Onca arabanın üst üste olduğu yetmezmiş gibi, bir de kırmızı ışıkta geçen, tek yönün tersine giren, kaldırımı kullanan, iki aracın arasından son sürat geçen, sinyal vermeden şerit değiştiren, sağdan soldan fırlayan kuryeler var.
Bunlara hem kızıyor hem de üzülüyorum.
Çünkü kazanın bedelini yalnızca kendileri ödemiyor. Kusuru olmasa bile, karşı taraftaki sürücü de ömür boyu taşıyacağı ağır bir vicdan yüküyle yaşamak zorunda kalıyor.
Kısacası, bu sorumsuzluğun sonunda iki tarafa da yazık oluyor.
Üstelik sadece araçlara değil, yayalara da terör estiriyorlar.
Kaldırımda yürürken arkanızdan ya da yanınızdan ansızın bir motosiklet çıkıp üzerinize doğru gelebiliyor.
Yollar da onların, kaldırımlar da... Kafalarına göre hareket ediyorlar!
Kurallara uyanlara elbette sözüm yok. Ancak trafikte gördüğümüz tablo, motosikletli kuryelerde kuralsızlığın neredeyse normalleştiği.
★★★
Elbette bunun tek sorumlusu kuryeler değil.
Bugün bir kurye ne kadar çok sipariş yetiştirirse o kadar çok kazanıyor. Ekmek parası kazanabilmek için kelle koltukta bir yerlere yetişmeye çalışıyorlar.
Üstelik kayıt dışı çalışan ya da sosyal güvencesi yetersiz olanların sayısı da az değil.
Restoranlar, market zincirleri ve dijital sipariş platformları ise müşteriye en kısa teslimat süresini vaat ederek rekabet ediyor.
Süreler kısaldıkça baskı artıyor. Baskı arttıkça hız yükseliyor. Hız yükseldikçe de trafik kuralları ikinci plana itiliyor.
Yaptırımların neredeyse tamamı direksiyon başındaki sürücüyü hedef alıyor.
Oysa asıl sorumluluk, çalışanlarını bu baskı altında bırakan şirketlerde de olmalı. Bir kurye her gün onlarca trafik ihlali yapıyorsa, onu çalıştıran şirket bunun farkında değil mi?
GPS kayıtları, teslimat süreleri ve güzergâhlar saniye saniye takip edilirken sürüş güvenliği neden aynı titizlikle izlenmiyor?
★★★
Trafikten söz açılmışken, bir kadın olarak kadın sürücülere yapılan tacizlerden de bahsetmeden geçemeyeceğim.
Hemcinslerimin çok iyi araç kullandığını iddia etmeyeceğim.
Kadınlar genellikle daha temkinli araç kullanıyor.
Ama birçok erkek sürücü, direksiyon başındaki kişinin kadın olduğunu fark ettiği anda onu rahatsız etme hakkını kendinde görüyor. Sanki yolun sahibi kendileri, kadın sürücüler ise misafir.
Araba kullanmayı kadının doğal hakkı olarak görmüyorlar nedense.
Önüne kırıyor, yol vermiyor, aracını üzerine sürerek kadın sürücüleri sindirmeye çalışıyorlar.
Tam anlamıyla magandalık!
★★★
Bu ülkede kadınlar, hayatın her alanında olduğu gibi trafikte de ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor.
Erkekler, kadın sürücülerin yaptığı hatalara tahammülsüz davranıyor. Aynı hatayı bir erkek sürücü yaptığında ise çoğu zaman aynı tepkiyi göstermiyorlar.
Çünkü çekiniyorlar.
Zayıf gördüklerini ezmek daha kolay geliyor.
Kadın sürücüleri taciz ettikçe kendilerini daha güçlü hissettiklerini düşünüyorum. Bu özgüven değil, aşağılık kompleksidir.
Trafik, aslında toplumun aynasıdır.
Direksiyon başına geçtiğimizde karakterimizi de yanımıza alıyoruz. Kuralların değil, kaba kuvvetin üstün görüldüğü bir anlayış değişmedikçe ne kuryelerin tehlikeli sürüşü biter ne de kadın sürücülere yönelik bu saygısızlık.
Yine dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz. Eğitim şart!