Ümit Zileli
7 Ocak 2022

Hırsıza hazine teslim edilir mi?


Yeni nesil pek tanımaz ama bir zamanlar pek meşhurdu!

Adı Şevki Yılmaz… 1994’te. Refah Partisi’nden Rize Belediye Başkanı seçildi… Daha önce üç kez hem milletvekilliği hem de belediye başkanlığı için aday olmuş, bir türlü seçilememişti. 94’te ise muradına erdi! 1995 yılında belediye başkanlıklarının birinci yılını dolduran Recep Tayyip Erdoğan ve Melih Gökçek ile birlikte onu da Kanal 6’da yaptığım “Pusula Programına” davet etmiştim. Önce reddetmiş, İstanbul ve Ankara belediye başkanlarının kabul ettiğini duyunca arayıp katılmak istediğini söylemiş, bu kez de ben kabul etmemiştim!

Enteresan bir kişilikti. 1992’de Hac sırasında Arafat’ta ettiği yemin ve dinleyenlerin sözlerini tekrarladığı görüntüler ortaya çıkınca büyük tepki toplamıştı. Yemin şöyleydi:

Ya rabbi!. Ya Rabbel alemin!. Bu Arafat meydanında; dünya elbisesini çıkararak, kabir elbisesine büründüğümüz bu mübarek mekânda, ‘sana söz veriyoruz, resulüne söz veriyoruz!.’ bundan böyle, sana savaş açan: sağcılık, solculuk, kemalizm, kapitalizm, laiklik ve bütün şeytani düzenleri boykot ederek, seninle bizim aramıza İslam’dan başka, Kur’an’dan başka hiçbir nizamı sokmamak için; canımızla, malımızla, tıpkı Bilal gibi, Sümeyye gibi, senin dinin uğrunda nöbete koşuyoruz!. Nöbete geliyoruz!. Refah için, milli görüş için bütün gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz!..

Ortalık karışınca bu muhterem, “bana komple yapıldı” diye ortaya çıkacak, millet “ne demek istiyor acaba?” diye düşünürken “komplo” demek istediği anlaşılacaktı!

Bu daha başlangıçtı!

“2.5 milyon fahişe!”

Milleti germekte, hakaret etmekte üstüne yoktu…

Mesela, belediye başkanıyken Atatürk anıtına çelenk koymayı reddetmiş, nedenini de şöyle açıklamıştı:

Ata, ite, puta tapmayız!

Laiklik, Cumhuriyet en büyük düşmanlarıydı… “Laiklik tarihin çöp sepetine gitmiştir” diyen de oydu, TBMM mensuplarına “p…evenkler” diye hakaret eden de… 1997 yılında katıldığı bir TV programında Türk kadınlarını hedef alarak hiç utanmadan şu bayağı açıklamaya imza atmıştı:

Türkiye’de 2.5 milyon fahişe var!

Dönemin Gaziantep Belediye Başkanı Celal Doğan, genelev açılışında “biz herkese eşitiz” deyince sahne almış ve hiç utanmadan şu cümleyi, kurmuştu:

Madem eşitsin, önce karını gönder oraya!

Celal Doğan, bunun karşılığında genelevin bulunduğu caddeye “Şevki Yılmaz Caddesi” ismini verecek, mahkeme yoluyla kazandığı tazminatı da genelevde çalışan kadınlar arasında bölüştürecekti!

28 Şubat döneminde Refah Partisi’nin kapatılmasında Şevki Yılmaz’ın söylem ve eylemleri ilk sırada yer aldı. Parti kapatıldı; Yılmaz’da yasaklı siyasilerden biriydi ama çoktaan kapağı Almanya’ya atmıştı!

Yıllarca kaldı Almanya’da; zamanı cihad çağrıları yapmak, karşıtlarına bol bol hakaret ve iftiralar sıvamakla geçti. AKP’nin iktidara gelişinden iki yıl sonra, 2004’te Türkiye’ye döndü. 2006 yılından itibaren Kocaeli’ni merkez seçti ve kısa zamanda büyük bir deha örneği gösterip “Özel Okul zinciri” sahibi oldu! Kocaeli’nin neredeyse her ilçesine, köylerine varana dek Kuran kusu kurma ayrıcalığı da onundu!

Kendisine bir türlü milletvekilliği ayarlayamadı ancak oğlu 2018’de AKP’den milletvekili olmayı başardı… Anlattıklarım çok kısa bir özgeçmiş yalnızca…

Tümünü anlatmaya kalksam pehlivan tefrikalarını geride bırakır!

İktidardan düşme korkusu başlayınca!

Bu muhterem zat, su sıralarda gerici bir mevkutede edindiği köşesinde yazılar yazıp, aynı isimli TV’de yorum yapıyor…

Geçenlerde çalıştığı TV kanalında iktidara akıl veren muhterem, bakın nasıl sesleniyordu partinin zirvesine:

23 Kasım seçimlerine gelmeden AK Parti kasanın ağzını açması lazım. Efendim 700 ton altınımız var, Merkez Bankası’nda şu kadar dolarımız var diyorsunuz. Kime bırakacaksınız? Bu hırsızlara mı?

Sonrasında ise baktı ki fena eleştiri geliyor, “bana komple yaptılar!” tadında eski taktiğine sarılarak şöyle dedi:

Görüntüler montaj!

Şimdi sormak gerek: Efendi, senin görüntülerin mi sahte, yoksa ağzından çıkanlar mı değiştirilmiş? Her söylediğini daha sonra “Komple”, “Montaj” diye inkar etmekten hiç mi hicap duymuyorsun?

Hırsız meselesine gelince; hiç sıkılmadan ettiğin iftirayı ispat edebilmeye yüreğin yetiyorsa önce bu sütun sana açık olacaktır, hodri meydan!

Ama bu tür, maalesef böyledir; yakası açılmadık hakaretleri, iftiraları, “benden sonra tufan” tadında öğütleri sallar, başı sıkışınca da geri adım atmakta hiç beis görmez…

Karakter meselesi tabii… 

Yazarlar

Hırsıza hazine teslim edilir mi?
Ümit Zileli