Ahmet TAKAN
24 Haziran 2020

Nokta mı, virgül mü, noktalı virgül mü?..


Baro başkanlarının yürüyüşüne kilitlenmişti dün başkent Ankara… Epey bir zulüm gördüler. Arabulucular devreye girdi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile telefon diplomasisi yürütüldü, yüz yüze görüşmeler yapıldı. Çözüm yolu bulundu… Gelişmeleri takip etmişsinizdir. “Haklı”ydılar veya “haksız”dılar. Taraflar sadece kendi durdukları noktadan bir şeyler söylediler. Ancak dikkat çekici ve de bence can alıcı bir nokta vardı;

Hiç kimsenin aklına, “İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, hangi yasal dayanağa göre bu yürüyüşü durduruyor” diye sormak gelmedi!..

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da, yürüyüşü durdurma gerekçelerinin yasal dayanağını  –eğer varsa- açıklama gereğine hiç ihtiyaç duymadı.

Bara başkanları anayasadan kaynaklanan en temel haklarını kullanıyorlardı da onların karşısına polis gücünü diken Süleyman Soylu’nun haklı yasal bir gerekçesi var mıydı?..

Sorulmadı… Sorulmadı… Sorulmadı…

Biliyor musunuz neden?..

Keyfiliğe alıştık!..

Evet, keyfiliğe hem de çok alıştık…

Normal geliyor tüm bunlar. En basit soruyu bile aklımıza getirip soramıyoruz. Keyfiliği çok sevdik. Belki bizim de işimize geliyordur!..

Yazılarımda, AKP’nin seçim galibiyetlerinden bahsederken ara sıra o meşhur “Stockholm sendromu”ndan dem vururdum. Kısaca karşılığı; “rehinenin kendisini rehin alan kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan, duygusal anlamda sempati ve empati oluşması olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatan bir terimdir” diye bahsedilen.

Vazgeçtim artık!..

Bizim kendimize özgü, milli bir sendromumuz var…

Her ne koşulda olursa olsun, kimi nasıl etkilerse etkilesin keyfiliği hoş görme, benimseme, onaylama ve hatta onu yeri, zamanı geldiğinde ustaca kendi işimize geldiği gibi uygulama. Gelin, adını da koyalım;

ANKARA SENDROMU…

★★★

Baro başkanları Ankara’da polis dayağı yedikten sonra 200 metrecik yürütülüp arabalara bindirilip Anıtkabir’e çıkmalarına müsaade edilirken başkentin klasik salısında neler konuşuluyordu?..

Kabine revizyonu…

Binali Yıldırım’ın durumu…

Mustafa Şentop- Devlet Bahçeli görüşmesi…

Tayyip Erdoğan- Devlet Bahçeli baş başa görüşmesi…

Sondan başlayalım;

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin saraydaki 50 dakika süren fakat kapsamı çok geniş maddelerle (!) açıklanan görüşmede Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in çıkışlarından duyduğu rahatsızlıkları ilettiği konuşuluyor. Daha fazla ayrıntıya ulaşamadım. Ancak, kısa bilgiden hareketle bunu yaklaşan Yüksek Askeri Şura’da alınacak kararlara
bağlayanlar var.

Siyasi kulislerde, TBMM  Başkanı Mustafa Şentop ile yapılan görüşmede Devlet Bahçeli’nin, HDP’li milletvekilleri ile CHP’li Enis Berberoğlu’nun milletvekilliklerinin düşürülmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdiği iddia ediliyor.

Gelelim, kabine revizyonu ve Binali Yıldırım’ın durumuna;

Habertürk’den Muharrem Sarıkaya, köşesinde Meclis Başkanlığı’na aday olmayacağını ilan eden Binali Yıldırım ile görüşmesini şöyle yazdı;

“Soru: Teamül yoklaması yapacağını Sayın Cumhurbaşkanı size baş başa yediğiniz yemek sırasında iletti mi?

Yıldırım: Bunların hiç önemi yok artık, bitti hepsi. Ben artık noktayı koydum.

Soru: Aday olmayı düşündüğünüz, teamül yoklaması nedeniyle vazgeçtiğiniz ileri sürülüyor:

Yıldırım: Olacak bir iş değildi… Milletvekillerine ve gruba zarar verir; ne yarışı yapacağız. Olmazdı yani…

Soru: Aday olmamanızın gerekçesi bu mu?

Yıldırım: Ben niye aday olmadım? Grubum zarar görmesin, milletvekilleri üzülmesin, iki arada bir derede kalmasınlar diye… Bundan partimizin, Meclis grubumuzun zarar göreceğini düşünerek böyle bir karar aldım. Bu kadar açık ve seçik… Belki biz de zarar görürdük ama bizden ziyade milletvekillerimizin iki arada bir derede kalması çok hoş bir şey değildi.

Soru: Buruk olduğunuz, Cumhurbaşkanlığı yardımcılığında ancak yatırımcı bir görev verilirse kabul edeceğiniz yönünde iddialar dolaşıyor…

Yıldırım: Benim böyle bir şeyim yok… Samimiyetle söyleyeyim, böyle bir şeyim hiç olmaz… Hiçbir zaman da görev beklentim olmadı. Hele bir pazarlık falan da söz konusu olmadı; kaldı ki gündemde de öyle bir şey yok.”

Tayyip Erdoğan, Başbakanlığı Ahmet Davutoğlu’na verirken bu görevi kendisine bekleyen Binali Yıldırım’ın içerde nasıl tepki gösterdiğini ve nasıl kırıldığını Ankara kulislerini yakından takip edenler iyi bilir. Sağır sultanın bile bildiği bir gerçek daha vardır; İstanbul belediye başkanlığı seçimleri sırasında yaşanan iç çekişmeler ve Erdoğan ile Yıldırım’ın arasına giren soğukluk, kırgınlıklar.

Binali bey son noktayı koydu mu?

Sanmıyorum…

AKP ve saray açısından TBMM Başkanlığı’nda düğüm çözüldü ama kabine revizyonu çok çetrefilli bir noktada. Cumhurbaşkanlığı yardımcılıkları konusunda sorun aşılamıyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sarayda odasının hazır olduğunu duydum. Cumhurbaşkanına doğrudan bağlanması planlanan bazı bakanlıkların görev alanları ve yardımcılarının yetki alanları ile planlamalarda krizin aşılamadığı söyleniyor. Vee… AKP kulisleri, Binali Yıldırım’ın Cumhurbaşkanı yardımcılığında çok ısrarlı olduğunda ve bunu birinci yardımcılık şartıyla istediği konusunda ısrarlı. Nedeni ise ”Binali Yıldırım, ’ben Başbakan iken Fuat Oktay müsteşarımdı’ diyor” diye gösteriliyor.

Onca iç/dış hayati, kritik sorun varken, biz neleri mi konuşuyoruz?

Ayasofya’daki meleklerin cinsiyetini!..

Yazarlar

Nokta mı, virgül mü, noktalı virgül mü?..
Ahmet TAKAN