Hüsnü Mahalli
10 Haziran 2020

Hikayeler bitmez


Kanlı Arap Baharı 10’uncu yılında.

Türkiye’nin son 10 yılda yaşadığı iç ve dış sorunlarının tümü, dolaylı ya da dolaysız Arap Baharı’yla ilgilidir.

Örneğin Suriye konusu.

Şimdi de Libya.

Birçok nedenden dolayı ikisi birbirine bağlı.

Suriye Akdeniz’in doğusunda, Libya ise batısında.

Suriye’de savaşan yerli ve yabancı militanlar Türkiye üzerinden Libya’ya taşınıyor.

Her iki ülke, başta ABD olmak üzere batının ve dolayısıyla Rusya’nın ilgi alanında.

Her iki ülkede olup biten ve önümüzdeki 20-30 yıl içinde yaşanacak olan her şey, Türkiye’yi yakından ilgilendirecektir.

Yani Türkiye önümüzdeki 20-30 yıl içinde enerjisinin büyük bölümünü, bu iki ülke için harcayacaktır.

Dolaylı-dolaysız.

Son iki haftanın gelişmeleri, bunu yeterince kanıtlıyor.

Hikaye 23 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’la konuşmasıyla başladı. O konuşmadan hemen sonra Ankara’nın desteklediği Sarraj’a bağlı güçler saldırıya geçerek Mısır, BAE, Suudi Arabistan, Fransa, Almanya ve Rusya’nın desteklediği Hafter’in kontrolünde bulunan ve aralarında başkent Trablus’un da bulunduğu bazı şehirleri ele geçirdi.

Nasıl oldu?

Kimin eli kiminin cebinde?

Tam bu sırada Sarraj, Ankara’da Erdoğan’la konuşurken; Hafter, Kahire’de Sisi ile görüşüyordu.

Yine bu sırada Ankara Kasım 2019’de Libya ile imzaladığı Deniz Anlaşması’nın devamı olarak Akdeniz’de Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgesi’nin sınırlarıyla ilgili haritayı BM’ye bildirdi ve burada belirlediği bazı bölgelerde doğal gaz ve petrol arayacağını ilan etti.

Kıbrıs (Rumlar), Yunanistan, Mısır ve İtalya itiraz etti sonra da kendi aralarında deniz anlaşmaları yapmak için hazırlıklara başladılar.

İsrail ise dengelere oynuyor.

Yabancı medya, Ankara’nın İsrail ile görüşmeler yaptığını yazıyor. Buradaki amaç İsrail’i Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan ittifakından ayırmak; sonra da İsrail gazını Türkiye’ye taşımaktır.

O da kolay değil çünkü borular Lübnan ve Suriye’nin kıta sahanlığından geçmesi gerekiyor ve Ankara’nın Şam ile diplomatik ilişkisi bile yok.

Özetle bu kargaşanın sonu yok ve olmayacaktır.

“Yurtta sulh, cihanda sulh” olmadan işler giderek karışacaktır.

Üstelik bu işin içinde şimdi de petrol ve doğal gaz yani milyarlarca dolar var.

İdeoloji bu işin bonusu.

Çünkü AKP’nin Arap Baharı sonrasındaki tüm iç ve dış politikalarının temelinde ideoloji yani İslamcılık var.

Son örnek:

Ayasofya’nın ibadete açılması konusu.

Bir yıl önce kendisinin itiraz ettiği konuyu şimdi gündeme taşıyan Cumhurbaşkanı Erdoğan büyük olasılıkla dışarıya mesaj veriyor.

Ankara’nın Doğu Akdeniz planlarına karşı çıkan Yunanistan’a ve AKP’nin peşinden giden bölge İslamcılarına.

Osmanlı mirasçısı gibi davranan ve saltanat/hilafet söylemlerini dillendirerek dünya İslamcılarını kazanmaya çalışan AKP, Fatih Sultan Mehmet’in izinden gittiğini kanıtlamak durumundadır.

Ayasofya konusu içerden çok, daha fazla dışarda tartışılmaktadır.

Özellikle İslamcılar arasında.

Elinde İncil’le kilise önünde poz veren Trump, bu işe ne der bilinmez ama sonuçta onun karşı çıkacağı bir konuda Erdoğan’ın ısrarcı olması pek olası görünmüyor.

Rahip Brunson olayında gördük.

Şimdi daha zor.

Hazretleri Libya’da Erdoğan’a destek vermekle yetinmemiş, belki de Suriye’de birlikte iş yapalım demiştir.

PYD/YPG ne olur bilinmez ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki akşam Trump’la yaptığı telefon görüşmesinden sonra söylediklerine bakılırsa, ABD ile ilişkilerde yeni bir dönem başlıyor gibi.

Yeni dönemin ilk sinyalleri arasında S-400’lerin depoda tutulması ve İdlib konusunda Rusya ile didişmek.

Doğruysa çok yakında İdlib’de işler karışacak demektir.

İdlib karışırsa, Libya karışır.

Her ikisi karışırsa, Doğu ve Batı Akdeniz karışır.

Yazla birlikte heyecan ve tansiyon giderek yükseliyor.

Kaçınılmaz olarak.

AKP’nin şimdiki tutum ve davranışlarından vazgeçeceğini sanmıyorum.

AKP’nin böyle bir niyeti olsaydı içerde toplumun tüm kesimleriyle barışır ülkeyi rahatlatmaya çalışırdı.

Var mı böyle bir belirti?

Sizi bilmem ama ben görmüyorum.

Yazarlar

Hikayeler bitmez
Hüsnü Mahalli