Can Ataklı
16 Eylül 2021

Söyleyin bakalım yumurta fiyatları neden artıyor


Bİ SORALIM BAKALIM

Söyleyin bakalım yumurta fiyatları neden artıyor

Saray gazeteleri de sanki halkın haberini yapıyormuş gibi davranıyorlar bir süredir.

İktidarı rahatsız etmeyecek tam tersine “Biz de gördük önlem alıyoruz zaten” dedikleri haberleri yapıyorlar.

Yeni modamız “fahiş zamlar” üzerine haber yapmak.

Yumurta fiyatları korkunç artmış örneğin.

Fasulye niye bu kadar pahalıymış?

Yankısı zaten saraydan geliyor hemen.

Ne diyor AKP genel başkanı; “Enflasyonu dizginleyeceğiz. Büyük Türkiye’nin silueti göründü. Bu arada fahiş zam yapanları da takip ediyoruz, bunun önlemlerini alıyoruz.”

Sonra bir bakıyoruz ellerinde telsizler manavları, marketleri basan polisler haber olmuş saray medyasına.

“Göz açtırmıyorlar” başlıkları atıyorlar.

Neymiş, fiyatları “hiç gereği yokken” fahiş biçimde artıran fırsatçılarla mücadele ediliyormuş.

Sanki polis bu baskınları yapınca fiyatlar aşağı inecek, pahalılık bitecek, halk rahat bir nefes alacak.

Oysa tam tersi olacak, göreceksiniz.

Fiyatlar düşmek yerine daha da çıkacak.

Olan o sırada polis baskına uğrayan marketçiye, bakkala, manava olacak.

Nedeni basit.

Kimse keyfi zam yapmıyor ki.

Örneğin dün saray medyasının amiral gemisi gibi kabul edilen gazetenin manşetinde yumurta fiyatının önlenemez yükselişi haber yapılmıştı.

Tabii milletin aklı almıyor, “Tavuk aynı, yumurta aynı, tavuğun yumurtlaması aynı, fiyatlara ne oluyor?”

Tavuk aynı da yem fiyatı aynı değil.

Yumurta aynı da kümesin ısıtmasını sağlayan elektrik fiyatı aynı değil.

Üretici aynı da yumurtaların taşınması için harcanan para aynı değil.

Kısacası o yumurtayı üretenler kendi diğer ihtiyaçlarını karşılamak için dünden daha fazla para harcıyorsa, bunu nereden karşılayacak, elbette kendi ürettiğinin fiyatından.

Ama maksat ilkel popülizm yapmak olunca “Saldım piyasaya polisleri, fahiş zam yapanların ensesinden tutup ortaya çıkarıyoruz” lafları prim yapıyor.

Ekonominin dibe vurduğu dönemlerde bu tür oyunlar çok oynanır.

Elbette kısa vadeli oyunlardır bunlar.

En yoksul yurttaş bile bir süre sonra işin aslını öğrenir ve “Fiyatları denetliyoruz” sözlerinin palavradan ibaret olduğunu anlar.

Tabii iktidar sadece günü kurtarmaya çalıştığı için şimdilik bunları düşünmeye vakit ayıramıyor.

Hayırlısı bakalım.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Çok güzel bir “büyüme” tarifi

Saray iktidarı ve yandaşları çırpınıyor ekonominin iyi gittiğini anlatmak için.

İyice dibe indikten sonra çıkılan her basamağı “işte büyüyoruz” diye göstermeye kalkıyorlar.

İşi bilenler bunun doğru olmadığını bir oyun oynandığını elbette fark ediyor ama yoksullaştırılan kitleler bunu asla anlayamıyorlar ve bir umutla “belki bize düşer” heyecanı ile iktidarı alkışlıyorlar.

Geçenlerde bir mail geldi.

Büyüme konusunu ironik biçimde çok güzel anlatıyordu.

Size de sunmak istedim.

Başlığı “Büyüme nedir ne değildir?”

Okuyalım;

Yanında çalışan 10 işçi ile 100 adet semer yapan bir semer üreticisi 50 liradan satıp  50 100 = 5.000 lira gelir elde eder. 

Üretici bir sonraki ay 1 işçi çıkarıp üretebildiği 90 semeri 60 liradan satar. 

60×90 = 5.400 lira.

Üretici gelirini beş binden, beş bin dört yüze çıkardığı için yüzde 8 büyümüş görünür.

OYSA:

– Üretim 100’den 90 adede düştüğü için reel büyüme eksi yüzde 10’dur

– Semer fiyatı 50 den 60 a çıktığı için enflasyon yüzde 20‘dir. 

– İşçi sayısı 10’dan 9’a düştüğü için istihdam yüzde 10 azalmıştır.

ÇOK GÜLDÜM

Şuna dürüstçe “maçamız yemiyor” desenize

İstanbul Teknik Üniversitesi mezuniyet töreninde konuşan o pırıl pırıl genci gördünüz değil mi?

248’inci yıl birincisi Hüseyin Umutcan Ay mezuniyet törenindeki konuşmasında kadına yönelik şiddetten, vatandaşın geçim sıkıntısına ve gençlerin gelecek kaygılarına son derece akıcı, anlaşılır ve etkili biçimde değindi.

Tabii bu çok güzel konuşma iktidar tarağından “muhalefet” olarak görülüyor.

Umutcan’ın dikkat çektiği konuların sorumlusunun kendileri olduğunu biliyorlar.

İTÜ birincisinin konuşması sanıyorum en çok ODTÜ rektörünü rahatsız etmiş.

Çünkü kurulduğundan beri yapılan mezuniyet törenine bu yıl izin vermemiş rektör.

Rektör törenleri yasaklama gerekçesi olarak öğrencilerin sağlığını ileri sürmüş, korona vakalarında artış varmış bu yüzden yapılmayacakmış tören.

Bakın ne demiş rektör “Covit-19 vakalarının ciddi bicinde arttığı görülüyor. Diploma töreni yapılması durumu çok boyutlu riskler taşımaktadır. Kişi sayısında kısıtlamalar yapılsa bile tören düzenlenmesinin mevcut şartlarda mümkün olmadığı durumu kesinlik kazanmıştır.”

AKP genel başkanı ODTÜ’nün başına koyduğuna göre okumuş yazmış biri olmalı bu rektör.

Ama kargaları bile güldürmeyecek bir bahane ile diploma törenini iptal ettiriyor.

Koronanın arkasına sığınmak olabilecek en komik gerekçe.

Aslında biraz dürüst, biraz namuslu olsalar “Maçamız yemiyor, öğrencilerimiz her yıl olduğu gibi alaya alan pankartlar taşıyacaklar, muhalif tavır sergileyecekler, sonra bunun hesabını sarayımıza veremiyoruz” deseler diyebilseler keşke. Tabii bunu yapabilecek nitelikte olan biri bu dönemde bırakın ODTÜ’yü herhangi bir üniversitenin rektörlüğünü kabul etmez ki.

YENİ ÖĞRENDİM

Sütçü İmam Üniversitesinde neler oluyormuş neler

Yerel medya olmasa muhtemelen benim de dikkatimi çekmeyecekti, Maraş Ana Haber gazetesinin internet sayfasına tesadüfen bakınca gördüm.

Kahramanmaraş Sütçü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Niyazi Can üniversiteyi kendi aile şirketi gibi yönetiyormuş.

Rektör Can’ın adı kızının doktora sınavını kazanamaması üzerine duyulmuştu.

Kendi üniversitesinde, kendi kızının doktora sınavını verememesi üzerine rektör Niyazi Can’ın çok Sınav Değerlendirme Komisyon Başkanı’na baskı yaparak istifaya zorladığı öne sürülmüştü.

Rektör Can ardından rektörlük makamını fahiş fiyatlarla tefriş ettirdiği, ardından da makam aracını kullanarak ailesiyle tatile çıktığı haberleriyle gündeme gelmişti.

Maraş Ana Haber Gazetesi bu rektörü şimdi de yaptığı atamalar nedeniyle projektör altına almış.

Gazetenin haberine göre KSÜ Rektörü Prof. Dr. Niyazi Can kiracısına bile üniversitede iş vermiş.

Haberde ayrıntılı bir liste de var.

Tabii bu listeyi burada yayınlamak mümkün değil, yer açısından tabii ki.

Ancak görünen o ki rektör üniversitenin İktisadi İşletmelerini kullanarak çok sayıda, eş dost akrabayı işe almış.

Bu rektörlerle ilgili haberlerden sadece biri.

AKP iktidarının hiçbir liyakat kaygısı duymadan üniversiteleri tamamen ele geçirmek için sadece kendinden olan kişileri rektör yapmasının bir sonucudur bu.

Çünkü bu yolla atananlar kendilerinden asla hesap sorulamayacağını çok iyi biliyorlar.

Tabii asıl hasarı üniversite sistemimiz alıyor ki, ona da aldırdığı yok elbette iktidarın.

ÇOK GÜLDÜM

İkramiye ille “ihtiyaç sahibi birine” çıkmalı

Piyango İdaresi (Milli değil ya artık) tarafından düzenlenen Loto’da bir talihli bugüne kadar verilen en büyük para ikramiyesini kazandı.

220 milyonun sahibi kuponu Denizli Pamukkale’deki bir bayide doldurmuş.

Şaka maka çok büyük para bu.

Döviz karşılığı 20 Milyon Euro ediyor.

Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde bu kadar parası olan kişiye “Çok önemli kişi” diye itibar edilir.

Bu yazıyı yazdığım saate kadar talihli ortaya çıkmamıştı, bakalım çıkacak mı orası da ayrı tabii.

Yılbaşı ikramiyesinin başına geleni biliyorsunuz.

100 haftayı aşkın süre devrettikten sonra bu kadar büyüyen ikramiyenin nihayet bir kişiye çıkması üzerine en çok neye güldüm biliyor musunuz?

Kuponun doldurulduğu bayinin sözlerine.

Çünkü “inşallah ihtiyaç sahibi birine çıkmıştır” demiş.

Yahu 220 milyon bu ne ihtiyacı?

Ama hepimizin nedense ortak dileğidir bu; büyük ikramiye çıkacaksa yoksul birine çıksın.

“Yarasın bari” deriz, varlıklı birine çıkmasından pek hoşlanmayız, çünkü neden, kendimizi düşünürüz de ondan.

Hepimiz “ihtiyaç sahibiyiz” ya kıskançlık gibi anlaşılmasın diye “Çıkacaksa bari yoksul birine çıksın, hayatını kurtarsın” deriz.

Züğürt tesellisi bir anlamda.

Siz hiç varlıklı birinin “İkramiye bana çıkmasın çıkacaksa fakire çıksın” dediğini duydunuz mu?

Yazarlar

Söyleyin bakalım yumurta fiyatları neden artıyor
Can Ataklı