Can Ataklı
30 Kasım 2020

TIR’lara günde 100 bin Euro ceza


YENİ ÖĞRENDİM

TIR’lara günde 100 bin Euro ceza

Sevdiğim güvendiğim bir dostum, “TIR şoförleri çok dertli. Seni aramak istiyorlar, numaranı vereyim mi?” diye sordu.

“Elbette” dedim.

Bir süre sonra heyecanlı bir ses aradı, “Can Bey, selamlar” dedi, “Ben TIR’cı Polat.”

Anladım hemen tabii, “Buyrun” dedim.

Heyecanla söze başladı “Akdeniz’de bir gemiyi durdurup aradılar kıyamet koptu, çünkü bir Türk taşıma aracına yasa dışı baskı uygulanmış. Tamam da biz TIR’cılar her gün korkunç bir baskı ve tacize uğruyoruz, kimse bize dönüp bakmıyor bile.”

Bilmediğim bir konu “Dur TIR’cı Polat, dur biraz, önce konuyu bir anlat hele” diye kestim sözünü.

Devam etti; “Her gün Türkiye’den veya başka ülkelerden binlerce kamyonla mal taşıyoruz Avrupa’ya. Transit geçtiğimiz Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Macaristan, Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya gibi ülkelerde açıkça büyük zulüm görüyoruz. Bu zulüm, maddi olarak da bize ağır yük getiriyor. Şimdi inanmayacaksınız belki ama Türk TIR’larına her gün en az 100 bin Euro ceza kesiyorlar, hem de sudan bahanelerle.”

Elbette rakamı duyunca şaşırdım. “Gerçekten inanılır gibi değil, 100 bin Euro kaç TIR’a kesilir ki?” diye sordum,

“Can Bey” dedi TIR’cı Polat yine, “Bakın abartmıyorum, neredeyse geçen her Türk TIR’ına bir şekilde ceza kesiyorlar. 300 Euro’dan da az olmuyor. 2 bin Euro’yu bulan ceza bile kesiliyor. Nereden baksanız 1000 TIR geçer bu ülkelerden, yapın hesabınızı.”

Peki ceza kesme bahaneleri ne?

TIR’cı Polat anlatmaya devam etti; “Öncelikle nedense Avrupa’ya mülteci kaçırdığımızı düşünerek her TIR’ı durduruyorlar. Bir kere durdurdularsa ceza yazacak bir şey bulmak onlar için çocuk oyuncağı. Durumu fırsata çevirmişler aslında. Açıkçası bizlere affedersiniz köpek muamelesi yapıyorlar.”

TIR’cı Polat’ı giderek daha da hayret içinde dinliyorum.

Sonra tekrar sordum “Bu durumu şikayet edeceğiniz bir yer yok mu?”

TIR’cı Polat, “Ah be Can Bey, işte asıl sorun burada. Devletimizin bize sahip çıkması gerek. Şu Libya’ya giden gemi için yaptıklarının yarısını hatta daha azını bizim için yapsalar biraz nefes alırız. Yol güzergahımızdaki ülkelerin konsolosluklarına yazıyoruz bunları. Bize yaptıkları kötü muameleleri, kurdukları tuzakları anlatıyoruz. Şu ana kadar bir sonuç alamadık. Zaten bunun için sizi aradım ya.”

Tabii “kötü polis” her yerde, her ülkede kötü polistir.

“Nasıl tuzaklar kuruyorlar?” diye sordum belki ilginç bir şey çıkar diye.

“En son yaşadığımız bir olayı anlatayım” dedi.

“Bu hafta sonu, Sırbistan’dan Hırvatistan’a Bacakova kapısından giren arabamızda şoför; halatını kontrol etmiş, kopuk-kesik yok bulamamış. Fakat ne hikmet ise Hırvatistan polisi  geliyor, eliyle koymuş gibi gizli bir bölmede kesilmiş ve tekrar yapıştırılmış bir yer buluyor ve ceza 1950 Euro.”

TIR’cı Polat’a, “Bu tür olayları daha önceleri de duyardık ama hükümetler işi sıkı tutunca şikayetler biterdi. Demek şimdi yine dikkatler dağılmış. Ben anlattıklarını yazarım, hatta televizyonda da anlatırım, umarım işe yarar” dedim.

Umarım Ulaştırma Bakanı transit ülkelere “Eyyy” çeker artık.

KOMİK

Ben bilmem devletim bilir

Bu iktidarın en temel özelliklerinden biri ister seçimle, ister sarayın emri ile herhangi bir makama gelen herkesin aşırı bir lüks ve ihtişam merakına kapılması.

Öyle ki, görevinin niteliği gereği en mütevazı olması gereken Diyanet İşleri Başkanı bile cenneti önce dünyada yaşıyor adeta.

Saray zaten lüks ve ihtişama çok meraklı. Göreve getirdiği ve kurşun asker gibi çalışan personelini de aynı lüks ve ihtişamdan yararlandırıyor. Ama sıra bunu anlatmaya gelince yan çizmeyi de pek beceriyorlar.

Erdoğan’ın kendisine yardımcı diye seçtiği eski bürokratı Fuat Oktay, 10 milyon liralık çok çok lüks otomobile binmesini, “Ne yapayım devletim böyle istiyor” diyerek açıklamış. Atanmışların en yetkilisi olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, parlamentoyu en takmayan hükümet üyesi olarak biliniyor. Oktay, her nasılsa bütçe görüşmeleri için gittiği Meclis’te birkaç sözlü soruyu cevaplama lütfunda bulunmuş.

Bu sırada kullandığı 10 milyon liralık lüks otomobil eleştiri konusu olunca Fuat Oktay, “Mercedes meraklısı değilim. Devleti temsilen genel uygulama neyse ona uyumun dışında bir şey söz konusu değil” demiş.

İşte bu kadar basit.

Sanki başta kendisi olmak üzere AKP’ye hizmet eden herkese sağlanan lüks ve ihtişamın onay makamlarından biri kendi değilmiş gibi, “Ben bilmem devletim böyle istiyor” tavrına bürünmesi fıkralara bile taş çıkartır.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Yunanistan yaparsa provokasyon oluyormuş

Haberi yandaş tetikçi medyanın sayfalarında gördüm.

“Yunanistan, Akdeniz’de ateşle oynuyor” demiş biri.

Biri, “Yunanistan tahrik ediyor” başlığını açmış.

Kimine göre de “Ege’de tehlikeli oyun.”

Konu şu; Yunanistan Girit Adası’nda Rusya’dan alınma S-300 füzelerini test etmiş.

Aslında Yunan ordusu bir tatbikat yapmış; hepsi bu.

Peki, S-300’lerin test edilmesi neden “tehlikeli oyun” oluyor?

Buna karşı AKP iktidarının S-400’leri almış gibi yapıp asla resmi açıklama yapmadan test etmesi farklı mı?

İşin gerçeğine bakarsanız Yunanistan’ın elinde olan, aslında bugüne kadar gösteri amaçlı Atina’ya getirilmesinin dışında Girit Adası’ndaki depodan çıkarılmayan S-300’lerin artık hiçbir fonksiyonu kalmadı.

Ayrıca Yunanistan bu sistemi, NATO üyesi olmayan Kıbrıs Rum Kesimi için 1998 yılında almıştı.

Ancak Türkiye, bir NATO ülkesinin bu kadar yakınına Rum yapımı füze sistemi konmasının kabul edilemeyeceğini belirterek buna şiddetle karşı çıkmıştı.

Diğer NATO üyeleri de buna katılınca Yunanistan çaresiz kalarak S-300’leri Kıbrıs yerine Girit’e götürmüş ve bir depoya kaldırmıştı.

Şimdi belli ki Akdeniz’de havanın ısınması üzerine Yunanistan böyle akılsız bir gösteri yapıyor.

Bizim yandaş tetikçi medyaya tavsiyem şu olur; “Kendi durumumuza bakmadan böyle efelenmeler yapmak yerine, S-400’lerin gerçekten alınıp alınmadığını takip edin biraz. Öyle gizlice iki atış yapmakla bir sistem alınmış oluyor mu acaba?”

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Bu yasaklarla hiçbir yere varılmaz

AKP iktidarı, korona karşısında artık iyice çaresiz…

Sırf kendi oy tabanı mutlu olsun diye göstermelik birkaç önlem dışında pandeminin ilk gününden bu yana dişe dokunur bir şey yapmadılar.

Sorumluluk da almadılar.

Sonuçta gerçek bilim insanlarının tam da söylediği gibi, kış dönemi yaklaştıkça korona daha da beter hale geldi.

Bundan sonra kontrol altına alabilirler mi, orası meçhul.

Çünkü şu ana kadar alınan palyatif önlemlerle hiçbir yere varılamayacağı kesin.

Her şeyi karman çorman ettiler.

Binlerce insanın gittiği AVM’ler açık ama üçer kişilik aralarla oturulsa bile sinemalar tiyatrolar kapalı.

Camiler açık, okullar kapalı.

Lokantalar kapalı, otelde kalıyorsanız parti bile verebiliyorsunuz.

Aklıevvel biri, güya içkiyi yasaklama mantığı ile tekel ürünü satan bakkalları akşam 8’de kapatıyor, içki satmayanlar ise 10’a kadar açık.

Bu gariplikleri gören vatandaş iktidara inanır mı?

İnanmıyor zaten ve koyverip gidiyor, ama sonuç ortada, neredeyse koronaya yakalanmayan kalmayacak.

Bu arada yeni öğrendiğim bir bilgiyi aktarayım.

Otellerin restoranları eğer otelde kalıyorsanız açık ama dışarıdan gelene kapalı.

Ama kurnazlar bunu aşmanın yolunu bulmuş.

Bir miktar para verip otelde kalıyormuş gibi adınıza oda ayrılıyor ve anahtarınızı alıyorsunuz.

Böylece otel lokantalarında yemek yiyebiliyorsunuz.

Hatta öyle ki, bazıları sazlı sözlü eğlenceyi bile devam ettiriyormuş.

KARANTİNA GÜNLERİ

Yıllar sonra Formula’da kendimizi rezil ettik

Hatırlarsınız Formula için yapılan piste giden yollar, Erdoğan’ın çabalarıyla tamamlanmış ve ilk yarışlara yetişmişti.

O zamanki mantık, “Bu yarışlar bütün dünyada izleniyor, Türkiye’de yapılması bizim için şanstır, her türlü fedakarlık yapılmalı” şeklindeydi.

Sonra organizasyonu düzenleyen kişiyle iktidar arasında bir pazarlık tartışması yaşandı. Formula, Türkiye’den çekildi.

Yıllar sonra bu yarışların Türkiye ayağı yine başladı.

Yarışın sonunda geleneksel olarak şampanya patlatılacağına gazoz açıldı.

O sırada korona nedeniyle hastanedeydim. Şu notları tutmuşum;

“Formula’ya tekrar başladık. Bu Türkiye’nin tanıtımına elbette katkı sağlayacaktır, ama böyle katkı sağlayacağına hiç olmasın daha iyi. Formula’nın her etabından sonra ilk üçe girenler kürsüye çıkar ve madalyalar takıldıktan sonra şampanya patlatılır. Bizim kendini dindar sanan aklıevveller, uluslararası bir yarışmanın bu ritüelini bozdular. Şampanyaya izin vermediler, yerine gazoz patlattırdılar. Olacak skandal değil. Üstelik sarayın danışmanlarından biri de “Bahreyn’de, Malezya’da, BAE’de de oluyor” diye savunmuş. Türkiye’nin, Müslüman ülke olduğunu, herkesin kurallara uyması gerektiğini de söylemiş. Ah be güzelim, o ülkeler din devleti. Türkiye din devleti değil ki. Ayrıca Türkiye’de içki satılması da içilmesi de yasak değil. Uluslararası bir yarışmada böyle bir skandala yol açmak akılsızlıktan başka bir şey değildir.”

Sonra aradan günler geçti. Bir de baktım ki, sarayın “dindar olduğu için içkiye karşı” danışmanı, meğer barların müdavimi imiş bir dönemler. Oralarda çekilen fotoğrafları sosyal medyada dağılınca, “Yahu bir şeyiniz de doğru olsun be” diye geçirdim içimden.

Yazarlar

TIR’lara günde 100 bin Euro ceza
Can Ataklı