Kendi el yazınızı tanıyor musunuz? Doğrusu kim tanımaz ki? Hatta sadece kendi el yazısını değil başkalarınınkini de tanıyanlar var.

Oysa ben gerçekten her baktığımda yazım bana değişik geliyor. Bazen büyük, bazen küçük bazen sağa eğik bazen sola. F harflerim bazen el yazısı bazen kitap harfi. R’lerim ise aynı cümle içinde bile değişebiliyor. Kendi el yazını okuyamamak, basit bir dalgınlık değil, bir tür zaman çatlağıymış.

El yazısı, zihnin en kişisel izlerinden biri olarak kabul ediliyor. Klavye gibi standart değil. Hızına, ruh haline, sabırsızlığına, o günkü öfkeye ya da dinginliğe göre şekil alıyor. Bu yüzden el yazısı sabit değil. İnsan değiştikçe yazı da değişiyor. Ama beyin bu değişimi geriden takip ettiği için kendi yazısını okuyamama tam da burada başlıyor.

★★★

Bazen eski günlüklerimden birini açıyorum. Yazı benim, harfler tanıdık ama cümleler yabancı. Okudukça tuhaf bir his geliyor. Yazı bana ait ama ben artık orada değilim. Hani denir ya, o nehrin altından çok sular akmış.

Kendi el yazını okuyamamak biraz da eskiden düşündüğün gibi düşünmediğini fark ettiriyor. Eskiden önemsediğin şeyler artık önemsiz. Eskiden altını çizdiğin cümleye bugün kayıtsızsın. Harfler zor okunuyor çünkü anlam bağı kopmuş.

Çünkü o yazı yazıldığında zihnin başka bir ritimde çalışmaktaydı, belki daha yavaştım, belki daha dikkatli, belki daha romantik, belki daha yalnız hissediyordum kendimi. Bugünün hızıyla o eski el yazısı uyuşmuyor.

Bir defterde kendi el yazını çözememek, hafızanın zayıflığı değil, aksine, hafızanın dürüstlüğü. “Ben artık bu kişi değilim” demenin başka bir yolu. Beyin, geçmiş versiyonunu otomatik olarak güncellemiyor, araya mesafe koyuyor.

★★★

Oysa dijital notlarsa böyle değil. Onlar steril, fontu aynı, aralığı aynı, tonu aynı, zamanla değişmiyor. El yazısıysa yaşlanıyor, sararıyor, dağınıklaşıyor. Tıpkı insan gibi. Belki de bu yüzden bizi rahatsız ediyor çünkü kusuru saklamıyor.

Aslında bu kötü bir şey değil. Her yazdığını rahatça okuyabilsen, hiç değişmemiş olurdun. Okuyamamak, ilerlediğini gösteriyor. Yazı orada kalmış, sen geçip gitmişsin.

Ama işin başka bir tarafı daha var. El yazısı dijitalleşmeye direnen son kalelerden biri. Silinmiyor, güncellenmiyor, otomatik düzeltilmiyor. O an sen neysen, o da öyle kalıyor. Yıllar sonra dönüp baktığında senin değişimini yüzüne vuruyor.