Can Ataklı
23 Eylül 2021

Rıdvan Dilmen olayı iyice sıktı artık


KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Rıdvan Dilmen olayı iyice sıktı artık

Diyeceksiniz ki “Hem kendin yazıyorsun hem de sıktı artık diyorsun, bir karar ver.”

Sorun Rıdvan’ın aldığı para değil bana göre.

Bu konuda ısrarla doğru olmayan şeyler söylemeleri, hepimize salak muamelesi yapmaya kalkmaları.

Rıdvan Türkiye’nin futboldaki en iyi yorumcusu bana göre, bu tartışma götürmez.

Bir özel kanalda yönetim kendisine istediği maaşı verir, kimse karışamaz, çünkü patron kendi kazancına bakar, kazancı çok yüksekse bunu sağlayan kişiye de çok yüksek ödeme yapabilir.

Ancak TRT bir kamu kuruluşu.

Kuralları var.

Tabii AKP zihniyeti nasıl her devlet kurumunu paramparça ettiyse TRT’ye de aynı şeyi yaptı.

Bugün TRT akıl almaz gelirine karşı akıl almaz uygulamaları ile de dikkat çekiyor.

TRT kurulduğundan beri kendi işini kendi yapar.

Programları kendi ekipleri hazırlar, sunucular, ekran gerisi çalışanları TRT’nin kadrolu maaşlı elemanlarıdır.

AKP iktidarında ise bu değişti.

TRT’nin başına konan kişiler, kendi yandaşlarına TRT kurallarına göre para ödeyemeyince hemen her şeyi dış yapım haline getirdiler.

Böylelikle programlara astronomik paralar ödenmeye başladı ama karşılığında tek fatura alındığı için her şey kuralına göre yapılmış olarak görüldü.

Bu sayede ne kadar AKP yandaşı yazar, çizer, oyuncu, programcı ve ünlü kişi varsa TRT’den bu yolla milyonlarca “Dolar” kazandılar.

Dönelim tekrar Rıdvan Dilmen olayına.

Rıdvan’ın “Yüzde Yüz Futbol” programı için TRT’den bir yılda 8.5 milyon lira aldığı ileri sürüldü.

Bu haber çeşitli medya organlarında yayınlandı.

Kimsenin sesi çıkmadı.

Ne zaman Halkın Kurtuluş Partisi “kamu kurumunun paraları peşkeş çekiliyor” diyerek suç duyurusunda bulundu, TRT “Bunlar iftiradır” açıklaması yaptı.

Ancak TRT Rıdvan Dilmen’e ne ödendiğini belirtmedi.

TRT’nin açıklamasından Rıdvan’a verilen paranın bu kadar çok olmadığı anlamı çıkıyordu.

Hemen ardından Rıdvan Dilmen bir açıklama yaptı ve TRT’den hiç para almadığını kendisine ayda 60 bin lira teklif edildiğini ama bunu kabul etmediğini ve yazılı olarak da bildirdiği söyledi.

Bu açıklama ile TRT birden açmaza düşmüş oldu.

Mecburen açıklama yaptılar ama işte “sıktı artık” dediğim bölüm burada.

TRT “Yalan kampanyasına karşı” dediği açıklamasında, “Sayın Rıdvan Dilmen’e aylık 60 bin TL teklif edilmiştir. Ancak kendisi bu teklife karşılık TRT bünyesinde ücretsiz çalışma isteğini dile getirmiştir. Bu çerçevede, Sayın Rıdvan Dilmen’e bugüne kadar hiçbir ücret ödenmemiştir” ifadesini kullandı.

Peki bu neden daha önce açıklanmamış?

TRT buna da kılıf bulmuş; “Sayın Dilmen’e teklif edilen ücretin bugüne kadar açıklanmamasının nedeni, bir yandan Kurum bünyesinde çalışanların kişisel bilgilerini diğer yandan TRT’nin piyasadaki rekabetçi niteliğini korumak arzusudur. TRT’nin marka değeri yüksek bir spor yorumcusuna yaptığı teklifin bilinmesi rekabet gücünü zedeleyen bir faktördür.”

Gel de gülme.

Buradaki bilginin gerçek olmadığı nasıl da sırıtıyor değil mi?

TRT’nin yapması gereken sorulara gerçek cevaplar vermesidir.

“TRT’de maaş skalası ve maaş belirleme kriteri nedir, her alanda kaç program dış yapım kaçı kurum içi yapımdır, dış yapımlara ödenen para ne kadardır, Rıdvan Dilmen’in çıktığı program iç yapım mıdır, dış yapım mıdır?” gibi sorulara cevap vermek zorundadır.

TRT bu sorulara cevap vermek yerine AKP zihniyetinin 20 yıllık alışkanlığı mağduriyet edebiyatına sığınıyor.

ÖNEMLİ NOT: Yüzde Yüz Futbol dış yapımsa Rıdvan Dilmen’in “TRT’den maaş almıyorum” sözleri doğrudur, yemin etse başı ağrımaz. Ayrıca 60 bin liralık maaş teklifi de doğru olabilir. Rıdvan bunu kabul etmek yerine programın dış yapım olmasını istemiş olabilir. Sonuçta söylediği cümleler yine doğru olmuş olur.

BUNU YAZMAK GEREK

Turkey Tribunal olayını o kadar da hafife almayın

Özellikle sosyal medyayı izleyenlerin daha çok dikkatini çekmiştir, Belçika’da “Turkey Tribunal” adı altında bir “sözde mahkeme” kuruldu.

Bu mahkemenin hiçbir hukuki yaptırım gücü yok.

Şu ana kadar Türkiye dışındaki bir ülkeye yönelik bu tür bir yargılama yapmaya da kalkmadılar.

Ağırlıklı olarak “cemaatçi organizasyonu” olduğu ilk bakışta anlaşılıyor.

İşin özü şu; Adı mahkeme olan bu yerde Türkiye’nin hukuk dışı uygulamaları didikleniyor.

Sanki bir mahkeme heyeti kurulmuş, bunlar da Türkiye’den gelen mağdurları dinliyorlar.

Burada kişiler başlarından geçen haksız yargılamaları, ülkeden kaçmalarına neden olan baskıları, yaşadıkları işkenceleri anlatıyorlar.

Sonuçta elbette hiçbir hukuki sonucu olmayacak bu mahkemenin.

Ayrıca olsa bile saray iktidarı için bir şey fark etmez.

Altında kurucu imzamız olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını bile uygulamayan iktidarımız var.

Turkey Tribunal ile ilgili yorumlara bakıyorum da iktidarı da muhalefeti de “bu düzmece mahkeme” edebiyatı yapıyor sadece.

Bence o kadar hafife almasın kimse.

Orada kişiler çok vahim şeyler anlatıyorlar.

Bunların hepsi uluslararası arenada kayda geçiriliyor.

Sonuçta bir süre sonra kimse “Bunu cemaat yaptı, Türkiye düşmanlarının işi” diye bakmaz, orada kayda geçirilmiş konuları ciddiye alır.

O konular da Türkiye’nin başını çok ağrıtacaktır, bilmiş olalım.

Bİ SORALIM BAKALIM

Kimmiş bu “canlı yayın” yapan dünya basını?

Saray medyasının “Amerika destanı” yayınları artık bugün biter. Çünkü AKP genel başkanı ve maiyeti New York’tan döndü.

Erdoğan en son iki yıl önce yine Birleşmiş Milletler toplantısı için New York’a gitmişti.

O zaman da yine bugünkü gibi “destan” yazıları çıkmıştı.

Ancak galiba bu kez fazla abarttılar.

New Yok ya da dünyanın herhangi bir kenti için sıradan olan bir binanın açılışı bile “500 yıllık dış politikamızın en önemli olayı” diye lanse edildi.

Tabii abartma bir başlarsa sonunun almak da zor olur.

Dünkü saray gazetelerine baktım da övmek için ne yapacaklarını
şaşırmışlardı.

“Dünya lider görsün” diye kapak bile açtılar daha ne olsun.

“Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’deki konuşması dünya basınında çok geniş yer aldı ve pek çok ülke canlı yayın yaptı” diye başlık atmıştı bir tanesi.

Ama haberde bırakın “pek çok” ülkeyi bir tanesinin bile adı yoktu.

Hele iklim anlaşmasına nihayet imza atılacak olmasını da “tarihi olay” gibi sunmaları da çok güldürdü beni.

Bu anlaşmayı imzalamayan sadece 7 ülke var, bunlardan biri biziz, imzalamayan ülkeler içinde gelişmiş olan bir tane bile yok ve hepsi Müslüman.

Bu arada Erdoğan’ın yazdığı söylenen “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” isimli kitabın reklamı New York’un dev ışıklı panolarını süsledi. Aynı ayda üzeri kitabın kapağı ile giydirilmiş araçlar da caddelerde gezdi.

Tabii bazı “münafıklar” reklam parasının nereden ödendiğini sordular.

Güleyim bari.

KOMİK

Saray medyası “darbe” lafı duyduğunda balıklama atlıyor hemen

Afrika’nın en geri ülkelerinden biri olan Sudan’da askeri darbe girişimi yaşandı önceki gün.

Ancak yönetim darbeyi bastırmayı başardı.

Darbe girişimine aslında çok az sayıda askerin katıldığı ve hepsinin etkisiz hale getirildiği açıklandı.

Bu darbe girişimi haberi bizim saray medyasında çok geniş yer aldı.

Nedeni basit; saray medyası “darbe” lafı duyduğu an hemen önüne arkasına bakmadan balıklama atlıyor ve güya demokrasi havarisi kesiliyor.

Nitekim Sudan olayında da aynısı oldu, saray medyası darbenin bastırılmasını “Sudan halkı 15 Temmuz’u örnek aldı” başlıklarıyla verdi.

Ama işin komik tarafı şu.

El Beşir ülkesini 1989’dan 2019’a kadar “kan ve dehşet” ile yönetti.

Ama buna rağmen Sudan halkı sonunda El Beşir’i hırsızlık ve yolsuzluk yapmaktan yargıladı ve hapse attı.

Teröristleri desteklediği ve bunlarla birlikte ülkesinde ve komşularında katliam yaptığı için Birlemiş Milletler tarafından savaş ve insanlık suçlusu da ilan edilen El Beşir’in dünyadaki tek dostu AKP genel başkanıydı.

Savaş suçlusu olduğu için Birlemiş Millet toplantılarına bile katılamayan El Beşir’in gidebildiği tek ülke de Türkiye idi.

Erdoğan, El Beşir’e bir şey olmasın diye uçağını tahsis ettiği gibi Türk Hava Kuvvetleri’nin jetlerine de eskortluk görevi verirdi.

İşte bu adamın ülkesinde darbe girişimi oldu ve bizim saray medyası “Halk izin vermedi, Erdoğan’ı, 15 Temmuz’u örnek aldılar” diye hukuk ve demokrasi havariliği yapıyor.

Tabii bilmedikleri ya da bilip de bilmezden geldikleri şu; darbeye kalkışanlar, eli kanlı diktatör Ömer El Beşir’in adamları.

El Beşir’in adamları bundan önce de 4 kez darbe ile yönetimi devirmeye kalkmışlardı.

Saray medyasının hali işte böyle.

OKURDAN MESAJ

Erdoğan’ın “45 liracık burs alıyordunuz” sözü belli ki daha çok su kaldıracak

Üniversite öğrencilerinin en büyük sorunu yurt bulamamaları.

AKP iktidarı her işte olduğu gibi yurt işinde de sadece “kendi taraftarları için” ve “bizden nesil yetiştirmek” amacı güttüğü için yüzbinlerce öğrenciye sırt çevirmiş durumda.

Üstelik bu durumun eleştirilmesi AKP genel başkanını hayli kızdırıyor.

Öğrencileri “nankörlükle suçladı” biliyorsunuz, “Biz iktidara geldiğimizde aldığınız burs 45 liracıktı, şimdi buldunuz bunuyorsunuz” demedi mi?

Oysa o “45 liracıkla” o gün çeyrek altın alınabiliyordu üste para kalıyordu, şimdi alınamıyor.

Millet de ne yapsın işin gırgırında artık.

Okurlarımdan Abdullah Cenkçiler bakın ne yapmış bu konuda…

Kredi ve yurtlar kurumunun 4440472 numaralı çağrı merkezini saat aramış.

“Ben Abdullah Cenkçiler” demiş “1964-65 ders yılında üniversite öğrencisiyken kurumunuzdan kredi almıştım. Bu kredi aylık ne kadardı, öğrenebilir miyim?”

Buradaki görevli Cenkçiler’den kişisel bilgilerini almış sonra da “lütfen bekleyin” demiş.

Bir süre sonra görevli tekrar hatta girip “kayıtlara bakıyoruz beklediğiniz için teşekkür ederiz” demiş.

Aynı durum birkaç kez daha tekrarlanmış.

20 dakika sonra görevli yine hatta girmiş ve “efendim vereceğim adrese posta veya kargo vasıtasıyla dilekçe gönderirseniz talebiniz yerine getirilecek” demiş.

Abdullah Cenkçiler “Tabii ki bu bilgiyi Googla’a girip alabilirdim, ama böylelikle bu kurumun ne kadar gayrı ciddi olduğunu görmüş oldum” diyor.

Yazarlar

Rıdvan Dilmen olayı iyice sıktı artık
Can Ataklı