyse tüm özel okullar uzaktan eğitimi sınıf bazında internet üzerinden yapıyor. Çok sayıda devlet okulu da aynı yöntemle öğrencilerine ulaşıyor. Bugün başlayacak yeni öğretim yılı zaten eşitlik ilkesine çok aykırı.

Bu aykırılığa internet ücretleri de hayli katkı sağlıyor.

O halde devlet de artık devletliğini göstermeli ve en azından öğrencilerin ders saatlerinde interneti bedava yapmalı. “Yok artık” denilecekse bari Özel Tüketim Vergisi alınmasın, o da mı olmaz yani.

Bu arada evinde internet ağı olanlara da bir çağrım var.

Lütfen çevrenizde oturan ve evlerinde internet olmayanlara kendi internetinizi kullandırın. Komşunuzda internet yoksa onlara şifrenizi verin.

ŞAŞIRDIM

Pes yani ki ne pes

İçişleri Bakanı Soylu’nun Anayasa Mahkemesi Başkanı’nı azarlamasını ve “Korumasız çık bakalım, bu ülke özgür mü değil mi görürsün” diye parmak sallamasına çok şaşırmıştım.

Hatta yazılarımda ve televizyon konuşmalarımda “Buna AKP genel başkanı bile tepki gösterir, normal demokratik bir ülkede böyle konuşan bakan yerinde duramaz” diye yazmış ve konuşmuştum. Ayrıca çok safiyane biçimde en yüce mahkemenin böyle konuşan bir bakana tepki göstereceğini de düşünmüştüm.

Anayasa Mahkemesi sus pus. Sadece bir üye bisikletli fotoğrafını paylaştı sosyal medyada.

Başta başkan olmak üzere gerisi korktu anlaşılan.

Soylu, gözü kara bir bakan. Herhalde korumalarının kaldırılacağını düşündüler.

Normal, onlar da insan, korkarlar haliyle.

Ben yine safiyane biçimde Süleyman Soylu’nun da “Bir gaf yaptık, bari üzerinde durmayayım artık, olay unutulsun gitsin” diye düşüneceğini sanmıştım.

Ama tam tersine Soylu bırakın olayı unutturmayı üzerinden müthiş bir kahramanlık payesi bile çıkardı kendine. Meğer söyledikleri kendisinin de çok hoşuna gitmiş “Kimlerin Anayasa Mahkemesi’ni savunduğunu gördüm. Bu devlete ‘katil’ diyenler ve Anayasa Mahkemesi tarafından ‘siz katil deme hürriyetine sahipsiniz’ diyenler, yıllardan beri bu ülkenin değerlerini yermek isteyenler hepsi bir cephe oldular, hepsini Allah bir fotoğrafta göstermek nasip etti” demiş.

Pişkinliğe bakar mısınız?

Pes ki yani ne pes.

Bu ülkede kimse ağzını açamaz hale gelecek galiba.

BUNU YAZMAK GEREK

Enis Berberoğlu’na milletvekili hakkı yeniden verilmek zorunda

Anayasa Mahkemesi ,yargılandığı davada mahkum edildiği gerekçesiyle milletvekilliği düşürülen Enis Berberoğlu’nun hak gaspına uğradığına karar vermişti biliyorsunuz.

Bu durumda Berberoğlu’nun milletvekilliği hakkını yeniden kazanması gerekiyor.

Ancak Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye işlememesi nedeniyle bu hakkın geri verilmeyeceği savunuluyor.

Peki bir yargı kararının geriye işlememesi prensibi bu olayda geçer mi?

Deneyimli siyasetçi Tevfik Diker, Berberoğlu’nun yeniden milletvekili olması gerektiğini, aksi takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu kararı vermek durumunda kalacağına işaret ediyor.

Tevfik Diker bu konuda şöyle bir açıklama göndermiş, sizlerle de paylaşmak istedim;

Duyuru.

“Anayasa Mahkemesi kararları geriye işlemez. Konu kapanmıştır. Nokta” dedi AKP.

Doğru geriye işlemez …

Ancak bu kural Anayasa Mahkemesi’nin sadece yasaların Anayasa’ya uygunluğu denetimi yaptığı dönemlere ilişkindir.

Bir yasa maddesi Anayasa’ya aykırılıktan iptal edilmiş ise hukuk kargaşası yaşanmaması için geriye etkili uygulanmıyordu ..

Ceza yargılamasında bir yasa maddesi bir eylemi suç olmaktan çıkarır ise sanık bundan yararlanır

İnfaz Yasası’ndaki değişiklikleri içeren yasa gibi.

AKP hukukçuları her şeyi olduğu gibi burada da yorumu halk anlamaz zannederek yapıyor.

Anayasa Mahkemesi kararları geriye etkili olmaz (Madde 153)  kuralı Enis Berberoğlu olayına ve benzeri olaylara uygulanamaz.

Hak ihlali tespit edildiğinde eski hale iade gündeme gelecek ve itibar ya da kaybedilmiş statüler geri verilecektir .

Hak ihlali tespiti TBMM de yapılacaktır.

TBMM de çoğunluk AKP +MHP’dedir.

Bu çoğunluk “Hak ihlali yoktur” derse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 6’ya aykırı olur.

Aykırı karar, Enis Berberoğlu tarafından AİHM’ye götürülür.

AİHM bu maddeye göre  hak ihlali olduğuna dair karar verir bu karar T.C. Devleti’ne gönderilir.

AİHM kararı uygulamazsa, Türkiye’nin taraf olduğu ve imzaladığı anlaşmalar gereğince Avrupa Güvenlik Konseyi ve Avrupa Parlamentosu tarafından Türkiye’ye yaptırımlar uygulanır.

Yazarlar

Türkiye’yi Afrika’nın ücra köşeleriyle aynı kategoriye onlar sokmuyor siz beceriksizliğiniz nedeniyle giriyorsunuz
Can Ataklı