Fatih Altaylı, YouTube kanalında yaptığı bir yorumda tarihten örnekler vermeye kalkıştı; Cumhurbaşkanı’nı fiilen tehdit suçundan 4 yıl 2 ay hapse mahkum edildi.
İnternetten bulun; izleyin o videoyu...
Ne demiş Altaylı?
Hakaret mi etmiş?
Küfür mü saydırmış?
Aşağılamış mı?
“Seni de böyle asarlar, keserler” mi demiş?
Hedef mi göstermiş?
Ya da mahkeme kararına gerekçe gösterildiği gibi “fiilen tehdit” suçunu mu işlemiş?
Hiçbiri...
Sadece ufak ufak eleştirmiş...
Sen misin bunu yapan?
Al sana 4 yıl 2 ay!
★★★
Türkiye bir hukuk devletiymiş ya...
Hani bütün yurttaşlar yasalar önünde eşitmiş ya...
Palavra!
Bir gazetecinin Cumhurbaşkanı’na yukarıda saydıklarımın hiçbirini “dememesi” bile suç oluyor...
Ama bir iktidar yandaşının, bir kadın gazeteciye “Şıllık” demesi...
“Yok etmemiz lazım” diye hedef göstermesi...
“En büyük cezayı verelim” diye fetva vermesi suç olmuyor!
Mahkeme bu alçakça hakaretleri ve hedef göstermeleri “düşünce ve ifade özgürlüğü” kapsamında görüyor.
★★★
Bu anlattığım olay gazeteci ve televizyon habercisi Şirin Payzın’ın başına geldi...
Şirin Payzın, sosyal medya üzerinden aldığı bir tehditle ilgili olarak dava açtı.
Ancak davayı gören mahkeme, bu ifadelerin tehdit ve hakaret kapsamında değerlendirilemeyeceğine hükmetti.
★★★
Şirin Payzın’ın açtığı davada “beraat kararı” veren Hakim Bey’e sormak istiyorum:
O sözler sizin kızınıza, kız kardeşinize ya da eşinize söylenseydi...
Yine aynı kararı verir miydiniz?
Neymiş?
Demek ki herkes yasalar karşısında da...
Yargıçlar karşısında da eşit değilmiş!
★★★
Aynı yargıca bir soru daha:
Bu ilginç kararınızdan sonra herkes birbirine “Nasıl olsa suç değil” diye düşünerek, “Şıllık” demeye kalkarsa...
Ne hissedersiniz?
Neden gitmedi?
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün başlayan 39. Olağan Kurultay’a katılmadı.
Özgür Özel’e yenilip başkanlığı kaybetmeyi bir türlü hazmedemedi.
Partisinin neferi olmaya devam edeceğine, bölmeye, zarar vermeye hatta “yargı” yoluyla el koymaya bile soyundu.
Çevresindeki 10-15 “kifayetsiz muhteris”in dolduruşlarına kandı ve partinin yeni yönetimini destekleyeceğine “takoz” olmayı seçti.
Bir zamanlar “Evladım” dediği Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere partisinin Silivri’deki belediye başkanlarına sahip çıkmak bir yana, “Arının da gelin” dedi...
Sonunda daha iki buçuk yıl önce cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda 25 milyon 504 bin 552 oy alan Kemal Bey; bugün itibarıyla “istenmeyen adam”a dönüştü...
★★★
Dün onun Kurultay salonuna neden gelmediğini soran herkes aslında bu sorunun yanıtını çok iyi biliyor:
Gelse yuhalanırdı.
Bir zamanlar kayıtsız şartsız her dediğini yapan, arkasında duran partililerin protestosuna uğrardı.
O da bunu bildiği için evinden çıkmadı...
★★★
Kurultay devam ediyor...
Bu yazdıklarımı gerçekçi bulmuyorsa, buyursun Kurultay’ın yapıldığı salona gitsin...
Hodri meydan!
GÜNÜN SORUSU
Papa 14. Leo dün İznik’e gitti, antik bazilikada 1700 yıl sonra “ekümenik dua” etti. Fener Rum Patrikliği’nin “evrensel”liğini dünyaya ilan etti. Sorum Cumhurbaşkanı Erdoğan’a:
Osmanlı padişahlarının, Atatürk’ün ve hiçbir hükümetin izin vermediği bu “güç gösterisi”ne neden izin verdiniz? Onları ikna edemeyen ama sizi ikna eden şey nedir?
Sevişme savaş!
AKP’li Cumhurbaşkanı dün Emniyet Teşkilatı için 9 bin 200 Yeni Aracın Hizmete Alınması Töreni’nde konuşmuş ve “Kendisini devletin üstünde gören sokak çetelerine, evlatlarımızı bize karşı kullanan örgütlere nefes aldırmayın” demiş...
He, he...
Başında olduğu AKP iktidarı 23 yılda öyle bir ülke yarattı ki; o çetelerin her akşam onlarca kanalda propagandası yapılır hale geldi...
Öyle olunca da bıyığı terleyen delikanlı, kendisine uygun çete aramaya başladı!
RTÜK, yayınlanan dizilerde kadınla erkeğin öpüşmesine cezayı basıyor ama herhangi bir dizinin sadece bir bölümünde yüzlerce kişinin öldürülmesine ses çıkarmıyor...
Yani aşk yasak, sevmek-sevişmek yasak ama şiddet serbest...
İşte; bu yüzden bu iktidar mensupları sokak çeteleriyle de örgütlerle de mücadele edemez...
Onların hedefinde savaşanlar değil, sevişenler var!