Bölgenin kaderini belirleyecek olan bu çerçeve metni, Hürmüz Boğazı'ndaki ticari faaliyetlerin yeniden canlandırılmasından sahadaki askeri varlığın azaltılmasına kadar çok sayıda kritik detay barındırıyor. 

Gündeme bomba gibi düşen bu gelişmede, krizin başladığı şubat ayından bu yana Washington ve Tahran arasında aylardır süren dolaylı temas trafiğinde Pakistan'ın çok kritik bir arabuluculuk görevi üstlendiği vurgulanıyor.

BOĞAZ, SAVAŞ ÖNCESİNE GERİ DÖNECEK

Yayınlanan taslağın en önemli maddesi doğrudan Hürmüz Boğazı'nın geleceğini ilgilendiriyor. Plana göre, İran'ın bir ay içerisinde boğazdaki ticari deniz taşımacılığını çatışmaların yaşanmadığı "savaş öncesi" seviyelerine geri getirmesi bekleniyor. 

Bu adıma karşılık olarak ABD'nin ise İran çevresinde konuşlandırdığı askeri unsurlarını geri çekeceği ve deniz ablukasını tamamen kaldıracağı öngörülüyor. Sürecin işleyişine dair bir diğer önemli detay ise anlaşma şartlarının askeri gemileri kapsamadığı yönünde. Hürmüz Boğazı'ndaki sivil gemi trafiğinin yalnızca İran ve Umman koordinasyonuyla sağlanacağı ifade ediliyor.

Ortaya çıkan metin bölgede umut vaat etse de, İran yetkilileri taslağın henüz nihai hale gelmediği konusunda temkinli bir duruş sergiliyor. Tahran yönetimi, karşı taraftan "somut doğrulama" görmeden ve adımların uygulandığından emin olmadan sahada herhangi bir hamle yapmayacağının altını çiziyor. Diplomatik takvime göre, tarafların 60 gün içerisinde nihai mutabakata varması halinde, anlaşmanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararına dönüştürülerek uluslararası düzeyde bağlayıcı hale getirilmesi planlanıyor.