Ümit Zileli
5 Aralık 2020

O çocuk devleti de zabıtayı da bi güzel tanıdı!..


Adı yok, hiç önemli de değil…

Yaşadıkları, ömrü boyunca aklının bir yerinde çakılı kalacak o görüntüler önemli! O, bu ülkede yaşayan, yaşama tutunmaya çalışan milyonlarca bahtsız çocuktan biri… Türkiye’de bahtsızlık bile katman katmandır; bazılarının çok, bazılarının daha çok parası olduğu gibi, bahtsızın da bahtsızı vardır, yoksulun da yoksulu, dibin de dibi olduğu gibi!

Bu ülkede çocuklar tacize, cinsel istismara uğrar, hayvanın birinin açtığı ateş sonucu “kazayla” ölür, daha parmak kadarken ustanın yanına çırak verilir, olmadı boyundan büyük tekerlekli çuvalla kağıt toplar, binlerce, on binlerce, yüz binlerce çocuk, çocukluğunu yaşamadan heba olur gider… Onlar ölür, onlar gözümüzün önünde itin, uğursuzun elinde ya hırsız, ya uyuşturucu müptelası ya da biraz büyümeyi becermişse külhanbeyi, kabadayı, tetikçi ya da mafya elemanlığına yükselir; ama hiçbirimiz onları görmeyiz, görmeyi de istemeyiz, karanlıkta kaldıkları sürece dert değildir!..

9 yaşındaki kahramanımız salgın hastalık sürecine kadar orta karar bir ailenin ferdiydi. Yukarıda anlatılan zavallılarla uzaktan yakından ilgisi de yoktu. Babası kıraathane işletiyordu, o da okuluna giden, arkadaşlarıyla oynayan sıradan bir çocuktu…

Sonra, bir gün babası salgın hastalık nedeniyle iş yerini kapatmak zorunda kaldı…

Zor günler de başlamış oldu!

Bir çocuğun haykırışı!

Devleti de, zabıtayı da tanıma vakti yaklaşmıştı…

Milyonlarca benzeri gibi iş bulamayan baba, bir tezgah edinip seyyar satıcılığa başladı. Esenler’de balık satıyor, küçük çocuk da ona yardım ediyordu. Ta ki, bir akşam saati zabıta marifetiyle tezgahlarına el konulana, balıklar yerlere saçılana, ekmek tekneleri zabıta arabasına yüklenene dek!

Çocuk bu hoyratlığa bir anlam verememiş, tezgahlarının alınıp götürülmesi ise içini acıtmıştı; zabıta arabasının peşinden “Bırakın, bırakın” diye haykırarak koştu. Etraftaki yurttaşlar da bu görüntüyü kaydetti… Araba durdu, büyük olasılıkla şef ya da kıdemli olan zabıta indi ve o parmak kadar çocuğu da arabaya bindirdi…

Sonrasını o küçük çocuk, çekilen görüntülerin ellerine ulaşması sonucu aileyi bulan Halk TV muhabiri Dilan Alp’e şöyle anlattı:

Zabıta amca, boğazımı sıkıp ‘devleti de zabıtayı da tanıyacaksın’ dedi!

Öyle de olmuştu zaten! Halk TV’de mikrofona konuşan o küçük çocuğun yüzü maske nedeniyle tam görünmüyordu ama gözleri her şeyi anlatıyordu; o gözlerde korku yoktu ancak derin bir hayal kırıklığı okunuyordu!

Neden o güzelim balıklar yere dökülmüş, tezgahlarına el konulmuştu tam olarak anlayamıyordu belki ama, devleti de, zabıtayı da anlama yolunda ilk dersini almıştı! Babanın elinden ise “Zor durumdayız. Ne yapalım aç mı kalalım” demekten başka bir şey gelmiyordu…

Güzelim ülkemde “sıradan” bir vaka da işte bu şekilde geldi, geçti!

Yumurtalardan ne istedin be birader?!

O vaka geldi geçti ama bir başkası sırasını bekliyordu!

Yer bu kez Esenyurt… Önceki gün öğle saatleri… Zabıta ekipleri, Cumhuriyet Mahallesi metrobüs durağının üst geçidinde seyyar yumurta satan kadınları ele geçirdi!

Zabıtalar yumurtalara el koymak istedi, kadınlar vermek istemedi. Tartışma gittikçe alevlendi ve görevlilerden biri, kadınlardan birinin elindeki yumurtaları alarak yere çarptı!

Bütün yumurtalar dökülüp kırılmıştı!

Bitmedi; hırsını alamayan zabıta sepeti de yere vurdu, ardından kadına vuracaktı neyse ki vurmadı. Bunun yerine “Bir daha gelmeyin buralara” diye bağırarak diğer ürünlere saldırdı. İki kadın yalvardılar. Yumurtalara el konuldu. Ve bir “sıradan” vaka daha geride kırılmış yumurtalar, gözleri yaşlı iki kadın bırakarak geçti gitti

Halbuki o iki kadının, yakın zamana kadar Esenyurt Belediyesi’ne ait pazar yerinde tezgahları vardı. Pazar yeri iptal edilince ortada kalmışlar, o üst geçidi mesken tutmuşlardı. Kadınlardan S.O. şöyle anlattı yapılanları:

Vicdansızlık. Bunu daha önce de yaptılar!

Yazarlar

O çocuk devleti de zabıtayı da bi güzel tanıdı!..
Ümit Zileli