Ümit Zileli
4 Mayıs 2021

İktidarın ağır iflası!..


1 Mayıs cumartesi… İşçinin, emekçinin bayram günüydü…

AKP’li Cumhurbaşkanı’nın “kapanma sürecini nerede geçireceksiniz?” sorusuna “en kötü ihtimalle Türkiye’de geçireceğim!” açıklamasından yalnızca birkaç saat sonra, çiçeği burnunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin işçi sendikalarını ziyaret ediyordu.

Muhterem bakan, gerçekten çok özlü, dinleyenleri “özgürlük” adına sevindiren bir konuşma yaptı. İzleyip okumayanlar için paylaşayım:

1 Mayıs ancak özgürlüğün olduğu yerde kutlanır. Özgürlüğün olmadığı ülkelerde, kapalı toplumlarda, kapalı rejimlerde 1 Mayıs kutlanmaz!

Ne güzel değil mi? İnsanın içini ferahlatan hemen meydanlara koşma ihtiyacı hissettiren bir konuşma tam anlamıyla!..

Bakan bu “özgürlük nutkunu” atarken Taksim çoktan barikatlarla kapatılmış, Atatürk Anıtı adeta muhasara altına alınmış, tüm alan yaya trafiğine kapatılmış, gökte polis helikopteri, meydanın her köşesinde çevik kuvvet elemanları tur atıyordu!

Ortaklar Caddesi’nden Taksim’e yürümek isteyen işçiler polis müdahalesiyle dağıtılıyor, en az 50 kişi gözaltına alınıyordu!..

Şişli’den Taksim’e yürümek isteyen Birleşik Mücadele üyesi 11 genç ise az görülür bir sertlikle gözaltına alındı; genç kızlar sürüklendi, yere yatırılarak ters kelepçe takıldı, darp edildi bir kişinin kolu kırıldı! Mahalle sakinleri gençlere uygulanan şiddeti balkonlarından protesto etti…

Örnek çok, örnek yüzlerce, gözaltına alınanların sayısı da yüzlerle ölçülüyor!

Çalışma Bakanı Bilgin’in tarif ettiği  “1 Mayıs kutlama özgürlüğü” bu muydu yoksa, fotoğraf her şeyi anlatıyor değil mi!..

Gazeteciye “niye çektin” müdahalesi!..

Aynı türde manzaralar yalnızca İstanbul’da değil, başta Ankara, İzmir olmak üzere pek çok yerde görüldü…

Mesela Trabzon’da, polisin aracın altına ittiği Berna Yılmaz gözünden yaralandı… İzmir’de “1 Mayıs yasaklara sığmaz” sloganıyla kutlama yapmak isteyen işçiler, öğrenciler sokaklardan toplanarak gözaltına alındı…

İşçiler gibi olayları izleyen gazeteciler de “orantısız güç” kabusunun hedefleri arasındaydı! Mesela Ankara’da Yol TV muhabiri Özge Çelik telefonu ile olan biteni görüntülerken polisin hışmına uğradı. Yol TV’nin yayınladığı görüntüler gerçekten çok öğretici!

-Polis: Çekim yapmıyorsunuz, kapatın onu!

-Muhabir: Neye göre, Basın?

-Polis: Daha yeni genelge yayımlandı, kapatın onu!

Muhabir, basın kartını gösterdi, polis “O ne?” diye sordu, muhabir “basın kartı” yanıtını verince polis telefonu alıp yere attı. Muhabir telaşla “Tamam telefonumu ezme!” diye bağırdı. Polisin ise bir başka polise “silsene şunu ben anlamıyorum” diye söylendiği görüldü!

Polisin “yeni genelge” dediği, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “kişisel verilerin korunması kanununu uyguluyoruz” kılıfıyla aslında yurttaşlara orantısız güç kullanan, anayasada açıkça tarif edilen haklarını kullanan insanları şiddet kullanarak önlemeye kalkışanları korumaya alan “görüntü almak yasak” genelgesi!..

AKP’li Cumhurbaşkanı, bu olaylar yaşandıktan sonra Tuzla’da işçilerle birlikte katıldığı iftar programında bakın ne dedi:

Hamdolsun, son aldığım bilgilere göre Türkiye genelinde herhangi ağır sayılabilecek, yaralama vesaire gibi bir olay cereyan etmedi!..

Bu arada, unutmadan belirteyim; aynı gün “İnsan Hakları Eylem Planı” devreye girdi!

Hamdolsun girdi, ya girmeseydi? Maazallah yani!..

İşkencedere Vadisi’nde “alicengiz” oyunu!..

Rize’nin İkizdere İlçesi’nde bir insanlık dramı yaşanıyor…

Saraya yakınlığı ile öne çıkan Mehmet Cengiz’in inşaat şirketinin İşkencedere Vadisi’nde yeşili, doğal hayatı yok edecek taş ocağı projesine yöre halkı günlerdir direniyor…

Hem de jandarma dayağına, biber gazına, gözaltılara karşın sabah akşam demeden nöbet tutmacasına!..

Kadın, çocuk yaşlı demeden sürdürülen direnişte öyle manzaralar var ki, gözyaşlarına engel olamıyor görenler… Son olarak kesilmek istenen ağaçlara çıkarak direnişi sürdüren köylülerden bir kadın jandarmaya şöyle seslendi:

Komutan, ben buradayken benim ağacımı kesemezler!..

Jandarma baktı ki, köylüler ağaçtan inmiyor, aşağıda olanları gözaltına aldı! Bu arada Cengiz İnşaat’ın, taş ocağı daha faaliyete bile geçmeden 2.5 kat kapasite artırımı istediği, iki ay içinde iki ayrı başvuru yaptığı da ortaya çıktı, iyi mi!.. Kendisi de o yöreden olan Mehmet Cengiz, kendi hemşerilerine bu azabı niçin yaşatıyor peki?

Daha uzak olursa maliyet artıyormuş!..

İnsanlığın da, vicdanın da maliyeti vardır Mehmet Bey…

Hem de hiçbir paranın ödeyemeyeceği bir maliyet!

 

Yazarlar

İktidarın ağır iflası!..
Ümit Zileli