Ahmet Takan
24 Mart 2022

Neden Soylu?..


Yine, aynı muhabbete sarmak durumundayız!..

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis grubu toplantısında (Salı) Furkan Vakfı üyelerinin Adana’da gerçekleştirmek istediği protestoya sert müdahale eden polislere destek verdi. Hızını alamayan Bahçeli, polisleri kutlamakla kalmadı, “Sayın Süleyman Soylu, soy ismi gibi soyludur ve görevini layıkıyla yerine getirmiştir. Türk polisi görevinin gereğini yapmış, Emniyet teşkilatımızı kutluyor, Adana’da görev yapan polislerimizin tertemiz alınlarından öpüyorum” dedi.

Devlet Bahçeli, Ankara’nın değişmeyen gündem maddesi “kabine revizyonu”nun fitilini bir daha ateşledi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “gidici” de Bahçeli, ona sonsuz desteğini bir daha mı yinelemek zorunda kaldı?.. Bahçeli, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a, kulağına gelen haberler doğrultusunda  “Süleyman Soylu’yu görevden alamazsın. Hâlâ arkasında güçlü bir şekilde duruyorum” mesajı mı verdi?.. Farklı formatlarda ama hep aynı soruya cevap arandı durdu… Bahçeli’nin grup toplantısındaki sözlerinin ardından Avrasya Araştırma’nın sahibi Kemal Özkiraz; Süleyman Soylu’nun, Tayyip Erdoğan tarafından görevden alınacağını iddia etti. Özkiraz’ın ifadeleri şöyleydi:

“Süleyman Soylu’yu muhtemelen birkaç hafta içerisinde önce görevden alacaklar sonra medyadaki adamları vasıtasıyla başörtülü kadınlara işkence yaptıran adam olarak anlatmaya başlayacaklar. Süleyman Soylu’yu biraz unutturup biraz da karalayacaklar.”

Ankara kulisleri toz duman olmuştu… Saraydaki bir kaynağımla konuştum. Tayyip Erdoğan’ın Süleyman Soylu’yu görevden almak istediği şeklindeki iddiaları doğruladı, “Ama şu anda pek mümkün görünmüyor” dedi. “Ne oluyor o zaman” diye sorduğumda şu yanıtı aldım;

“Süleyman Soylu’nun görevden alınması için Berat Albayrak sürekli bastırıyor, Devlet Bahçeli’nin desteği yüzünden bu gerçekleşemiyor. Bu senin zaten bildiğin bir durum. Bakanlık içindeki ekipleri tasfiye edilip, pasifleştirilebilir önümüzdeki günlerde.”

“Berat Albayrak faaliyetlerine hız kesmeden devam ediyor o zaman” dediğimde saray kaynağım sözlerine şöyle devam etti;

“Bu ikinci adamlık mücadelesi. Berat bey, bundan vazgeçmiyor. ‘Tayyip beyden sonra ben varım’ diyor. ‘2023’den sonra da ben varım’ diyor.”

Kaynağım, Berat Albayrak’ın siyaset ve devlet içinde kurduğu sistemin  değiştirilmemesi ve bozulmaması için sık sık Tayyip Erdoğan’ın birinci halkasındaki isimleri uyardığını ve “ayar verdiğini” söyledi. Bu uyarılardan nasiplenen birinin de TBMM Başkanı Mustafa Şentop olduğunu iddia etti. Albayrak, geçtiğimiz günlerde yaptığı özel bir ziyaretle Şentop’un dikkatini çekmiş!..

Bu kavgaların sonu ne olur? Bekleyip göreceğiz. Ama hatırlatmakta fayda var; Devlet Bahçeli’nin siyasette “kırkbir kere maşallah” dediklerinin siyasi ömürlerine iyice bir bakmak lazım!..

★★★

Furkan Vakfı üyelerinin Adana’da gerçekleştirmek istedikleri protesto eylemi sırasında polisin orantısız güç kullanması eleştiriliyor. Bu fotoğrafta eleştirilerin odağına yerleşti. Polisin “orantısız güç kullanması” bir ilk değil!.. Ama ortada kabak gibi duran bir gerçek var!.. Kimi siyasetçiler iki yüzlü davranıyor. Herkes işine geldiği zaman, işine geldiği yerde “orantısız güce” karşı çıkıyor veya yanında yer alıyor. Bu da bir Türkiye klasiği olarak sürüp gidiyor… Ancak, saray iktidarı devrinin gerçeğine bakarsak; “Başörtülü bacılarımız” söyleminin büyük bir palavra olduğu yıllar önce ortaya çıkmıştı. O fotoğraf karesi ile birlikte başörtüsünün dinbazlığın bir aleti olduğu, sömürü aracı olduğu bir kez daha kanıtlandı. Dinbazlar daha da palazlanırsa o copun bundan sonra kimin kafasına şiddetle ineceği belli olmaz!.. “Hz. Ömer’in adaleti”yle geldik bugünlere… Yarın, nereye?..

★★★

Haber Pars’tan, Müjdat Öztürk, “Başörtülü polislerin başörtülüleri coplaması…” başlığı ile harika bir analiz kaleme almış. Çarpıcı bölümlerine yer vereceğim;

“…Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü Profesörü Philip Zimbardo koşullar oluştuğunda ve insanın kontrolsüz güce sahip olduğunda ne kadar zalimleşebileceğini gösterebilmek için bir deney planlar.

İşte başörtülü polisin başörtülü kadınları coplarken hatırladığım Experiment filmi, konusunu bu deneyden alıyor.

Bir deney için toplanan gönüllülerin hapishane koşullarındaki davranışlarını ve ruh hallerini, başlangıçta hepsi eşit olan 26 deneğin içinde bulunduğu pozisyona göre nasıl değişebildiğini sürükleyici bir dilde anlatan bir film.

Experiment, Zimbardo’nun deneyinde insanın içindeki şiddet ve otorite kurma düşüncesinin ortaya çıkışını sürükleyici biçimde anlatan ve gücü eline geçiren insanların (sıradan insanların) nasıl değişebildiğini ortaya koyan sıra dışı güzel bir film.

Paraya çok ihtiyacı olan 26 gönüllü denek için bir hapishane hazırlanıyor.

Bu hapishane de iki hafta geçirecek denekler gardiyanlar ve mahkûmlar olarak ikiye ayrılıyor. Deney bittiğinde 14 bin dolar alacak olan deneklere kesinlikle şiddet kullanılamayacağı aksi halde deneyin hemen sonlanacağı ve deneklerinde paralarını alamayacağı söyleniyor.

Deneklerin paraya ihtiyacı olduğu için kurallara riayet etmesi bekleniyor.

Deney sırasında gardiyan rolü üstlenen denekler, gerçek ile deney arasındaki çizgiyi o kadar kaybediyorlar ki diğer sözde mahkûm denekler üzerinde kuralları öne sürerek otorite kurmaya çalışıyorlar.

Hatta mahkûm deneklere tecavüze varan şiddet uyguluyorlar ve bu davranışlarını kendi iç dünyalarında meşrulaştırıyorlar.

Şiddet üzerinden kurulan gardiyan otoritesi, günler geçtikçe deney öncesi sıradan bir hayat süren gardiyan deneklerde davranış bozukluğuna dönüşüyor.

Deneklerin en sessizindeki otorite kurma düşkünlüğü ise gerçekten ilginç.

Bir insan nasıl böyle değişebilir ki diyorsunuz.

Diyorsunuz ama gerçek hayatta da buna benzer dönüşüm geçirenleri, dışarıda başka içeride başka davrananları düşündüğünüzde mümkün olduğuna kanaat getiriyorsunuz.

Aslında film egoların dışavurumunu anlatıyor.

İktidar olmanın insan davranışları üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor.”

★★★

Ulu Tanrı,  tüm şehitlerimizle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun kahraman silah arkadaşlarına rahmet etsin. Nur içinde yatsınlar. Mekanları cennet olsun.

Yazarlar

Neden Soylu?..
Ahmet Takan