Hayatımda bir kez bile bahis ya da kumar oynamadım.
Herhalde oynadığım tek bahis “lades”tir! Onda da hep kaybederdim.
Yalan olmasın; Demirören’e geçene kadar her yılbaşı öncesinde bir-iki çeyrek bilet alırdım ama amorti bile kazandığım olmadı!
Benim kişisel bahis ya da kumar tarihim bundan ibaret.
Oysa son zamanlarda yapılan operasyonlar gösteriyor ki halkımız bu konularda hayli deneyimli.
Neredeyse oynamayan kalmamış!
★★★
Peki; kumarın haram, kumarhanelerin de yasak olduğu güzel ülkemizde en büyük kumarhane hangi kurum?
Milli Piyango...
Bu kurumun şans oyunları düzenleme yetkisini 2030 yılına kadar üstlenen Demirören ve İtalyan ortakları Sisal, kumara son beş yıldır kelimenin tam anlamıyla kitleselleştirdi.
Her yeri kumarhane, herkesi kumarbaz yaptı!
★★★
Gelelim bana bu yazıyı yazdıran tanıklığıma:
Dün bizim kasabanın pazarının kurulduğu gündü...
Patates soğan bir şeyler alırken, beldenin en büyük camisinin önünde elinde bir tomar kağıtla bekleyen piyangocu dikkatimi çekti.
O sırada Cuma namazını kılanlar, pazardaki kalabalığın arasına karışıyordu ki, en az sekiz-dokuz kişi, bizim piyangocu arkadaşın çevresini sarıp, kazı-kazan oynamaya başladı.
Aralarında, başındaki takkeyi çıkarmayı unutan dini bütün bir amcamız bile vardı.
Sıra ona geldiğinde elindeki 200 lirayı verdi, bir iki kupon alıp kazımaya başladı...
Sonra kazıdığı kuponları, piyangocunun hemen yanındaki çöp kovasına atıp söylendi:
“Ulan deyyus günaha soktun beni... Pazar parasını sana verdim!”
★★★
Demem o ki; geçim sıkıntısı çeken, bu yüzden “kolaydan para kazanma” arayışlarına giren halkımız da işin kolayını buldu.
Bu saydığım “nanelerin” hepsini yiyip sonra bu işlerden para kazananlara kızıyor:
“Ulan deyyus günaha soktun beni...”
★★★
Legal kumarhaneler devri Özal’la başladı ve büyüdü; 11 Şubat 1998’de Necmettin Erbakan’ın Başbakan olduğu Refahyol Hükümeti tarafından da bitirildi.
Neden kapattı kumarhaneleri Erbakan?
Çünkü kumardan gelen para haramdı ve o “Ben bu parayla millete hizmet götürmem” diyordu.
Devlete haram para yedirmedi ama kendisi Bosna için toplanan yaklaşık 1 trilyon lirayı “yemek”ten
Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Cezası da bugünkü “haram yemeyen” eski dava arkadaşları tarafından çıkarılan yasayla “ev hapsi”ne çevrildi.
★★★
Peki; kumarhaneler kapatılınca kumar bitti mi?
Hayır!
En büyük kumarhaneci, bizzat devletin kendisi haline geldi.
Son birkaç aydır polis oraya buraya baskın yapıp bahis oynatanları yakalıyor, mahkemeler de içeri atıyor ya...
Oysa asıl büyük kumarcılar bu işi halkın canını yaka yaka, üstelik “yasal kılıf”la yapıyor...
Ve zaten tüm bu operasyonlar, halkımızı kötü alışkanlıklardan korumak için değil...
Bu işi yasal olarak yapan Demirören’in ve diğerlerinin daha çok kazanması için düzenleniyor.
Suçlu ve güçlü!
AKP Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan yerel gazetecilerle yaptığı söyleşide 450 bin lirayı bulan maaşıyla geçinemediğini söylemişti:
“Ben emekli maaşımla, milletvekili maaşımı sana vereceğim. Gel sen, bunlarla bir ay içerisinde idare et. Bir daha söylüyorum, herkese verebilirim. Benim yaşadığım giderleri ve gelirimi size vereceğim. Buyurun, siz bu işin içinden çıkın...”
Ben de dünkü “Edep ya hû” başlıklı yazımda bu sözleri eleştirmiştim.
Böyle bir skandaldan sonra ne beklersiniz?
Çıkacak ve başta partisi tarafından 20 bin lirayla geçinmek zorunda bırakılan 4.5 milyon emekliler olmak üzere kamuoyundan özür dileyecek...
Nerede?
Bırakın özür dilemeyi, beyefendi kendisine tepki gösterenleri suçlamış:
“Böyle algılayanlar tarafından sözlerim yanlış yorumlandı ve bağlamından koparıldı...”
★★★
Hem suçlu, hem güçlü!
İnsan hata yapabilir, kontrolsüz davranabilir. Birilerini istemeden de olsa kırabilir, üzebilir.
Çıkıp özür diler!
Ama AKP’li arkadaşların çok önemli özelliklerinden biri de ne yaparlarsa yapsınlar, asla özür dilememeleri...
Ne yapar eder, zeytinyağı gibi üste çıkarlar.
★★★
Bu arkadaş Tekirdağ’ın en büyük yol üstü köftecilerinden biri olan Özcanlar Köfte’nin sahibiymiş...
Ayda 450 bin liranın az gelmesinin asıl nedeni bu!
Demiyor ki, “Ben bu parayı bir günde kazanıyorum!”
★★★
Peki; suç kimin?
Bu zenginlere “para karşılığı” vekillik ya da belediye başkanlığı satanlarda...
Açları doyuruyoruz da...
Tok adamın gözünü doyurmaya bizim bütçemiz yeter mi?
GÜNÜN SORUSU
Sol Partili üç kişi İstanbul Sefaköy’de, “Şeriata, faşizme karşı laik, devrimci, demokratik cumhuriyet” yazılı pankart astıkları için gözaltına alınmış. Sorum emniyet görevlilerine:
Anayasamızın ikinci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin “demokratik ve laik bir hukuk devleti” olduğu yazılıyken, bu gençleri tutuklamakla anayasal bir suç işlediğinizin farkında mısınız?