Ümit Zileli
15 Ocak 2020

“Monşersiz” Türk dış politikasının içler acısı sefaleti!..”


AKP’li Cumhurbaşkanı, daha Başbakan iken başlamıştı Türk dışişlerinin binbir emekle, uzun yılların süzgecinden geçen, diplomasinin tüm inceliklerine vakıf olan diplomatlarımızı aşağılamaya, yerden yere vurmaya… Durup, durup aynı sözcüğü yineliyordu:

Monşer!..

Ne demekti monşer? Davetlerde şampanyaları devirip, sarhoş olmaktan başka bir işe yaramayan, tutturdukları “Yurtta Barış, Dünyada Barış” politikasıyla Türkiye’nin hak ettiği “dünya çapında” ülke ligine sıçramasını engelleyen “beş para etmez” asalaklar ordusu demekti!.. Yalnızca o değil tabi; liderlerinin söylediğini duyan diğer en büyük Türk büyükleri de aynı alayları, hiçe saymaları acımazsızca kullandılar

Yıllar içinde çoğundan kurtuldu iktidar; bir bölümü emekli oldu, bir bölümü kızağa çekildi, bir bölümü ise ayrıldı… Meydan giderek boşaldı… Artık kendi hayallerindeki “Yeni Türkiye’nin diplomat kadrosunu” kurabilirlerdi, kurdular da…

Bu konuda, uzun süre Dışişleri Bakanlığı yapan Abdullah Gül ile, Suriye kepazeliği sürecinde Dışişleri Bakanlığı sıfatına haiz olan Ahmet Davutoğlu’nun yaptıklarını da yabana atmamak lazım elbette… Birkaç örnekle izah etmeye çalışayım; örnek çok ancak takdir edersiniz ki yerim yok…

Ancak vereceğim örnekler “hayal kadroyu” hayal etmenize yeterli olur zannımca!..

“Monşerlerin” yerine gelen yeni diplomatlar

Mesela, Lahey Büyükelçiliği’ne, Kıbrıs’ta, 2014 yılında yapılan referandumda Türk kesimine “yes be annem” dedirtmek için değişik kimlikler kullanarak karargah kuran, sonuçta yüzde 65 oyu koparmayı beceren, Silivri’de bir arazinin üzerine kurulan dev süpermarketten, bu işi halletme karşılığı 1 milyon komisyon alan, FETÖ darbe girişiminin üst düzey mimarlarından Mehmet Dişli’nin kardeşi AKP eski Milletvekili Şaban Dişli atandı…

Örneğin Çekya Büyükelçiliği’ne 17/25 depreminde çikolata kutularında, elbise torbalarında rüşvet aldığı iddia edilen, zamanın Başbakanı Davutoğlu’nun “Yüce divana gitmeleri gerekiyordu, Erdoğan engelledi” dediği üç bakandan biri olan, gazeteciyle yaptığı skandal “Bakara-makara” sohbetinin başrol oyuncusu Egemen Bağış getirildi…

Yine mesela, Malezya Büyükelçiliği’ne, 1999’da Fazilet Partisi’nden milletvekili olan, daha sonra ABD vatandaşı olduğu ortaya çıkınca milletvekilliği düşürülen, uzun yıllar ABD’de kaldıktan sonra yurda dönen Merve Kavakçı atandı… Hala ABD vatandaşı mı bilmiyoruz!..

Kısa kısa devam edelim; AKP eski milletvekili Murat Mercan Tokyo’ya, AKP eski Milletvekili Abdülkadir Emin Önen Pekin’e, AKP Eski milletvekili Tülin Erkal Kara Üsküp’e, AKP eski milletvekili Zekeriya Akçam Cakarta’ya, Aile ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı Fatma Betül Sayan’ın kızkardeşi Ayşe Sayan Kuveyt’e büyükelçi yapıldılar… Yeni Türkiye’nin, yeni diplomatlarından bir bölümü böyle…

Pardon, liyakat mı dediniz? O eskidendi, şimdinin geçerli akçesi sadakat!..

Pekii, bu “müthiş” değişimin yansımaları ne oldu acaba, bir bakalım…

Sağdan sola, yukarıdan aşağıya bir bakın lütfen, yalnızca üç-beş sene içinde Türkiye’nin bölgede ve dünyada kaç tane “dostum” diyebileceği ülke kaldı?.. Yukarıdan başlayalım; Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler arasında belki Ukrayna dışında hangi ülkeyi sayabilirsiniz?

Bulgaristan mı, Romanya mı? Doğuya doğru gitsek “İki millet tek devlet” dediğimiz Azerbaycan, belki biraz Gürcistan dışında kim var?

“Züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibi!”

Rusya ile dost muyuz, menfaat işbirliği mi var, yoksa her dikte edileni mi yapıyoruz zorunluluktan, ona da bi zahmet İdlib’den sınırımıza hücum eden 350 bin yeni mülteciye bakarak karar verin! ABD’yi hiç anlatmayayım!

Güneyimiz tamamen felaket; Suriye malum, İran ile buz gibiyiz, körfez ülkelerinin Katar dışında neredeyse tümüyle papaz durumdayız. Katar’ın ne kadar dost olduğunu da ülkemizde kendi yüzölçümünün iki katı büyüklüğünde satın aldığı topraklar ve “Tank Palet Fabrikası’na” bakarak ölçebilirsiniz !.. Mısır’la kapılar tamamen kapalı, İsrail ile keza öyle. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’ni saymaya bile gerek yok!..

Ve nihayet Libya! Meşru, ancak ülkenin yüzde 10’una sıkışmış Trablus için asker gönderme teskeresini yıldırım hızıyla çıkaran AKP’li Cumhurbaşkanı, CHP liderinin “Yapmayın iç savaşta taraf olmayın, arabulucu olmak en iyisi” sözlerine ne yanıt vermişti, anımsayın:

-Bunlar diplomasiden de habersiz! Meşru bir hükümetle bir darbeci arasında arabuluculuk olur mu hiç!..

Üç gün sonra Ankara’ya gelen Putin’le üç saatlik toplantının ardından paşa paşa ortak deklarasyona imzayı basıp arabuluculuğa soyunan kimdi acaba?

Papua Yeni Gine Cumhurbaşkanı mı?!.

Ve maalesef  darbeci
Halife Hafter’in intikamı acı oldu. Moskova’da 10 saat süren toplantının ardından önce sabaha kadar süre istedi, sonra da geceyarısı çekip gitti! Niçin peki?

Ateşkes anlaşmasında, Türkiye’nin Libya’dan askerlerini geri çekmesine ve Türkiye ile Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti arasındaki anlaşmaların geçersiz olduğuna dair maddeler bulunmadığı için!..

Düşmanlık ve nefret saçan bir oyunu sahneye koydu ve çekip gitti, iyi mi! Ardından da kendisine bağlı Libya Ulusal Ordusu “Trablus’u almaya hazır ve kararlıyız” açıklaması yaptı. Gelen haberler saldırıların başladığı yönünde!..

AKP’yi ve dışişlerini gayet iyi bilen, tanıyan bir dostumun yorumu ile bitireyim:

Dış politikada 85 yılı birkaç senede heba ettiler. Züccaciye dükkanına girmiş fil bile bu denli zarar veremezdi!..

Yazarlar

“Monşersiz” Türk dış politikasının içler acısı sefaleti!..”
Ümit Zileli