Neden aynı markayı tekrar tekrar satın alıyoruz?
Neden ilk kez dinlediğimiz bir şarkı sıradan gelirken, birkaç kez dinledikten sonra hoşumuza gitmeye başlıyor? Ya da neden bazı yüzler bize ilk karşılaşmada bile güven veriyor?
Bunun cevabı, psikolojide “salt maruz kalma etkisi” (mere exposure effect) olarak geçiyor.
★★★
1960’lı yıllarda Amerikalı psikolog Robert Zajonc tarafından ortaya konan bu etkiye göre insanlar, yalnızca bir şeye tekrar tekrar maruz kaldıkları için ona karşı daha olumlu duygular geliştirebiliyor.
Üstelik bunu çoğu zaman fark etmiyorlar.
Beynimiz tanıdığı şeyleri daha kolay işleme soktuğundan, aşina olunan şeyler bilinçaltında güven ve rahatlık hissi oluşturmakta. Çünkü insan beyni, tanıdık olanı potansiyel olarak daha az riskli kabul ediyor.
Araştırmalar, insanların daha önce gördükleri bir yüzü, daha önce duydukları bir melodiyi ya da daha önce karşılaştıkları bir logoyu, tamamen yabancı olanlara göre daha güvenilir ve daha çekici bulma eğiliminde olduğunu gösteriyor.
★★★
Bu etki günlük hayatın hemen her alanında karşımıza çıkıyor.
Reklamların sürekli aynı markayı göstermesinin nedeni bu. Bir ürünü ne kadar çok görürsek, onu satın alma ihtimalimiz de o kadar artıyor.
Kuşkusuz reklamcılar bu “maruz kalma etkisini” yıllardır biliyorlar.
Yoksa şirketler logoları veya isimleri sağda solda görünsün diye milyonlarca liralık sponsorluk işlerine girmezlerdi. Böylece markalarını bilinçaltına yerleştiriyorlar!
Siyasi kampanyalarda adayların isimlerinin ve yüzlerinin sık sık karşımıza çıkması da aynı psikolojik mekanizmadan yararlanmakta.
Sosyal medyada sürekli gördüğümüz kişiler zamanla bize daha samimi gelmeye başlayabiliyor. Hatta ilk dinlediğimizde sevmediğimiz bir şarkıyı, birkaç gün sonra mırıldanırken bulabiliyoruz kendimizi.
★★★
Salt maruz kalma etkisi yalnızca alışveriş tercihlerimizi değil, insan ilişkilerini de etkileyebiliyor.
Örneğin çocukluğunda sürekli bağırılan, aşağılanan ya da şiddet gören bir kişi, yetişkin olduğunda bilinçli olarak böyle bir ilişki istemese bile benzer özelliklere sahip bir eşe ilgi duyabiliyor.
Çünkü bu davranış biçimi ona sağlıklı olmasa da tanıdık geliyor.
Aynı şekilde, sevgisini sürekli eleştirerek gösteren bir ailede büyüyen biri, kendisini sürekli eleştiren insanları normal kabul edebiliyor.
Defalarca aldatılmış bir kişi de farkında olmadan yine benzer özellikler taşıyan birini eş olarak seçebiliyor.
Tanıdık olan her zaman güvenli değildir. Ancak beyin çoğu zaman tanıdığı şeyi yabancı olana tercih edebiliyor.
Belki de bu yüzden hayatımızdaki bazı seçimler sandığımız kadar bilinçli olmayabilir. Bazen kararlarımızı belirleyen şey, tanıdık olana karşı geliştirdiğimiz fark edilmesi güç bir yakınlık ve güven duygusu olabilir.
İşte bu yüzden insan, gerçek anlamda gelişebilmek için bazen kendisine tanıdık gelen kalıpların dışına çıkmak zorundadır.