Can Ataklı
19 Mayıs 2020

IMF’ye gidemezler çünkü…


ANALİZ

IMF’ye gidemezler çünkü…

Ekonomi her geçen gün biraz daha çöküyor.

İktidar ve yandaşları ne kadar “Çok iyi durumdayız, herkes bizi kıskanıyor, dünyaya örnek oluyoruz” dese de durum tam tersi.

Artık satacak bir şey de kalmadı.

Bu nedenle kimi aklı başında ekonomistler, “En iyisi IMF’ye gitmek” önerisinde bulunuyor.

İktidar ise “IMF’ye gidilmesi mümkün değildir” diyor başka bir şey demiyor.

Ekonomi çevrelerinde IMF’ye gidilmemesi, Erdoğan’ın gururuna bağlanıyor.

Anlatılan şu; Erdoğan, zamanında “IMF’ye borcu kapatan iktidar biz olduk, hatta artık borç bile veriyoruz” diyerek propaganda yapmıştı. Şimdi IMF’ye gitmek zorunda kalmayı siyasetteki en büyük hezimet olarak görüyor ve ne kadar sıkışırsa sıkışsın IMF’yi kabul etmiyor.

Peki gerekçe sadece bu mu?

Bence değil.

Kısa adı IMF olan International Monetary Fund, 189 ülkeden oluşan bir para fonu. Kendi iç tüzüğü dünyadaki para durumunu dengeliyor. Fonda her ülkeden bir temsilcisi oluyor. Ekonomisi zora giren ülkelere para verdiği gibi, ekonomi yönetiminde de söz sahibi oluyor.

IMF, ülkelere kendiliğinden ve durup dururken kredi açmıyor.

Ülkelerin başvurması üzerine ucuz maliyetli maddi destek sağlanıyor.

AKP iktidarı, aslında içine düştüğü bataktan çıkmak için çoktan koşardı IMF kapısına.

Ancak IMF ile anlaşma yapıldığı an fon yönetimi Türkiye’deki kamu harcamalarını disiplin altına alacak.

Bu durumda iktidarın, çoğu kamuoyu bilgisinden kaçırılan tüm harcamaları, hem denetim altına girerek açıklanacak hem de bunların çoğuna izin verilmeyecek.

Bakın IMF’nin “Şunların hesabını verin bakalım” diyeceği hangi konular var;

SURİYELİLERE HARCANAN PARALAR: Erdoğan, Suriye’den gelenler için bugüne kadar 40 milyar doların üzerinde harcama yapıldığını açıkladı. Ancak bunun kaynağı belirsiz, bütçede de görünmüyor. IMF bu paranın hesabını soracaktır.

LİBYA’YA GİDEN PARALAR: AKP iktidarı, sırf İhvan’a destek vermek için Libya’da sadece başkenti elinde tutan güçsüz iktidarla iş birliği yapıyor. Bu ülkeye sayısı bilinmeyen asker ve mühimmat gönderildi ve savaş için yine çok yüksek miktarda açıklanmayan paralar ödeniyor. IMF bu paranın hesabını soracaktır.

ÖRTÜLÜ ÖDENEK İNCELENECEK: Erdoğan döneminde, hem Başbakanlık hem Cumhurbaşkanlığı örtülü ödenek harcamaları astronomik düzeyde arttı. IMF kamu maliyesini denetlerken örtülü ödenek kaynağını da soracak ve hatta sınırlayacaktır.

YOKSULA YARDIM PARALARI: Türkiye, çok uzun yıllardır sosyal devlet kapsamı içinde kimi yoksul yurttaşlara çeşitli kalemler üzerinden yardımlar götürüyor. Ancak AKP iktidarı döneminde, yoksulluk artırıldığı gibi buna ayrılan paralar da büyük miktarlara ulaştı. Çoğunun kaynağı belirsiz bu yardımlar da IMF’nin denetimine girecektir.

YİD’LERE ÖDENEN PARALAR: İktidar sanki yeni bir buluşmuş gibi Yap-İşlet-Devret formülü ile yol, köprü, havaalanı yapan müteahhitlere muazzam paralar ödüyor. Yolcu ve araç geçiş garantisinin de verildiği bu yöntem, IMF gibi sıkı para politikaları uygulayan bir kurumun kabul edeceği bir şey değil.

ŞEHİR HASTANELERİNE ÖDENEN PARALAR: İktidar, dünyada görülmemiş biçimde yaptırdığı devasa hastanelere akıl almaz kiralar ödüyor ve ayrıca hasta garantisi veriyor. IMF’nin mali denetiminde bu tür tuhaflıklara izin verilmesi düşünülemez bile.

BAŞKA ÜLKELERE KORONA YARDIMLARI: Ülkeler arası dayanışma elbette çok önemlidir ama Türkiye henüz kendi ihtiyaçlarını karşılayamadan dünyanın 50 ülkesine tıbbi yardım gönderdi. Tamamen iç politikaya endeksli propaganda amaçlı bu operasyonların, IMF radarına takılmaması mümkün değil.

IMF’nin verdiğim sadece bir örnekteki konulara el atmasına bu iktidarın tahammül göstermesi mümkün mü?

Eğer IMF’ye geçit verilirse ekonomi dışı tüm uygulamalar, ülke kaynaklarının israfı, lüzumsuz milyarlarca liralık harcamalar ortaya çıkacak, iktidar öncelikle kendi oy depolarına yönelik yaptıklarını yapamaz hale gelecek, karizması fena halde çizilecektir.

Bu nedenle IMF’den medet umanların hüsrana uğrayacağını söyleyebilirim.

BUNU YAZMAK GEREK

Nice nice 100 yıllara

Kısa aralıkla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun temel taşlarını oluşturan günlerden ikisini coşkuyla kutladık.

Elbette her yıl aynı coşkuyla kutluyoruz ama bu yılın önemi bir başka.

Çünkü Atatürk’ün, Türkiye’yi kurtarmak için çıktığı yoldaki ilk adımı olan 19 Mayıs’ın bu yıl 101’inci yılı.

20 gün önce de Cumhuriyet’in kuruluşunun ilk kurumsal adımı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 100’üncü yılını kutlamıştık.

Karşı devrimciler, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve devrimlerini yıkmak için tam 100 yıldır çabalıyorlar.

Çok hasar vermekle birlikte henüz net bir sonuca ulaşamadılar. İnanıyorum ki, bunu asla başaramayacaklar.

Çünkü Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin mayasında devrimcilik, ilericilik, çağdaşlık ve uygarlık var.

Ne kadar din istismarı yapılırsa yapılsın, ne kadar Atatürk karşıtlığı propagandası yoğunlaşırsa yoğunlaşsın, en dindar insanlarımız bile Cumhuriyet’in nimetlerinin farkında ve bunlardan asla vazgeçmeyecektir.

Bugünü bütün saygımla selamlarken, “Nice nice 100 yıllara” diyorum.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Yeşil noktalı Türk Bayraklı sosyal medya hesabı dayatması ayrımcılıktır

Lafa gelince “27 Mayıs benzetmesi yapılarak darbe ortamı hazırlanıyor” diyorlar.

Bugünkü iktidar, kendini Menderesler’in, Özallar’ın devamı olarak tanıtırken, “Ama 27 Mayıs’tan önce şunlar oluyordu” kıyaslamaları yapanları da hedef tahtasına koyup ağır hakaretlerle saldırıyorlar.

Dönemler değişiyor, teknolojiler değişiyor, uzun yıllar geçiyor ama belli bir zihniyetin davranış biçimi asla değişmiyor.

Demokrat Parti döneminde “Vatan Cephesi” diye bir şey vardı.

İktidara yakın olanlar Vatan Cephesi’ne katılırlar ve isimler radyodan yayınlanırdı.

Tam bir ayrımcılıktı bu ve Vatan Cephesi, muhalefete karşı bir güç gösterisi olarak kullanılırdı.

Şimdi günümüzde teknoloji çok gelişti, artık sosyal medya var ve Vatan Cephesi benzeri operasyonları yapmak daha da kolay.

Ve AKP aynı Vatan Cephesi mantığı ile sosyal medyada ayırımcı bir operasyon yapıyor.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, iktidara yakın olanların “sosyal medya hesaplarının yanına yeşil nokta ile Türk Bayrağı emojisi” koymasını isteyerek, “Biz de bu hesapların milli olduğunu bileceğiz” diye konuştu.

Ne demektir milli hesap?

Milyonlarca kişinin kullandığı sosyal medya ortamında bu kadar bölücülük, ayırımcılık yapılır mı?

Amaç belli tabii.

Eskiden güç gösterisi yapmak için Vatan Cephesi’ne üye olunması için baskı yapılırdı, günümüzde milli hesap oldu bu.

Şimdi pek çok kamu görevlisi, sıradan vatandaşlar, başlarına bir iş gelmesi korkusu içinde sosyal medya hesaplarının yanına yeşil nokta ve Türk Bayrağı koyacak.

Biz de bunu hatırlatınca, “Vay darbe mi istiyorsun?” türü saçma sapan hakarete maruz kalacağız.

SOSYAL MEDYA

Kiminse bu tweet, harika gönderme yapmış

Bana da sosyal medya üzerinden geldi.

Gönderen, tweeti yazanın adını kapatmış.

Oysa kapatmaya gerek yok çünkü zaten bu tweeti yazan, açık alanda paylaşıyor bunu, yani sorumluluğunu üstlenmiş.

Adı görünmese de çok güzel bir göndermede bulunmuş.

Bir taraftan dünyanın süper ülkesi olduğunuzu, bütün ülkelerin Türkiye’yi kıskandığını, parmak ısırdığını söyleyeceksiniz, öte taraftan her gün milletin cep telefonlarına mesaj atıp “10 lira da sen katkıda bulun” diyeceksiniz.

Kimi de cevabını böyle verir işte.

Üstelik sizin buna cevap bulma şansınız da pek yok.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Allah Allah ne oldu böyle birden acaba?

Kendi görüşlerine uymayan televizyonlara cezalar yağdıran RTÜK Başkanı’nın söyledikleri dün bu köşenin tamamını kapsıyordu.

Bu yazılarımda RTÜK Başkanı’nın “garip sözlerine” yer verirken, “Ama hiç olmazsa gözü kara biçimde söylediklerinin arkasında duruyor, yanlış anlaşıldı, çarpıtıldı gibi bahanelerin arkasına sığınmıyor” demiştim.

Ancak bu 24 saat bile sürmedi.

RTÜK Başkanı, yeni bir açıklama yaparak, daha önce söylediklerini yalayıp yuttu.

İşin garip tarafı, söylediklerinin tam tersini söyleyip kendini savunurken çok alıştığımız “farklı noktalara çekiyorlar, algı yaratıyorlar” klişelerine de yer vermeyi ihmal etmedi.

Dünkü yeni açıklamadan anlıyoruz ki, meğer yandaş tetikçi kanalda yayınlanan “Öldüreceğiz” sözleri, kamu vicdanını derinden yaralamış ve gereği mutlaka yapılacakmış.

Sanki “Bu kanala ceza verip de darbecileri mi sevindireceğiz” diyen RTÜK Başkanı değilmiş gibi, bu kanalda söylenenlerin RTÜK ilkeleri açısından asla kabul edilemez olduğunu söylüyor şimdi.

“Ne oldu böyle, bir gün içinde 180 derece döndü?” diye sorasım geliyor ama “Bu işin içinde başka numara vardır mutlaka” sezgisi de ağır basıyor.

Çünkü bu kafa, yandaş bir kanala usulen bir ceza verip sonra kendilerinden olmayanları daha da beter kesip biçmeye başlayabilirler.

“Görüyorsunuz işte, biz ayrım yapmıyoruz, RTÜK ilkelerini ihlal eden herkese eşit davranıyoruz” diyebilirler.

Yazarlar

IMF’ye gidemezler çünkü…
Can Ataklı