Can Ataklı
30 Eylül 2020

Kuran kursu olunca akan sular duruyor


BUNU YAZMAK GEREK

Kuran kursu olunca akan sular duruyor

Korona tüm dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin de belası.

Uzmanlar bu salgından korunmanın en etkin yolunun “az temas” olduğunu söylüyor.

Mesafeli olacaksınız, temizliğe dikkat edeceksiniz ve başkalarının olduğu yerde maske takacaksınız.

Bunlar en basit yöntemler.

Bu önlemlerin uygulanmasında zaman zaman “aşırı müdahalelerin” olduğunu bile görüyoruz.

Örneğin maske takmadığı için kelepçelenen, karga tulumba karakola götürülenlerin haberleri medyada sıkça yayınlanıyor.

Ayrıca özellikle yandaş medya hemen her gün “Şurada parti yapıldı, burada piknik kalabalığı, orada birçok kişi denize giriyor” haberlerine yer veriyor.

CHP’li belediyelerin iktidarda olduğu Ankara ve İstanbul başta olmak üzere kalabalık kentlerde toplu taşıma araçlarının bazı anlardaki kalabalıklığını “skandal” başlıklarıyla duyuruyorlar.

Okullar açılmıyor, üniversitelerde dersler yapılmıyor, konserler, gösteriler, tiyatrolar ya çok sınırlı faaliyet gösterebiliyor ya da hiç yok.

Maçlar seyircisiz oynanıyor.

Bütün bunlara karşı nedense Kuran kursları söz konusu olunca akan sular duruyor.

Okullar aylardır kapalı olmasına rağmen bu kurslar, üstelik yatılı olanları faaliyetlerine aralıksız devam ediyor.

Üstelik bunlar kaçak göçek de değil.

İl Hıfzıssıhha kurulları birçok ilde açık havada sigara içmeyi bile yasaklarken bu Kuran kurslarına resmi izin veriyor.

Benim bundan haberim yoktu.

Dev Sağlık İş yönetim kurulu üyesi Dr. Mihriban Yıldırım’ın açıklamaları sayesinde haberim oldu.

İl Hıfzıssıhha Kurulları, korona nedeniyle yüzde 30 kapasite ile çalışan bu kursların kapasitesini yüzde 50’ye çıkarmış

Vakalar da bu karardan sonra görülmeye başlanmış.

Dr. Mihriban Yıldırım, bunun üzerine okullarda taramalar yaptıklarını, bu taramalar sırasında bir çocuğun koronaya yakalandığını öğrendiklerini ve çocuğu karantina almak için yatılı kuran kursunun yurduna gittiklerini söyleyerek “Filyasyon ekiplerimiz belirtilen yurda gidince bağlı olduğu okulun müdürü ekibi içeri almıyor, yurdun faaliyette olmadığını söylüyor” diyor.

Yıldırım’ın verdiği bilgiye göre korona çıkan bu yurtlar alelacele boşaltılıyor ve öğrencilere korona taraması yapılmasına izin verilmiyor.

Yani; Kuran kursları İl Hıfzıssıhhanın onayıyla, tarikatlar da denetimsiz olarak pandemide eğitim boşluğunu fırsata çevirmiş durumda.

Bu korkunç bir durum.

Resmi izinle çalışan, hiçbir denetlemeye de tabii olmayan bu kursların bir süre sonra hastalık merkezi olması kaçınılmaz.

Peki bunun hesabını kim nasıl verecek?

Üniversiteler dahil bütün okullar kapalıyken, birçok sektörde çalışanlar adeta kan ağlarken, Kuran kurslarının sanki hiçbir tehlike yokmuş gibi açık tutulması salgına davetiyedir.

Konunun din eğitimiyle, inançlarla hiçbir ilgisi yoktur.

Kabe’nin bile kapalı tutulduğu, Hazreti Muhammed’in mezarının ziyaret edilemediği bu çok önemli salgın günlerinde o çocukları denetimsiz biçimde iç içe oturtmak ahlaka da vicdana da sığmaz.

ŞAŞIRDIM

Dışişleri Bakanı hangi topraklardan söz ediyor anlaşılmadı

Ermeni ordusunun Azerbaycan’a saldırmasına Türkiye’den de büyük tepki geldi.

Başka AKP Genel Başkanı Erdoğan olmak üzere iktidarın temsilcileri ard arda açıklamalar yaptılar.

İlk iki gün şişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun kınama açıklamalarını görmemiştim.

Çavuşoğlu, dün Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’la görüşmüş.

Yapılan açıklamada Bakan Çavuşoğlu’nun, Ermenistan ordusunun saldırıları karşısında Ankara’nın, Azerbaycan’a olan desteğinin altını çizdiği belirtilmiş.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da yaptığı açıklamada “Bu sorunun tek bir çözümü var; Ermenistan, Azerbaycan topraklarından çekilecek. Bu olmadığı sürece sorun çözülmez. Sahada ve masada Azerbaycan’ın yanındayız. Bu meseleyi kökünden çözmek istiyoruz” demiş.

İlk okuyuşta düzgün cümle gibi görünüyor.

Yanlış yok zaten.

Ama kafamı karıştıran “Ermenistan çekilmedikçe” söylemi.

Ermenistan Azerbaycan’a saldırıp biraz ilerledikten sonra püskürtülmüştü.

Üç gündür medya Azerbaycan’ın Ermeni ordusunu nasıl ezdiği ve nereleri aldığını anlatıyor.

Çavuşoğlu’nun açıklamasına bakınca ister istemez Yoksa bunlar doğru değil mi?” sorusu kafalara takılıyor.

Ancak eğer Bakan, Ermenistan’ın bundan 30 yıl önce işgal ettiği Dağlık Karabağ’ı kastediyorsa durum çok vahim.

Çünkü bu; savaşın kısa sürede bitmeyeceği anlamına gelir.

Türkiye’nin bu konuda diplomatik baskı yaratma gücü varsa mesele yok tabii de, var mı acaba?

Bİ SORALIM BAKALIM

“Biz bize ne kadar yettik?” sorusunun cevabını hâlâ vermiyorlar

Koronanın ilk günleriydi hatırlayacaksınız.

Bütün dünya çok radikal önlemler almak zorunda kalmıştı.

Sonunda AKP iktidarı da “Biz de çok etkili önlemler alacağız” diyerek toplantılar yapmaya başladılar.

Sonunda AKP Genel Başkanı çıktı ve tüm dünyayı kıskandıran olağanüstü önlemleri açıkladı.

Ev alacaklara ucuz kredi verilecekti.

Uçak biletlerinden alınan KDV kaldırılmıştı.

Ve en önemlisi medeni ülkelerin hükümetleri mağdur olan halka maddi destek yaparken AKP Genel başkanı ekranlardan “IBAN numarası” vererek “Haydi pamuk eller cebe” çağrısı yapmıştı.

Kampanyanın adı “Biz bize yeteriz” olarak belirlenmişti.

Yandaş tetikçiler “alınan önlemlerin ne kadar harika olduğunu” anlatma yarışına girdiler.

Kamu bankaları ile yine kamu şirketleri milyonlarca liralık bağışlarda bulunduklarını açıkladılar.

Sonuçta vatandaşın yatırdıklarıyla birlikte 2.5 milyar liralık bir hasılat toplandığı açıklandı kısa bir süre sonra.

Ya sonra?

Aradan aylar geçti.

Kampanya hesapta devam ediyor, ama toplanan paranın ne olduğu bütün sorulara rağmen açıklanmıyor.

O kampanya devam ederken bir bakıyoruz “tablet için de kampanya” açılıyor. Arada sel felaketi yaşanıyor, ona da bağış kampanyası düzenleniyor.

Elbette biz bize yeteriz de ne kadar yettiğimizi de bir öğrensek.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

6 yıl sonra “delil karartma tehlikesi” ancak bizim ülkemizde olur

Hiç beklenmedik bir anda HDP’ye yönelik büyük bir operasyon başladı.

Aralarında kamuoyunun çok yakından tanıdığı isimlerin de olduğu 80’i aşkın kişi sabahın erken saatlerinde yapılan operasyonla evlerinden toplandı ve gözaltına alındı.

Açıklanan amaç;  6 yıl önce Kobani nedeniyle yaşanan ve pek çok kişinin ölümüne neden olan olayların sorumlularından hesap sormak.

Tabii insan ister istemez “6 yıldır neredeydiniz?” diye sormadan edemiyor.

Tabii o da tam böyle değil.

Çünkü aslında 6 yıl önce de yargı harekete geçmiş, örneğin bu konuda şüpheli olarak gözaltına alınan bir belediye başkanı yargılanmış, beraat etmiş, haksız uygulamaya maruz bırakıldığı için maddi tazminat bile ödenmiş.

Yıllar sonra tekrar aynı kişilerin üzerine yürümeyi anlamak mümkün değil.

Bu arada polis gözaltı süresi için uzatma istemiş.

Gerekçesi hayli ilginç.

Delillerin toplanması ve karartılmaması için hem böyle bir süreye hem de gizliliğe ihtiyaç varmış.

Hani “suçüstü” yapılmıştır da, ortada henüz hiçbir şey olmadığı için “Aman gözaltı süresini uzatalım ve yoğun gizlilik uygulayalım” dersiniz, üzerinden 6 yıl geçmiş olayla ilgili kim nasıl ve hangi delili yok edebilir veya delil bulunmasını engelleyebilir.

Buradan anlaşılan şu ki HDP operasyonu için yeterli delil yok elde. Önce herkesi toplamışlar sonra da delil aramaya başlamışlar galiba.

Çünkü nereden bakarsanız bakın başka türlüsü olmuyor.

FIKRA GİBİ

CHP’yi suçlamak hiç bu kadar komik olmamıştı

Yandaş tetikçi medya artık ipin ucunu iyice kaçırdı.

Haberleri haber değildi, şimdi daha beter hale geldi.

Akıl ve mantık dışı yorumlar yapıyorlar.

Üstelik bunu da haber diye yutturmaya kalkıyorlar.

Yandaşların irilerinden birinde dün şöyle bir haber vardı; İmar barışına CHP çelmesi.

Haberin içeriği ne biliyor musunuz?

AKP’nin çıkardığı İmar Barışı yasasının Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi ile ilgili bölümü Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi biliyorsunuz. Bu iptal kararı alınmasına neden olan başvuru CHP tarafından yapılmıştı.

İşte bozuldukları bu.

İmar Barışı sayesinde daha önce yapılan yasadışı inşaatlar yasal hale geliyormuş ama “ah bu CHP yok mu?” bu CHP yüzünden barışa çelme atılmış.

Tabii sırf CHP’ye çamur atmak için bu haberi yazanlar Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı “hukuka ve eşitliğe aykırı bulduğu için” iptal ettiği gerçeğini göz ardı ediyorlar.

Yani ortada hukuksuz bir durum var.

CHP buna dayanarak yargıya gidiyor.

Yargı “Evet hukuksuz bir durum oluşmuş” diyor.

Yandaş tetikçiler bunu “Barışa çelme atan CHP” diye sunuyor.

Fıkra gibi mi yoksa fıkranın ta kendisi mi bilemedim.

Yazarlar

Kuran kursu olunca akan sular duruyor
Can Ataklı