İktidarın yarattığı yeni ortam “Sus susmadıkça sıra sana gelecek”

27 Mart 2020

ANALİZ

İktidarın yarattığı yeni ortam “Sus susmadıkça sıra sana gelecek”

Şu sıralar canım çok sıkkın.

RTÜK cezası ya da Milli Eğitim Bakanlığı’nın suç duyurusunda bulunmasından değil.

Bunların olacağını zaten biliyordum veya “tahmin ediyordum” diyeyim.

İktidar ağır bir başarısızlık ve beceriksizlik içinde ne yapacağını bilemiyor.

Böyle durumlarda gündem değiştirilir, saçma sapan konular tartışılmaya açılır, birileri suçlanır, linç kampanyaları düzenlenir, böylelikle toplumun gözü farklı noktalara kayar, olmadık konuları konuşmaya başlar ve iktidar bu sayede kendini gizler.

Benim canımı sıkan 40 yılı aşkın gazetecilikten sonra uğradığım suçlamanın niteliği.

RTÜK hakkımda diyor ki; “Can Ataklı’nın “Gün Başlıyor” programında, derslerde başörtülü öğretmenlerin yer almasını “çok yanlış ve facia” olarak nitelemesi, ilgili yasanın ‘Yayın hizmetleri… Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz’ ilkesine aykırı bulunarak, Tele 1’e en üst limitten idari yaptırım ve 5 kez program durdurma cezası verildi.”

Bunca yıllık meslek hayatımda ki bunun önemli bölümü yazarlık ve TV yorumculuğu olarak geçti, hakkımda açılmış ciddi tek dava yok.

25 yıl öncesinden kalan bir para cezası dışında mahkumiyetim yok.

Bugüne kadar ırk, din, dil, cinsiyet ayrımı yaptığım tek bir yazım, tek bir konuşmam yok.

Ama RTÜK’ün başkanı “toplumda doğan tepki” bahanesiyle bu suçlamayı yapıyor ve olabilecek en ağır cezanın verilmesini sağlıyor.

Ya Milli Eğitim Bakanı’na ne diyeyim?

Milli Eğitim Bakanı da benim hakkımda “Öğretmenin başörtüsü üzerinden dini değerleri alenen aşağılama, kamu barışını bozmaya teşebbüs ile halkı kin ve düşmanlığa sevk etme” suçlarından cezalandırılması talebiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş.

Hani “aklımı yitireceğim” desem yeridir.

40 yılın sonunda bu kadar saçma sapan bir durumla karşılayacağımı, ülkemin bu hale getirilmiş olacağına inanmak istemiyorum.

Ancak iktidarda AKP var ve “hayal bile edemediklerimiz” oluyor hep.

Arık belli ki tek kelime eleştiri bile duymak istemiyorlar.

Artık gerçeklerin konuşulmasını asla istemiyorlar.

Bilgisizliklerinin, beceriksizliklerinin ortaya çıkmasından çok korkuyorlar.

Yıllardır kullanılan bir slogan var biliyorsunuz.

Her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı “susma, sustukça sıra sana gelecek” diye bağırıyor yüz binlerce insan meydanlarda.

Sanki o günleri geçiyoruz.

“Sus yoksa susmadıkça sıra gelecek” havası hakim ülkede.

Ama merak etmeyin bu da geçecek.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Suç duyurusunda bulunan Milli Eğitim Bakanı’na ben de bazı sorular sormak istiyorum

Uzaktan eğitimle ilgili eleştiri bile değil, bir saptamamı “Öğretmenin başörtüsü üzerinden dini değerleri alenen aşağılama, kamu barışını bozmaya teşebbüs ile halkı kin ve düşmanlığa sevk etme” olarak değerlendirmiş Milli Eğitim Bakanı Selçuk.

Nasıl vardı bu kanıya bilemiyorum.

Bir kere ben “türban” dedim, bakan bey bunu “başörtüsü” olarak telaffuz ediyor.

O ya da bu, benim söylediklerim dini değerleri alenen aşağılama ise demek ki türban ya da başörtüsü Müslüman olmanın bir gereği.

Beni mahkemeye verdiğine göre eğer yargılanırsam ve mahkum olursam, türbanın dini simge olduğu tescil edilmiş olacak.

Ben böyle bir mahkeme olacağını düşünmüyorum ama demek ki bakanımıza göre türban bir dini simge.

O halde eğer izin verirse kendisine bazı sorular sormak istiyorum.

Bakan Selçuk, şu an bakan olduğu için kurduğu ve düne kadar sahibi olduğu Maya okulları ile bir ilgisi olmadığını söyleyebilir.

Öyle olsa bile okullar aile tarafından yönetiliyor ve herkes asıl sahibinin kim olduğunu biliyor.

Bu nedenle;

1- Okullarınızda kaç başörtülü personel var?

2- Bu personelin kaçı öğretmen olarak görev yapıyor?

3- Devlet okullarında uygulanan “haydi camiye” projesi kapsamında bugüne kadar kaç öğrenci sabah namazı için camiye gitti?

4- Devlet okullarında konferanslar veren İlim Yayma Cemiyeti sizin okullarınızda kaç konferans verdi?

5- Devlet okullarında din eğitimi için görevlendirilen sarıklı imamlardan sizin okullarınızda kaç tanesi görevlendirildi?

6- Başta Ensar ve TÜRGEV olmak üzere yardım kurumu olarak görev yapan kuruluşlar okullarınızda hangi aralıklarla stant açıyor, öğrenci toplantıları yapıyor?

7- Bütün okullarınızda devlet okullarında açılmasına izin erdiğiniz mescitler var mı?

8- Öğrenciler bu mescitlerde ders saati olsa bile vakit namazı kılabiliyor mu?

Bu soruları Milli Eğitim Bakanı’na devlet okullarındaki uygulamalarına dayanarak soruyorum.

Bana gelen bilgilere göre bakanın okullarında türbanlı öğretmen ve personel yok, çocuklar camiye götürülmüyor, okullarda mescit yok, hacılar hocalar okullarda ders vermiyor, dinci vakıflar bu okullarda cirit atmıyor.

O halde, trol takımına da sormak isterim; Benim bir durum saptamam karşısında “dine hakaret ettiğim” sonucuna varan bu bakana “Siz okullarınızda çocukları niçin iyi birer Müslüman olarak yetiştirmiyorsunuz?” diye sorar mısınız lütfen.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Bilim adamının söylediği dinen de doğru olabilir tabii de…

Korona ile mücadele kapsamında pek çok adım atılırken bir “Bilim heyeti” kurulması bana göre çok olumluydu.

Siyasi iktidar elbette karar almada önde olacaktı ama bunların bir bilim insanı heyetinden geçmesi içimizi rahatlatır.

Ama gelin görün ki bilim heyeti içinde olan bazı isimler hiç de güven vermiyor.

Örneğin önceki akşam bir televizyon kanalındaki programda Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan da vardı.

Ceylan ilaçlar ve aşılar hakkında konuşurken bu iktidarın çok başvurduğu biçimde dini referanslar kullandı.

Şöyle dedi; “Şimdi buna Allah nasıl bir mekanizmayla ayarlamış bunu. İnsanlar belli bir ortalama yaştan daha uzun yaşayamaz. Bu neyle sağlanır? Bakteri yaratmış Allah, siz buna karşılık ilaçlar, antibiyotikler buluyorsunuz, öldürüyorsunuz. Bu sefer bakteriler, bu dengeyi koruyabilmek için direnç gösteriyor. Allah neden virüsleri yaratmış? Çünkü, insanlar belli sayının üzerinde çoğalamaması gerekir. Yoksa kimse yaşayamaz. Siz ne yapıyorsunuz, bir virüse çiçek hastalığı çıkıyor, ona bir aşı yapıyorsunuz. Sonra ne oluyor,
bir başka virüs çıkıyor, ona da başka bir tedavi uyguluyorsunuz.”

Prof Ceylan aslında “din ile bilimi” harmanlayıp bir gerçeği dile getiriyor.

İçinde Allah inancı olan herkes “Her şeyi yaratanın Allah olduğuna” elbette inanıyor.

Ancak toplumsal bir sağlık sorunun ağır biçimde yaşandığı günlerde, bilimsel bir konuyu dini motiflerle anlatmak toplumun bir kesiminde yanlış davranışlara neden olabilir.

Koronavirüsü konusunda zaten “dini inancı gereği” kendini daha rahat hisseden onca insan varken, dini referansın bir bilim adamı tarafından da kullanılması bu kesimi iyice rahatlatır.

Bu nedenle etkili bir konumda olan bilim insanlarının daha sorumlu olması gerekir bence.

ÇOK GÜLDÜM

Sosyal mesafe sadece Erdoğan’a uygulanıyor galiba

Korona nedeniyle Erdoğan saraydan neredeyse hiç çıkmıyor.

En son Çankaya’daki sağlık toplantısından bu yana Erdoğan’ı saray dışında gören olmadı.

Önceki gün Erdoğan danışmanları yanında olduğu halde bazı bakanların videokonferansla katıldığı toplantıdaydı.

Fotoğrafa bakınca çok dikkat çekici bir durum göze çarpıyordu.

Saraydaki masada “sosyal uzaklık” kuralına uyan tek kişi Erdoğan.

Erdoğan 4 danışmanından bir metre uzakta oturuyor, ama danışmanlar neredeyse omuz omuzalar.

Aynı şekilde ekranda görünen bakan ve uzmanlar da normal düzende oturuyorlar.

Demek ki onlar için bir tehlike yok, sakınılan tek kişi Erdoğan.

Tabii sonuçta ülkenin bir numaralı yöneticisi her türlü belaya karşı sakınılacaktır ama diğerlerinin ki de can değil mi?