Utkan Aydın
9 Ekim 2020

Sene sanki 1995 değil mi hocam?


Harcanan 14 milyon Euro. 8 milyon Euro’luk kâr. Kadroya katılan 18 futbolcu ve yeni bir teknik adam. Fenerbahçe’nin özeti bu… Üç sezondur sürekli sil baştan kadro yapan bir takım var ortada; sürekli başarısız olan… Son şampiyonluk 2014’te. Geçen sürede -ayıp değil ama- basketbolla, voleybolla sevinme­ye alışan bir taraftar…

Erol Bulut-Emre Belözoğlu-Ali Koç üçgeninden başarı çıkacak mı bilin­mez ama bu transfer döneminin bize gösterdiklerinden biri de kimsenin sabır kelimesiyle arkadaş olmadığı. Bulut’tan acil başarı bekleniyor. ‘İşte sana kadro, ya yap ya yap’ deni­yor. TV’de, gazetelerde herkes Erol Bulut’un ne kadar şanslı olduğunu anlatıyor. Gerçekten öyle mi?

Birbirini kısa süre öncesine kadar tanımayan, tanısa bile sahada yan yana oynamamış, oynasa dahi yeni bir sistemin içine bir anda gelmiş oyuncular grubu. Gerçekten bu kadar kolay mı takım ahengi kur­mak? Her sene sil baştan kadrolar, yeni oyuncular. Bence işi en zor olan kişi Erol Bulut. Kaybetse, “Bu kadro başka kimde var”, kazansa, “Şampiyon olmadan sevinmeye hakkı yok…” denecek. Aslında Bulut, futbolculuğundan gayet iyi biliyor bu ortamı. 1995’te Almanya’dan gelen kimsenin tanımadığı Erol isimli genç bir gurbetçi, Uche’ye ikiz kardeşi gibi uyacak Högh diye bir Norveçli, Süper Lig’in yeni yıldız adayı Tarık Daşgün’ü, daha önceki büyük takım macerasında başarısız olan Elvir Bo­liç’i ve dönemin İngiliz ‘star’ı Atkin­son’la güçlenen Fenerbahçe’yi… En iyi o biliyor. Yapacak biri varsa bu da Erol Hoca’dır. Yolu açık olsun.

Yazarlar

Sene sanki 1995 değil mi hocam?
Utkan Aydın