Can Ataklı
7 Mayıs 2020

RTÜK; ‘dini’ ceza olarak kullanıyor


KAFAMI BOZAN ŞEYLER

RTÜK; ‘dini’ ceza olarak kullanıyor

Önceki gün “RTÜK’ün artık tadını kaçırdığını” yazmıştım sizlere.

Önce anlamsız bir türban saldırısı sonucu 5 gün program kapama ve çok ağır para cezası vermişlerdi.

Yürütmeyi durdurma kararı alınmasına rağmen, “Bize tebligat gelmedi” bahanesi ile üç gün boyunca ekrana çıkmamı engellemişlerdi.

Sonra yine akıllara ziyan bir gerekçe ile üç kapama ve ağır para cezası verdiler.

Diyanet İşleri Başkanı’nın “hükmen şehitlik” demesini eleştirmemi, dine hakaret olarak algılamış RTÜK Başkanı ve basmış cezayı.

Yine yürütmeyi durdurma kararı alındı.

Hem de üç hakimin oy birliği ile.

Ve RTÜK yine eski numarasını yaptı.

“Bize tebligat gelmedi” dedi.

Aslında, hukuken ekrana çıkmamın hiçbir sakıncası yoktu.

Ancak içerden kulağımıza fısıldanana göre, “RTÜK Başkanı, böyle bir fırsat kolluyormuş. Kılıfına uydurup RTÜK kararı uygulanmadığı gerekçesiyle kanalın frekansını iptal edecekmiş.”

Tabii önlem olarak ekrana çıkmadım.

Çıkmadığım sürede, RTÜK’ün gönderdiği “belgeseller” yayınlandı Tele1 ekranlarından.

Belgeseller, Diyanet tarafından hazırlanmış.

Birincisi Hazreti Mevlana.

İkincisi Aziz Mahmud Hüdai.

Üçüncüsü Akşemsettin.

Ancak belgeseller, kişilerin hayat hikayelerinden ziyade, İslam dinini anlatan, İslam’ı yücelten bir anlayışla hazırlanmış.

Üstelik son derece ağdalı bir dil de kullanılmış.

Aslına bakarsanız, tarihimizde de hayli önemli olan bu üç kişinin hayatını izlemek, bununla birlikte İslam dininin bazı hasletlerine de ulaşmak pek çok kişi için yararlı olabilir.

Ama burada benim kafamı bozan, RTÜK’ün dini, bir ceza gibi kullanması.

RTÜK, kuruluş yıllarında, tümden kapama cezası verebiliyordu.

Yani bir program nedeniyle, kanalın tamamı kapatılıyordu verilen ceza süresince.

Sonra bunun haksızlık olduğuna karar verildi.

Bu kez hangi program nedeniyle ceza verilmişse, o program yayınlanmıyor ve ekran karartılıyordu.

Sonra bu da değiştirildi.

Ekranı siyah hale getirmek yerine, RTÜK tarafından gönderilen belgesellerin yayınlanması esas oldu.

O zaman da eleştirdik, dedik ki; “Belgeseller çok önemli yayınlardır, RTÜK’ün bunu bir ceza gibi uygulaması yanlıştır.”

Bugünkü iktidarın RTÜK’ü ise, ceza belgesellerini hep dini içerikli yayınlardan oluşturuyor.

Diyanet’in, bana göre amatörce ve propaganda amaçlı hazırladığı dini içerikli bu belgeseller yayınlanıyor karartılan programların yayın saatinde.

Sorarsanız lafa gelince hepsi dini bütün Müslümanlardır.

Ama sıra işe gelince, beğenmedikleri kanallara Müslümanlığı adeta ceza gibi dayatmaktan da çekinmezler.

Yaptıklarının aslında dine zarar verdiğinin farkına bile varmazlar.

Hatta muhtemelen “Nasıl da bu laik kafaların kanalında dini belgesel yayınlatıyoruz” diyerek de kahkahalar atıyorlardır.

Yapsınlar.

Ama inanıyorum ki, kısa bir süre sonra bizzat AKP Genel Başkanı, buradakileri yaralayalım derken, aslında kendisine zarar verdiğini görecektir.

NOT: RTÜK yayına çıkartmayınca YouTube kanalımdan yayın yaptım ben de dün. İsteyenler bu programı YouTube kanalımdan izleyebilir. Denizler’i de andım bu programda.

BUNU YAZMAK GEREK

“Gereksiz polemiğe girmeyin” demek, “Hiç konuşmayın” demektir

İktidarın hedefinde hep CHP var.

Güncel gelişmeler ne olursa olsun başta AKP Genel Başkanı tarafından olmak üzere, sürekli CHP’ye yönelik bir saldırı var.

İşte son saldırı “darbe” üzerinden yapıldı.

CHP İstanbul İl Başkanı ile parti grup başkanvekilinin konuşmalarından cımbızla çekilen cümleler üzerinden, “Bu CHP darbe istiyor” vaveylası kopardılar.

Bunun üzerine CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, kurmaylarıyla yaptığı videolu toplantıda, “Bu dönemde, Türkiye’nin gündeminin dışına çıkmamalıyız. İktidar bu süreçte suni gündem yaratacak, darbe diyecekler, İnönü diyecekler. Kendi beceriksizliklerini örtmek için tartışmalar yaratmak isteyecekler. Bizim bunlara malzeme vermememiz gerekiyor” demiş.

Kılıçdaroğlu, partilileri; “Gereksiz yere polemiğe girmeyelim. Eleştirilerinizi somut örneklere dayandırın. Ekonomide rakamları kullanın. İnsanların umuda ihtiyacı var, olumsuz cümleler kurmayalım. Vatandaşlarımızın umuda ihtiyacı var. Onlara umut olmalıyız” diye uyarmış.

İlk anda iyi gibi geliyor ama ben katılmıyorum.

Çünkü Kılıçdaroğlu, bu uyarısıyla aslında partililere konuşmamalarını söylüyor.

CHP’lilerin söylediği ve iktidarın diline doladığı sözlerde polemiğe açık, halkı rahatsız edici, duyguları rencide edici hiçbir şey yok ki.

İktidar trolleri, iki cümlelik bir konuşma olsa bile içinden cımbızla bir şeyler çekip “İşteeee” diye bağırmakta çok mahir oldular.

CHP’liler konuşsalar da konuşmasalar da iktidarın bu saldırılarından kurtulmaları mümkün değil.

Çünkü bu iktidarın tüm gıdası, gerginlik yaratmak.

CHP’nin “efendi” olmak, “hep alttan almak” veya “polemiğe yol açmamak” gibi kaygıları artık olmamalı.

Doğru bildikleri her şeyi hiç korkup çekinmeden söylemeleri ve bunu eyleme dökmeleri gerek.

CHP’ye kim “Aman ağırdan alın” diyorsa bana göre iyilik yapmıyordur.

Bİ SORALIM BAKALIM

Dünyanın üç katına nasıl çıkabildik?

Moral bozmak için yazmıyorum ama sanki erken bahar yaşıyormuşuz gibi geliyor.

Korona musibetini atlatmayı ve normal hayatımıza dönmeyi elbette hepimiz çok istiyoruz.

Bu nedenle Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaları ben de büyük dikkatle izliyorum, umutlanmak istiyorum.

Elbette sorular soruyorum, ben de kuşku ve kaygılarımı dile getiriyorum.

Buna karşı AKP Genel Başkanı, her soru veya eleştiriyi hainlik olarak niteliyor. Bir de üstüne “Bunlar” diyor, “Ölü sayısını fazla göstermek istiyorlar. Bu yolla bizi düşüreceklerini zannediyorlar.”

Ölü sayısının artmasını isteyecek kadar sapıklaşan kim var bilmiyorum ama rakamların gerçekçi olmadığını görmek ve söylemek neden hainlik olsun, anlamak mümkün değil.

Küçük bir örnek vermek istiyorum.

5 Mayıs’ı baz alıyorum.

Korona günlük vaka sayısı 1832, iyileşen vaka sayısı 5.119. Yani iyileşenler, vaka sayısının neredeyse 3 katı kadar.

Aynı gün dünyanın toplam rakamlarına bakalım bir de;

5 Mayıs günlük dünya ortalama vaka sayısı 79.582,  günlük ortalama iyileşen sayısı ise 40.892.

Buna göre iyileşenler vaka sayısının ancak yarısı kadar.

Geçmiş günlere baktığımızda da bu oran şimdilik aşağı yukarı böyle.

Peki dünyada iyileşenlerin sayısı hâlâ vaka sayısının yarısı kadarken, bizde ne oldu da iyileşenler yeni vakaların üç katı çıkıyor?

Durum bizde inşallah böyledir ama sorunca hain olmuyoruz, bu da bilinmeli.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

AKP Genel Başkanı yardımı nasıl değerlendireceğine hâlâ karar vermedi mi?

Bazı CHP’li belediyeler, korona nedeniyle zora girenlere yardım kampanyası açınca iktidar çok telaşlanmıştı hatırlarsanız.

Erdoğan’ın talimatıyla, CHP’li belediyelerin yardım toplaması durdurulmuş, banka hesapları bloke edilmiş ve paraların kullanılmasına da bağış sahiplerine geri verilmesine de izin verilmemişti.

CHP’nin kampanyasını durduran Erdoğan, “Biz Bize Yeteriz” başlıklı kendi kampanyasını başlatmıştı.

Kampanyaya, önce devlet kuruluşları büyük bağışlarla katılmıştı.

Sonra, devlet memurlarına aba altından sopa gösterilmiş ve neredeyse bütün devlet memurları, cep telefonları üzerinden 10’ar lira bağışlamak durumunda kalmıştı.

Şu ana kadar kampanyada bir buçuk milyarı biraz geçen para toplanmış.

Bu paranın ne olacağı, nerede ve nasıl kullanılacağı belli değil.

Geçenlerde bakanlardan biri, “Sayın Cumhurbaşkanımız karar verecek” demişti.

Şu ana kadar bir karar yok.

Para toplanması da neredeyse durmuş.

Yani, “Biz Bize Yeteriz” dediler ama kim kime yetecek bu kadar parayla bilemiyorum artık.

Bu arada saray sözcüsünün bir açıklamasını okudum.

Diyor ki ; “CİMER’e gelen mesajlarda, okulunun bahçesindeki zeytin ağaçlarından elde edilen geliri, emekli bayram ikramiyesini, ek ders ücretini, gazilik maaşını bağışlamak isteyen vatandaşlarımızın mesajları bizleri ziyadesiyle mutlu etti, bir o kadar da duygulandırdı. Yapılan hizmetlere çamur atmak, mücadelede aktif görev alan kurum ve kuruluşlarımızı karalamak isteyenlere de sağduyulu vatandaşlarımız itibar etmiyor.”

Bu aslında kötü bir şey.

Ancak geçinebildiği emeklilik, gazilik maaşı veya bayram ikramiyesini bağışlamaya kalkmak sağlıklı bir hareket değil ki. Bu olsa olsa bu iktidarı destekleme gösterilerinden biridir.

Savaş durumunda, askerin ihtiyacı için insanlar tüm varlıklarını feda edebilirler.

Ama şimdi korona nedeniyle zora giren insanlara yardım söz konusu.

Ve bu yardım, bir başkasının tek geçim kaynağını bağışlaması ile olmaz.

Aslında yürek burkması gereken bu durumu, saray sözcüsünün deyişiyle, “Milletimizin mayasındaki iyilik ve dayanışmanın en güzel örneklerini, her zaman olduğu gibi, bu zor günlerde de görmek gururu verici” olamaz.

ÇOK GÜLDÜM

Şimdi sıra, dış medyaya ayar vermeye geldi

İktidar, Türkiye’deki medyanın neredeyse yüzde 95’ini kontrol ediyor.

Bu medyada, iktidarın hoşuna gitmeyecek tek kelime bile edilmiyor.

Bu bile yetmiyor AKP’ye, kalan yüzde 5’e tehdit üzerine tehdit geliyor.

Daha iki gün önce AKP Genel Başkanı, “Yeni dönemde (ne demekse artık) bu böyle gitmeyecek, hesabını verecekler” dedi.

Neden?

Çünkü yüzde 5’lik medya, gazetecilik yapıyor, soru soruyor, gerektiğinde eleştiriyor.

Tabii bu yüzde 5’e öfkelenmekte pek de haksız değiller çünkü iktidarın yüzde 95’lik medyası, kalan o yüzde 5’in etkisinin yarısına bile ulaşamıyor.

İktidar, şimdi yerli medya ile yetinmemiş, dış medyaya da ayar vermeye soyunmuş.

Sarayın sözcüsü Fahrettin Altun, yabancı ülke medyasına çok öfkelenmiş.

Çünkü yabancı medya, Türkiye’nin korona ile mücadelede, Erdoğan’ın dirayeti sayesinde çok başarılı olduğunu söylemiyormuş.

Altun, “Cumhurbaşkanımız, telefon diplomasisiyle salgına karşı mücadelede, küresel girişimlere öncülük ederek, bu sürecin uluslararası dayanışmayla başarıya ulaşacağını vurgularken; yabancı basında, Türkiye’nin salgına karşı başarısının görülmemesi ya da art niyetli haber ve görsellere yer verilmesi, Türkiye düşmanlığının dışavurumundan başka bir şey değildir” demiş.

Çok ayıp ama yabancı medya.

Niye böyle yapıyorsunuz?

Yazarlar

RTÜK; ‘dini’ ceza olarak kullanıyor
Can Ataklı