Can Ataklı
27 Ocak 2022

Kar krizi nedeniyle İstanbul’a 2 bakan gönderilmesi ayıp oldu


ANALİZ

Kar krizi nedeniyle İstanbul’a 2 bakan gönderilmesi ayıp oldu

Sosyal medyada görüyordum, iktidar kanadı kar yağışı için çok ciddi bir hazırlık yapıyordu.

Bu hazırlık karla mücadele için değildi.

Beklenti şuydu; “İstanbul’a şiddetli kar yağacak. Belediye önlem almada ve krizi yönetmekte aciz kalacak, cümle saray medyası İBB’nin üzerine çullanacak.”

Ama plan tutmadı.

İBB kar krizinden alnının akıyla çıktı.

Buna karşı planın “çullanma” bölümü aynen uygulandı.

Saray medyası inanılmaz yayınlar yaptı, yapmaya da devam ediyor.

Saray iktidarı her konuda olduğu gibi kar konusunda bile bölücü ve ayırımcı davrandı.

“Bizim yollarımız, sizin yollarınız” ayırımı yapmaya kalktı.

Ancak bu kez oyun ellerini yaktı.

Belli ki her şey önceden hazırlanmıştı.

Kar yağmaya başladığı sıralarda TEM otoyolunda, Kuzey Anadolu Otoyolunda, yeni havalimanı bağlantı yollarında çok ciddi tıkanmalar başlamıştı.

Kısa bir süre sonra İBB’nin sorumluluk alanı dışındaki bu alanlarda hayat tamamen durdu.

İnsanlar 16 saati bulacak korkunç bir eziyeti çekmeye başlamışlardı.

Ankara’dan müjde gibi bir haber duyuruldu.

“Sayın Cumhurbaşkanı, krize el koymaları için iki bakanı görevlendirmişti. Ulaştırma ve İçişleri bakanlarına derhal İstanbul’a gitme talimatı vermişti. İki bakan hemen uçaklarına atladıkları gibi İstanbul’a hareket ettiler, ancak uçak yeni havalimanına inemiyordu, Atatürk Havalimanı’na indirdiler uçağı.”

Peki uçak neden yeni havalimanına inemedi de Atatürk Havalimanı’na inebildi.

Çünkü yeni alanı kar kaplamıştı, uçak inemiyordu, ayrıca inse bile bu kez aprondan terminale kadar gidilemiyordu.

ARA NOT: Merak ediyorum. Yeni havalimanında yüzlerce personel karla kaplı pistleri temizleyemezken, Atatürk Havalimanı nasıl oldu da açık kalabildi. Burada sırf Erdoğan için çalışan daha fazla personel mi tutuluyor yoksa yeni havalimanının yapıldığı yer mi yanlış? Öyle ya aynı kar oraya da yağdı buraya da…

Bunun ötesinde “İstanbul perişan” diyerek talimat veren Cumhurbaşkanına danışmanları belli ki yine doğru bilgi vermemişlerdi.

İBB’nin sorumluluk alanında ciddi bir sorun yoktu, büyük sorun İBB alanı dışında kalan hükümetin sorumluluğundaki yerlerde yaşanıyordu.

İki bakan cumhurbaşkanının emri ile geldikleri İstanbul’da ne yaptılar?

Elbette hiçbir şey.

Ancak hiç çekinmeden medyanın önüne çıkıp “İstanbul’da kapalı yol kalmamıştır, yolda kalan yoktur, her şey kontrol altındadır” diye açıklama yaptılar.

Bunu öyle bir edayla yaptılar ki izleyenler sanki İstanbul’un bütün yollarını bizzat hükümete bağlı ekiplerin açtığını zanneder.

Ancak İstanbul’da yaşayanlar gerçeği biliyordu.

Gece 21.00 ile gece yarısı arasındaki yoğun yağış sırasında sadece üç saatlik aksama gün ışıdığında tamamen ortadan kalkmış İstanbul kent içi trafiğindeki ana yollar tamamen açılmış yan yolların ise tamamına yakını işler hale getirilmişti.

Bütün bunların ötesinde en büyük ayıp ise bu iki bakanın 16 milyonluk kentin seçilmiş belediye başkanı ile bir dakikalığına bile olsa bir araya gelmemesi, hiç konuşmaması oldu.

İktidarın İstanbul’u kaybetme öfkesi nedeniyle gözü öyle bir dönmüş ki, 16 milyonun sağlığı esenliği bir kenara bırakılmış varsa yoksa İmamoğlu’nu zor duruma düşürmek amaçlanmış.

Ama olmadı işte.

Hükümet kendi yarattığı krizin altında kaldı.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Varsa yoksa İmamoğlu’nun yemeği

Baştan hata yaptı mı İmamoğlu, evet yaptı.

Kar krizinin başlamasından biraz önce belli ki önceden verilmiş bir söz gereği İngiltere Konsolosu’yla bir lokantaya gitmiş.

Gece ortalık karıştığında saray trolleri “Millet karda eziyet çekerken İmamoğlu rakı sofrasında keyif yapıyordu” yayınlarına başladı.

Oysa bu yayınların yapıldığı sırada İmamoğlu çoktan yemekten ayrılmış önce AKOM’a gitmiş sonra da bizzat sahaya çıkarak karla mücadele çalışmalarına katılmıştı bile.

Keşke o sırada dönüp “Evet yemekteydim, ne var bunda? Durum kritikleşmeye başlayınca da yemeği bırakıp İstanbul’un başına geçtim” deseydi.

Sessiz kaldı. Niye, bilemiyorum. Ama çok büyük yanlış oldu bu…

İşte bu sessizlik, İBB’nin kar krizinden alnının akıyla çıkması nedeniyle alt üst olan saray medyasının ve saray trollerinin ekmeğine yağ sürdü.

Yapılan her şey bir kenara bırakıldı, İmamoğlu’nun yemeği bir skandal gibi sunulmaya başlandı.

Bir şey fark eder mi?

Etmez tabii.

Saray soytarıları bir süre kendilerini tatmin eder, halkı etkilediklerini sanarak teselli bulurlar.

Oysa İstanbul halkı neyin ne olduğunu çok iyi gördü.

Yapılan haksızlığın, ayırımcılığın ve düşmanlığın ne boyuta ulaştığını gördü.

ÇOK GÜLDÜM

İnternette şu sıralar çok dolaşan bir fıkra

Millet işi “gırgıra vurmaya” başladı mı artık baş etmek mümkün olmaz.

Dikkat ediyorsunuzdur siz de, öncelikle vatandaş artık daha az korkuyor ve konuşuyor.

Açılan davalar, hapse atmalar, dayaklar falan fayda etmiyor.

Sonra mizah giderek daha da yeşeriyor ülkede.

Televizyonlarda bile politik espriler yapılmaya başlandı.

Millet birbirine çok ilginç fıkralar anlatıyor, espriler yapıyor.

İktidar bu durumu görmeli, yoksa hali duman söylemiş olayım.

Şimdi sizlere internet ortamında son günlerde çok paylaşılan bir fıkrayı sunayım.

Ancak son cümlesini “uygun biçimde” değiştirdim, ne olur ne olmaz.

Yaşlı bir camii hocasının genç bir oğlu vardı. Çocuğun meslek seçme konusunda biraz düşünmesinin zamanı gelmişti. Onun yaşındaki birçok genç gibi çocuk da ne yapmak istediğini bilmiyordu ve bu konuda pek endişeli görünmüyordu.

Bir gün, çocuk okuldayken babası bir deney yapmaya karar verdi. Çocuğun odasına gitti ve çalışma masasına dört nesne koydu:

Bir Kur’an-ı Kerim.

Bir 100 dolar banknot.

Bir şişe viski.

Bir porno dergisi.

Yaşlı hoca, “Kapının arkasına saklanacağım” dedi kendi kendine.

“Bugün okuldan eve geldiğinde, hangi nesneyi alacağını göreceğim.”

“Kur’an’ı alırsa, benim gibi bir hoca olacak ve bu harika olur”

“Doları alırsa, bir iş adamı olacak ve bu da sorun değil.”

“Ama şişeyi alırsa; işe yaramaz bir sarhoş serseri olacak, bu çok kötü olur”

“Ve hepsinden kötüsü, o dergiyi alırsa kadın peşinde koşan bir çapkın olacak.”

Yaşlı adam endişeyle bekledi ve çok geçmeden eve giren oğlunun ayak seslerini duydu.

Çocuk odasına girip kitaplarını yatağın üzerine attı. Odadan çıkmak için döndüğünde masanın üzerindeki nesneleri gördü.

Merakla onları incelemeye başladı.

“Allahım hidayet nasip et” diye fısıldadı yaşlı hoca.

Çocuk, Kur’an’ı aldı ve kolunun altına sıkıştırdı. Doları aldı ve cebine attı. Şişenin tıpasını açtı ve derginin sayfalarını hayranlıkla izlerken viskiden büyük bir yudum aldı.

Hoca yıkılmış halde mırıldandı.

“Şu işe bak, benim oğlan bizim partiden milletvekili olacak.” 

KOMİK

Hakikaten insan biraz utanır

Sarayın bakanları muhtemelen ağır bir travma yaşıyor.

Artık bu iktidarın sonunun geldiğinden dolayı korkuya mı kapılıyorlar yoksa ne olup bittiğini hiç fark etmeyecek kadar kendilerini koruma içgüdüsü ile mi davranıyorlar bilemiyorum.

Ama gözlerini kin ve nefret fena halde bürümüş.

Bütün planlarını kar krizi nedeniyle İBB’nin başarısız olacağı üzerine kuran bakanlar olanların farkına bile varamamışlar.

Örneğin Teknoloji Bakanı, “İnsan yapmaya utanır” diye açıklama yapmış.

Şaşırdım gerçekten, bu açıklamayı ‘hiç utanmadan nasıl yaptı?’ diye.

Sora da güldüm haliyle.

Çünkü bu bakan ne olursa olsun İBB’yi karalamak istediği için kafayı İmamoğlu’nun yemeğine takmış “Bakın bu millet size Türkiye’nin en büyük şehirlerini emanet etti, ‘hizmet yapmamız engelleniyor’ diye bahane ürettiniz. Dün İstanbul’da yaşananları hepimiz ekranlardan izledik. İşte dün milyonlarca İstanbullu, şehir merkezinde mahsur kaldı. Kar küremesi yapmanız, tuzlama yapmanız da mı engellendi?” diye sormuş önce.

Oysa bakan bu açıklamayı yaptığı sırada İstanbul kent içinde tuzlanmamış açılmamış yol yok.

Sonra hızını alamamış galiba pek esprili biri olduğunu düşünerek “Karla mücadele, balık tuzlayarak yapılmaz. Koordinasyonla, işinin başında durarak yapılır. İnsan biraz utanır. İstanbul’u kar kıyamet götürüyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı gitmiş bir balıkçı restoranında görüntü veriyor. Bunu gerçekten insan yapmaya utanır. Geçmişte neler yapılmış, onlara baksınlar ve kendilerini kar ile mücadelede biraz geliştirsinler” demiş.

Hakikaten insan bunları söylemeye utanır.

Hele her kar yağdığına perişan olan bir AKP dönemi yaşamış İstanbul’u herkes bilirken bir kere daha utanır.

Ama utanmıyor işte.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

MHP piyanisti bile hakaret olarak kullandı ya…

Şaşıyorum şu MHP’ye.

Ama “olumsuz anlamda” takdir de ediyorum.

Konu ne olursa olsun kendilerinden olmayan herkese mutlaka hakaret edecek bir üslup yaratıyorlar.

Dünyanın sayılı piyano ustalarından Fazıl Say, Ekrem İmamoğlu’na destek olmak için esprili bir tweet atmıştı.

İmamoğlu ve eşi ile kendi eşini gösteren bir fotoğrafın altına, “Yedik içtik eğlendik” dedikten sonra “Bu fotoğrafı Bahçeli çekti” diye yazmıştı.

MHP’nin espriye tahammülü yok.

Hemen parti yönetiminden bir tweet atıldı bu espriye karşı.

Tamam da Fazıl Say’ı dünyada sayılı isimlerden biri haline getiren “piyanistliği” sanki aşağılayıcı bir şeymiş gibi sunulmuş.

Tweete bakın: “İcra ettiği sanatıyla meşgul olmasının kendisi ve camiası açısından daha faydalı olacak bir piyanistin, komiklikten öte lüzumsuz ve hadsiz beyanlarla siyasi yorumlarda bulunmaya kalkması Mesnevi’de hikayesi anlatılan tezeğe saplanmış, kuyruğu kalkık fareyi akıllara getiriyor.”

Nereden buluyorlar bu lafları, çok gülüyorum. Sonra devam ediyor; “Bu piyanistin, piyonist bir edayla Sayın Genel Başkanımıza dil uzatmaya yeltenmesi yerli yersiz öten horozları susturmak için bir parça yağ ile olan imtihanlarına varan akıbetlerini de hatırlatıyor. Fazıl Say, bu yüzden sen sen ol, nasıl öteceğini iyi bil! Yoksa Maazallah sesim çıksın diye uğraşırken, o sesin başkaca ayıplarını ortaya dökmesin. Sanatçısın, sanatınla kal…”

Ömürsünüz vallahi.

Yazarlar

Kar krizi nedeniyle İstanbul’a 2 bakan gönderilmesi ayıp oldu
Can Ataklı