Ümit Zileli
28 Ağustos 2020

“İktidarın fetva sorumlusu yine skandal yarattı!”


Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş geçen gün Giresun’a gitti…

Tarihinin en büyük, en acı felaketini yaşayan Giresun sokaklarında dini kıyafetiyle gezinen Erbaş, kederli kent ahalisine yönelik şöyle bir konuşma yaptı:

Biz dua, sabır tevekkül, tahammül edeceğiz. İsyan etmeyeceğiz. Cenab-ı Hak’tan gelen her türlü afet önüne geçemeyeceğimiz için ‘boynumuz kıldan ince” diyeceğiz ama bundan sonra tedbirlerimizi alacağız.

Muhtereme sormak lazım; yalnızca Giresun’a 38 hidroelektrik santralini (HES) Tanrı mı inşa etti?.. 7 HES inşaatını hali hazırda Tanrı mı sürdürüyor? Ormanları bu uğurda Tanrı mı katletti? Dere yataklarına 9 katlı inşaat izinlerini Tanrı mı verdi?

HAYIR!

Giresun halkı, tamamen insan eliyle hazırlanan, rant hırsıyla, aç gözlülükle tasarlanan, sonuçta da koca bir kent halkının ölüme, yokluğa sürüklenmesine neden olan felaket için mi sabır, tevekkül gösterecek, tahammül edecek, isyan etmeyecek?!

Bu nasıl bir kafa yapısı, bu nasıl bir vicdandır?!.

“Ali Erbaş Allah’a iftirada bulundu!”

Üstelik bunu yalnızca ben değil, din konusunda ehil, sözü dinlenen, Kur’an ve hadisler konusunda uzman isimler de söylüyor…

Ali Erbaş’ı “Türkiye’deki iktidarın fetva sorumlusu” olarak tanımlayan, “dinsel kaynak ve inançları pervasızca kullanmakla” suçlayan Nazif Ay, Diyanet İşleri Başkanı’nın Giresun’daki sözleriyle ilgili bakın ne dedi:

Din işleriyle alakalı konulara sağlıklı yorum verip insan psikolojisine katkı sağlaması gereken kurumlar ve onların başındaki sorumsuz kişilerin açıklamalarıyla Allah’a açık açık iftira ettiğine şahit oluyoruz!..

Nazif Ay, Erbaş’ın özellikle vurguladığı “Afetler karşısında boynun kıldan ince” olması ve dolayısıyla kader diye esasında aymazlıklarımız ve ahmaklığımız sonucu meydana gelen kötü durumlara sesimizin çıkmaması tavsiyesine de son derece net bir karşılık verdi:

İslam’daki namaz ibadetinin dışında “boyun eğme” diye bağnaz bir kural yoktur, ama doğruya uyma anlamında genel bir esas bulunmaktadır ki bunun da dinsel temalı olması gerekmez, akla, vicdana ve bilime uygun olması yeterli sebeptir…

Nazif Ay, bunları anlattıktan sonra, “asıl unutulmaması gereken şeyi” de şöyle vurguladı:

Hz. Muhammed, tüm zalimliklere, haksızlıklara ve yanlış dini inanışlara “La” yani “HAYIR” diyen bir isyan kültürünün liderlerindendir!

İslamda “boyun eğme” diye bir şey bulunmadığı bundan daha güzel anlatılamazdı. Sözlerine ve kalemine sağlık…

Can Ataklı’ya hakaret davası!

Can ataklı, neresinden baksanız en az çeyrek asırlık arkadaşımdır…

Soyadı gibi atak, cesur, entelektüel seviyesi yüksek bir gazetecidir. Egemenleri, “en büyük Türk büyüklerini” rahatsız edici sorular sormasıyla da bilinir, tanınır…

Sevgili Can, epeydir özellikle RTÜK tarafından hedefe oturttulmuş, olmadık cezalarla yüz yüze bırakılmıştı. Trol artıklarının küfür ve hakaret kampanyalarını saymıyorum bile! Son olarak da Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla dava açıldı hakkında. İstenen ceza ise 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapis!..

Dün köşesinde bu dava ile ilgili nasıl savunma yapacağını yazdı Can; şöyle diyecekmiş:

Düşünce özgürlüğü, demokrasinin temel ilkesidir. AİHM’e göre ifade özgürlüğü, devletin veya nüfusun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereğidir.

Güzel değil mi? Bu savunma, hakkında hakaret davası açılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatlarının savunmasından alınma!.

Ortak mektup yayınlayan 170 kişiye Erdoğan şöyle seslenmişti:

Vicdansız, hain, ahlaksız, adi, terör yardakçısı!

Can, gayet güzel bulmuş, bu savunma kaybettirmez!..

Yazarlar

“İktidarın fetva sorumlusu yine skandal yarattı!”
Ümit Zileli