Anneannem derdi ki: “Söyleme sırrını dostuna, o da söyler dostuna.” Çocukken bana bu abartı gibi gelirdi. İnsan en yakınına bile güvenemeyecekse dostluğun ne anlamı var? Büyüdükçe anladım. İki kişinin bildiği şey artık sır değildir ve anlatılan ağızdan çıktığı anda dolaşıma girmeyi bekleyen bir bilgidir.

Oysa insan paylaşmak, içini dökmek ister. Yük hafiflesin, biri anlasın, yanında dursun ister. Ama sır dediğimiz şey paylaşıldığı anda artık sadece sana ait değildir. Kontrol el değiştirir. Çünkü herkes anlatılanı kendi filtresiyle süzer, kendi doğrularıyla yargılar, kendi egosuna göre anlamlandırır ve öyle saklar.

Daha sonra bir gün kimi iyi niyetle örnek vermek için anlatır, kimi size kızdığı için, kimi kıskandığı için sırrınızı bir başkasıyla paylaşır.

Diyelim ki iş yerinde yaşadığın bir haksızlığı en yakın arkadaşına anlattın. Kimseye söylemeyeceğine söz verdi. Gerçekten de kötü niyetli değil. Ama bir gün kendi derdini anlatırken, “Benim bir arkadaşım da aynı şeyi yaşadı” diye cümleye girer. İsim vermez belki ama ortam küçükse herkes kim olduğunu anlar. Senin içini döktüğün mesele, başkasının sohbet malzemesi olur.

Kimi de bilinçli şekilde saklar ve zamanı gelince koz olarak çıkarır. Diyelim bir ilişkide yaşadığın kırgınlığı paylaştın. En mahrem yerinden. “Onu seviyorum ama şunu yaptı” dedin. O sırada seni dinleyen kişi seni teselli eder. Haklı olduğunu söyler. Hatta akıl verir. Sonra bir gün bambaşka bir yerde, bambaşka bir fikirde ya da alakasız bir olayda yollar ayrıldığında, o gün anlattıkların önüne konur. “Ama sen de böyle yapmıştın, sen de böyle düşünmüştün” diye yüzüne vurulur. Paylaştığın şey, sana karşı bir delile dönüşür. Bir anda kendi yaşadığın şey için kendini savunurken bulursun. İçini döktüğün için borçlu çıkarsın.

İnsan güvendiğine konuşur çünkü bunu kendisine karşı kullanmayacağını varsayar. Ama dünya öyle bir yer değil. İnsanlar kötü oldukları için değil, insan oldukları için yapar bunu. Asıl mesele insanların zayıf, kırılgan ve çıkar anında kendini korumaya programlı olmasıdır. Aldığı bilgiyi hafıza tutar. Duygular değişir, dengeler bozulur. Tehdit algıladığında savunmaya geçer ve elindekini kullanır.

Yani sır, paylaşıldığı anda sadece senin olmaktan çıkar. Artık senin kontrolünde değildir. Karşındakine sadece bilgi değil, aynı zamanda güç de verirsin. Ve o gücün bir gün sana karşı kullanılmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Bırakılan emanet, karşı tarafın karakterine, o anki ruh haline ve ilişkinin geleceğine bağlıdır.

Her iç döküş rahatlama değildir. Bazen kendi aleyhine açılmış bir dosyadır. Paylaştığın bilgi, bir gün savunmak zorunda kalacağın bir cümleye dönüşebilir.