Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin 10’uncu yıldönümü nedeniyle bir makale yazdı:
“15 Temmuz: Türkiye Yüzyılı’nın İstiklal Beyannamesi...”
Bu makale, bütün yandaş gazetelerde yayınlandı.
Çok önemli bir iddiada bulundu:
“Bürokrasiden orduya, yargıdan iş dünyasına kadar her alanda FETÖ’nün kökünü kazıdık!”
Kızacak biliyorum ama...
Bu sözler kesinlikle doğru değil!
Evet; on yılda tam 720 bin 580 kişi hakkında FETÖ üyesi olmak suçlamasıyla adli işlem yapıldı, 127 bin 102 kişi mahkum oldu ama...
FETÖ, hala her yerde!
Sümüklü vaiz öldü; çetesinin üst düzey isimleri hala ABD’de ve CIA’nin himayesinde...
Dünyanın dört bir yanında açtıkları okullar hala faaliyette...
Savcılarının, hakimlerinin, gazetecilerinin tamamına yakını Avrupa’da elini kolunu sallayarak geziyor, lüks içinde yaşıyor!
Bunların hiçbiri yakalarından tutulup ülkeye getirilmedi...
Neden?
Kim bilir, belki verecekleri ifadelerden korkuldu...
★★★
Cumhurbaşkanı diyor ki, “Kökünü kazıdık!”
Oysa hiçbir şey kazınmadı...
“Tatbikata gidiyoruz” diye kandırılan bazı askerler öldürüldü ya da yaka paça içeri atıldı.
FETÖ’nün dershanelerinde çalışan öğretmenler...
Çocuklarını bu dershanelere, okullara gönderen veliler cezaevine konuldu.
Devletin her kademesindeki alt düzey memurlar, memuriyetten atıldı.
Ama kimse...
O karanlık geceye bunlarla kol kola yürüyenlerden...
Devletin olanaklarını kullandıranlardan...
“Ne istediler de vermedik?” diye yakınanlardan...
Savcılarına zırhlı araç tahsis edenlerden...
Medya patronlarından, gazete-televizyon yöneticilerinden, hala yurtdışından veryansına devam eden kalemlerinden...
Hesap sormadı...
Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, tutup yakalarından getiremedi.
★★★
Ve en önemlisi...
FETÖ’ye bağlılığını defalarca dile getirmiş milletvekillerinden, belediye başkanlarından, parti yöneticilerinden, siyasi liderlerden birine bile dokunulmadı.
Yani her ayak halledildi; bir tek siyasi ayak yok sayıldı.
Oysa en büyük suçlu onlar...
Onlar olmasa FETÖ bu kadar palazlanabilir miydi?
Ordunun komuta kademesine kadar sızıp darbe yapmaya kalkışabilir miydi?
★★★
Cumhurbaşkanı diyor ki, “Bürokrasiden orduya, yargıdan iş dünyasına kadar her alanda FETÖ’nün kökünü kazıdık...”
Bugün kazırsın, yarın yine çıkar!
Önemli olan onlara hizmet eden siyasetçilerden hesap sorabilmek...
Herkesten hesap sordunuz ama tek bir siyasetçiyi bile içeri alabildiniz mi?
O döneme yönelik olarak “özeleştiride” bulundunuz mu? Yargının önüne çıkıp hesap verdiniz mi?
Ben buna bakarım...
Gerisi, kıl meselesi!
Bugün kazırsın yarın çıkar...
Lafügüzaf...
AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, Diyarbakır’da düzenlenen 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü anma programında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin “asıl bağımsızlığını” darbe girişiminin ardından kazandığını söyledi.
Bu adamların ne yiyip-içtiklerini gerçekten merak ediyorum.
Biri çıkıp Kurtuluş Savaşı’nı ders kitaplarından çıkarmaya çalışıyor, diğeri ülkenin bağımsızlığını 15 Temmuz’a bağlıyor!
Galip Bey:
15 Temmuz’da kimden kurtulduk?
FETÖ’den...
Peki; bu örgütü kim bu ülkenin başına musallat etti?
Siz...
Şimdi 15 Temmuz’da bağımsızlığa kavuştuğumuzu söylediğinize göre...
15 Temmuz’dan önceki “bagımlılığı” da siz yaratmış olmuyor musunuz?
★★★
Türkiye Cumhuriyeti sadece bir kez bağımsızlığına kavuştu... Onu yapan da Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarıdır...
Gerisi, (boş söz, anlamsız ve gereksiz laf) lafügüzaftır!
Mevhibe Hanım’a saldırı!
Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin oturumunda AKP Grup Sözcüsü Ahmet Alperen Aydın büyük bir terbiyesizlik ve saygısızlık yapmış...
İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye ve eşi Mevhibe Hanım’a saldırmış...
“İkinci genel başkanınız İsmet İnönü, savaştan bir iki yıl sonra eşini Venizelos’un koluna taktı mı, takmadı mı?” diye sormuş...
★★★
Siyasetteki bu düzeye baktıkça... Midem bulanıyor!
Siyasi görüşleri ne olursa olsun, onlar bizim kurucu babalarımız...
Ahlaklı bir insan ölmüş bir “kahraman” ve eşi hakkında böylesine aşağılık bir laf eder mi?
Yazıklar olsun!
GÜNÜN SORUSU
Gözaltına alınan AHBAP Derneği kurucusu Haluk Levent’in, emniyetteki ifadesinde...
Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun adını geçirdiği...
Ancak “Soruyla ilgili değil” denilerek o ifadelerin tutanağa geçirilmediği...
Bunun üzerine “susma hakkını” kullandığı öne sürülüyor. Sorum İçişleri Bakanı’na:
Bu iddia doğru mu? Doğruysa iktidara mensup siyasiler hakkında ifade vermek, ne zaman yasaklandı?