Can Ataklı
31 Mayıs 2020

Sıkı mı bundan sonra Erdoğan konuşurken canlı yayınlamamak


ACAİP YAZILAR

Sıkı mı bundan sonra Erdoğan konuşurken canlı yayınlamamak

Cuma akşamının en flaş olayı CHP’li Muharrem İnce’nin katıldığı bir televizyon programını terk etmesiydi.

İnce kendisine soru sorulduğu sırada yayının kesilip AKP genel başkanının Fetih konuşmasına geçilmesine çok şiddetli tepki gösterdi.

İnce “Bu kadar korkmayın, zaten 35 kanal veriyor, madem beni davet ettiniz saygısızlık yapmayacaksınız” dedikten sonra stüdyodan çıktı.

Kanal yöneticileri ise “Muharrem Bey’in canlı yayından haberi vardı, hatta bize (Ama ben bu durumu eleştiririm) dedi. Biz de (Elbette) dedik. Buna rağmen yayını terk etmesi nezaketsizlik oldu” açıklaması yaptı.

Ama bundan sonra öyle bir şey daha oldu ki evlere şenlik.

Aslında tam bir gözdağı, bütün medyaya yönelik açık bir tehditti bu.

Sarayın son zamanlarda hiç durmadan konuşan ve açıklamalar yapan sözcüsü Twitter üzerinden Muharrem İnce’ye saldırdı.

Bu zaten AKP iktidarının günlük rutin işlemlerinden biri.

Sarayın Sözcüsü Muharrem İnce’nin sözlerinin “kabul edilemez” olduğunu ileri sürdükten sonra “Türkiye Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren her bir medya kuruluşu özgürce görüşlerini ve yayın tercihlerini yansıtmakta, yasal çerçeve içerisinde faaliyetlerine bir kısıtlama olmaksızın devam edebilmektedir” dedi.

Görüldüğü gibi Erdoğan’ın her konuşmasını, o anda yayında ne varsa kesip ekrana vermek “özgür medyacılık” demek oluyormuş.

AKP’nin medyaya bakışı böyle.

Eğer AKP’den yana isen, AKP genel başkanını her fırsatta övüyor asla eleştirmiyor ve soru sormuyorsanız dünyanın en özgür, bağımsız, korkusuz gazetecisi oluyorsunuz.

Aksini yapmak ise teröristlik, hainlik, alçaklık, Fetöcülük, darbecilik, postal yalayıcılığı olarak niteleniyor iktidar tarafından.

Bu koşullar altında bundan sonra bir televizyon kanalının Erdoğan konuşmaya başladığı an canlı yayına geçmemesi mümkün olabilir mi?

Sarayın Sözcüsü tüm medyaya işte bunu hatırlatıyor ve Muharrem İnce üzerinden “Her hadiseyi fırsat bilip hasmane bir tutumla Cumhurbaşkanımızın şahsına yönelik bir hakaret, iftira ve karalama furyası başlatmaya çalışan bu zihniyetin iflah olmaz saldırılarının son bulmasını temenni ediyoruz” diyerek parmak sallıyor.

Ne yazık ki ülkemizdeki medyanın yüzde 95’i bu tür aşağılamalara tehdit ve şantajlara “Yarabbim ne büyüksün” diyerek karşılık veriyor.

Ar damarı çatlamış artık ne yapsanız fayda yok.

ÖNERİ

İBB’den 6 Ekim’de de böyle bir kutlama bekliyoruz

Herkes 29 Mayıs İstanbul’un fethinin 567 yılı nedeniyle düzenlenen gösterileri konuşuyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi muhteşem bir gösteri hazırlamış.

Daha önce AKP’li belediyelerin bile yapamadığı bir fedakârlık yapılmış, olağanüstü bir görsel şölen düzenlenmiş.

İstanbul’un fethi çok önemli elbette.

Fatih’in çağ değiştirdiğine inanıyoruz bu fetihle.

Özellikle din satarak siyaset yapanlar İstanbul’un fethini aynı zamanda en büyük cihat olarak görürler ve bu nedenle Osmanlı ailesine de hayrandırlar.

Tabii nedense aynı Osmanlı ailesinin bu fetihten neredeyse 500 yıl sonra İstanbul’u İngiliz hakimiyetine teslim ettiğini pek konuşmaz ve hatırlamak bile istemezler.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra önce 1918’de sonra da 1920’de İngiliz komutasındaki ordular İstanbul’u işgal etmişti.

İşgal üçleri arasında Müslüman ülkelerden getirilen askerler de vardı ve Taksim’de namaz kılmaları için çadır bile kurulmuştu.

İstanbul’u hiç direnmeden ve şart koşmadan yabancı ordulara teslim eden Vahdettin biliyorsunuz daha sonra İngilizlerin gemisine sığınarak kaçmıştı.

Neyse ki bu ihanete karşı direnen Mustafa Kemal ve bir avuç vatansever Kurtuluş Savaşı’nı başlatmış, tüm emperyalist güçleri ülkemizden atarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu.

Büyük zaferden hemen sonra 6 Ekim 1923’te Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul’a girdi ve toplamda 4 yıl 10 ay 23 gün süren işgal sonrası İstanbul yeniden fethedilmiş oldu.

O halde İstanbul Belediyesi’nden 29 mayıs’ta “Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u fethetmesini kutluyoruz” sevincine ortak olarak muazzam bir tören yaptığı gibi aynısını 6 Ekim’lerde de yapmasını beklemek hakkımızdır, değil mi?

UYARI

65 yaş üstü artık çıldırmak üzere ona göre

Umuyorum ki bu hafta sokağa çıkma yasaklarının sonuncusu olacak.

Zaten saraydan gelen bilgiler de biraz bu yönde. Gelecek hafta sokağa çıkma yasağı olmayabilir.

Zaten her alanda açılım sağlandıktan sonra haftanın son iki günü eve kapanmanın da bir anlamı kalmadı pek.

Ancak 65 yaş üstündekilerin durumu hâlâ belirsiz.

Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir kararla iki aydır 65 yaş üstü olanlar sokağa çıkamıyor.

İlk başlarda bu çok tepki toplamamıştı.

Ancak günler geçtikçe ve özellikle konu bir anlamda yaşlı düşmanlığına dönüştükçe 65 yaş üstündekilerin öfkesi de artıyor.

Sosyal medyadaki tüm mesaj kutularımda sayısız tepki var.

Birbirinden çok farklı ama hepsi de çok mantıklı yüzlerce şikayeti okumaya zamanım bile olmuyor.

Hepsini tek tek sıralamam mümkün değil.

Ancak iktidarı şöyle uyarmak isterim; “65 yaş üstündekiler çıldırma noktasında. Haberiniz olsun, sonu fena olabilir, artık bu saçma karardan vazgeçin.”

FIKRA GİBİ

ALAKAYA GEL:

Size iki ekran görüntüsü sunmak istiyorum. Üzerine bir yorum yapmaya gerek var mı? Herhalde yok. Fıkra gibi diyorum demesine de yapan Türkiye Cumhuriyeti devletinin en tepesini temsil eden bir kamu kurumu olunca canım da çok sıkılıyor ama ne yaparsınız çare yok artık.

ÇOK GÜLDÜM

Bu hafta üç fıkramız var

Muhtemelen son “sokağa çıkma yasaklı” pazar gününü evde geçiriyoruz. Yıldırım Tuna bu pazar için üç fıkra göndermiş biri korona ilintili. Okuyalım;

Kocanızdan asla duyamayacağınız sözler…

– Yahu her akşam rakı bira ve şaraptan bıktım hayatım… Yemekte limonata, şeftali suyu falan yok mu?..

– İ-na-na-mı-yo-rum.. Annen de bizde kalmaya geliyor ha?.. Ya-şa-sınnn..! Sürekli bizimle kalacak deme.. Sürekli bizimle kalacak deme.. Vallahi sevinçten kalbimi durdurursun… Yapma..!

– Yan apartmana taşınan genç kız var ya, yatak odasının perdesini daima açık bırakıyor.. üzerinde de pek bir şey yok.. Görürsen onu kırmadan uyarır mısın aşkım?..

– Yahu ne kadar açık bir film bu?.. Uyarmıyorlar mı?.. Rezalet..

– Hayatım şu Playboy dergilerini atsana.. Hem yer kaplıyorlar, hem de gereksiz ve saçma yani.. Atarken kapıcı da görmesin hoş değil..

– Yandaki komşumuzun evlendiği kızı yaşındaki yeni eşini gördün mü?.. Hiç yakışıyorlar mı birbirlerine?… O yaşta bir kızla olgun bir erkek nasıl anlaşabilir ki?.. İleride takacak boynuzları oturacak… Olacak şey mi?.. Güldürecekler kendilerine…

EVLİ ERKEK TERCİHİ

Şehirdeki fabrikaya işçi olarak yıllardır sadece ‘Evli Erkek’ alınınca feminist dernekler “Böyle ayrımcılık olur mu?” diye ayağa kalkıp fabrikayı basmışlar.

“Bir dakikada size durumu izah edeyim” demiş fabrika müdürü, “Özellikle sırf evli erkek istihdam ediyoruz çünkü” diyerek tercih faktörlerini sıralamış;

– Bu tip erkekler verilen emirleri tartışmadan yerine getirirler,

– İtilip kakılmaya, aşağılanmaya alışkındırlar,

– Ne söylerseniz söyleyin cevap vermeden susarlar,

– Ben bağırdıkça asla surat asmazlar, hiçbir şey olmamış gibi güne devam ederler..!”

HADİ, BİR AN ÖNCE TATİLE

Dün gece yarısı su içmeye kalktım,  arka bahçemde zifiri karanlıkta siyahlar giymiş, kar maskeli el fenerli birini gördüm, “Ne yapıyorsun orada kardeş?” diye seslendim,

“Şehirlerarası yolculuk kısıtlaması kalktı, siz yazlığa gitmediniz mi?” diye sordu,

“Hayır” dedim, “Yarın akşam gidiyoruz.”

Adam çitin üzerinden atlayıp hızla uzaklaşırken “Tamam” dedi “İyi tatiller, tadını çıkartın.”

Ben de “Merak etme” dedim gülümseyerek.. Yahu bu dünyada hâlâne kadar nazik ve iyi insanlar var…

Yazarlar

Sıkı mı bundan sonra Erdoğan konuşurken canlı yayınlamamak
Can Ataklı